Skip to content

Nuh'un gemisini bulan, tekboynuzlu atın boynuzunu da bulsun!

27 Nisan 2010, ekleyen Ali Mert

Epey zaman olduydu, Ağrı Dağı'na gofer ağacından yapılma özel gemi (parçacıkları) aramaya giden hayalperestlerden bir ekip, "Bulduk, bulduk, Nuh'un gemisini bulduk" diye ortalığa çıkmayalı. Çıkmış şimdi yenisi. AA'ya konuşmuşlar, gazetelerde de (hem de ilk sayfadan) yer bulmuşlar. (kaynak) Kimi gazetelere göre Çinli, kimilerine göre Hong Kong'lu (karışık mesele) olan bulucu grubun içinde, Türkler de var. Ağrı vali yardımcısından aldıkları fahri hemşerilik belgeleri bile var. Mutlular. Henüz geminin yerini açıklamamışlar. Ama yakında buluntularını paylaşacaklar: (gemideki hayvanları bir arada tutmak için kullanılan) ipler, çiviler, tahtalar... Talebimiz, uyarına gelirse, tekboynuzlu atın boynuzunun da bunlar arasına eklenmesi. Şöyle ki: 

                                         

Ekseriyetle daha önceki buluntu meraklılarının geride bıraktığı çer-çöpü Nuh'a ve gemisine yakıştırarak "yeniden bulan" bu "büyük kâşif"lerin, efsaneleri gerçeğe dönüştürmek için sarf ettikleri çaba ne kadar takdire şayan olursa olsun, "saraka" da baki! En güzelini, Julian Barnes yapmıştı tabii ki... "10 ½ Bölümde Dünya Tarihi" adlı kitabının ana izleği, Nuh'un gemisi. Önce gemiye gofer ağaçlarına sızmak suretiyle kaçak binen tahta kurtlarının gözünden göreceğiniz efsaneyi, ardından dağa çıkıp "buluntular"la dönen hayalperestlerin zihninden de görerek eğleniyorsunuz bir güzel.

Nuh'un ve oğulları Ham ile Sam'ın dinmek bilmez iştahı yüzünden gemide yiyip bitirdikleri türlere (kutup dalgıçkuşu, şahmeran, ateş semenderi ve benzerleri)  üzülmemek de elde değil. Türk kâşifi destekli Hong Konglu yahut Çinli ekip, kaçak tahta kurularıyla birlikte bunların da izini bulabilir belki.   

Tabii yenmek dışında, bir de "bok yoluna" gidenler var. İşte iki örnek:

"Kızıl yakut kuşu da gitti, hem de Ham'ın karısının bir yerlerden duyduğu ve kuşun kafatasının içinde değerli bir mücevher olduğunu rivayet eden gülünç bir hikâyeden ötürü. Ham'ın karısı her zaman iki dirhem bir çekirdek giyinirdi. Bu yüzden, kızıl yakut kuşlarından birini alıp kafasını uçurdular, sonra yardılar, ama içinde hiçbir şey bulamadılar. Belki de mücevher sadece dişisinin kafasında bulunuyordur, dedi Ham'ın karısı. Bunun üzerine onun da kafasını yarıp açtılar, ama sonuç yine olumsuz oldu."

(...)

"Ancak, en üzücü olay tekboynuzlu at meselesinde yaşandı. Olay bizi aylarca üzdü. Elbette her zamanki aşağılık söylentiler ortalıkta dolaşıyordu - Ham'ın karısının boynuzu iğrenç bir amaçla kullandığı öne sürülüyordu - ve sonra, hayvanın ölümünün hemen ardından, onun karakteri konusunda yetkililer tarafından her zamanki gibi bir karalama kampanyası başlatıldı; buysa bizi biraz daha üzdü. Nuh'un kıskanç biri olduğu su götürmez bir gerçekti. Hepimiz de tekboynuzlu ata saygı gösteriyorduk ve o buna katlanamadı. Nuh - gerçeği söylememenin ne anlamı var ki- huysuz, pis kokan, güvenilmez, kıskanç ve korkak biriydi. İyi bir gemici bile değildi: Dalgalar kabarınca kamarasına çekilir, kendini gofer ağacından yatağının üzerine atar ve oradan da ancak yine gofer ağacından yapılma leğenine kusmak için kalkardı; kusmuğunun kokusunu ta öbür güverteden alırdınız. Oysa tekboynuzlu at güçlü, dürüst, korkusuzdu, kusursuz denebilecek kadar bakımlıydı ve ömründe deniz tutması nedir bilmemiş bir denizciydi. Bir kez bir fırtına sırasında, Ham'ın karısının küpeşte yakınında ayağı kaydı ve az daha denize düşüyordu. Tekboynuzlu at - popülerliğinden ötürü güvertede dolaşma ayrıcalığına sahipti o- dörtnala koşturup boynuzunu kadının arkasında sürünen pelerine sapladı ve böylece de onu güverteye mıhlamış oldu. Bu yiğitliğinden ötürü çok çok teşekkürler aldı; Nuh ailesi ertesi pazar onu dosdoğru tencereye yolladılar. Size garanti verebilirim. Sam'ın teknesine buharı üzerinde bir tencere götüren doğanla şahsen konuştum."

Kaynak: Julian Barnes, "10½ Bölümde Dünya Tarihi, Çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı

Yorumlar

Yafes hayvan öldürmemiş mi?

27 Nisan 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3061

O kitapta Yafes yok mu? Malum; Türkler, İranlılar, diğer asyalılar ve Avrupalılar, Hami ve Sami değil Yasefidirler. Biz Türkler Yafes'in oğlu Mecüc'ün (Mağok) soyundanmışız. Bazıları İtalyan ve İspanyolların dedesi Tubal'deniz demiş ama sonradan Tubalın torunlarıyla karışmışızdır bence. (Bir de Yam var, o babasına asi gelip anasıyla birlikte tufanda boğulmuştur. Yamyamların atasının da o olduğunu söylerdi ninem) Yani Yafes'in torunları olarak atamızın gereksiz yere hayvan öldürmemesiyle övünebilir miyiz acaba?

yafes konusu karışık.

27 Nisan 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3063

yafes konusu karışık. buluntucu ekip bu konuda da bir şeyler bulabilir belki. kitapta (kutsal olanlarda yahut vatan gazetesinin bugünkü manşetinde değil, barnes'ın yazdığında) y. olarak anılan biri var. lakin o yafes mi, yam mı belli değil. üstelik, on buçukuncu, yani sonuncu bölümde cennet katına çıkıp görüşmeler yapan yazar, yetkililere bir sürü soru sorma olanağı da buluyor ama bu türden mühim konulara pek temas etmiyor. daha çok, leicester city neden şampiyon olamıyor gibi günlük meselelerle ilgili. öbür tarafla ilgili sadece şöyle bir aydınlatıcı bilgi mevcut:

"Cehennem var mı?"

"A, hayır," diye yanıtladı. "O sadece gerekli bir propagandaydı."

a.g.e. s. 302

 

Dinozorlar

29 Nisan 2010, yazan ulas_ulas,
Yorum no: 3093

 

Dinozorlar Nuh'un Gemisi'nin kalkış saatini kaçırdılar

Bütün uyarılara rağmen vurdumduymaz tavırlarında ısrar etmeleri dinozorlara pahalıya mal olabilir.

“Yakın bir gelecekte bütün dünya sular altında kalabilir.” Bu sözler tanrısal mesaj alabilen herkesin ortak kanısı. Uzmanların tüm uyarılarına rağmen bazı türler sorumsuzca davranmaya devam ediyorlar.
 
Kalkış saatini kaçırdılar

Dünyamızdaki canlı türlerinin tufandan sonra da varlıklarını sürdürebilmeleri için büyük bir gemi inşa edildi. Daha önce düzenlenen seçmelerle her türden bir çift gemiye binmeye hak kazandı. Ancak geminin hareket saati günler öncesinden duyurulmasına rağmen dinozor çiftimiz gemiyi kaçırdılar.

Dinozorlar sorumsuz çifte tepkili

“Bu devirde böyle bir sorumsuzluğu hazmedebilmemiz mümkün değil” diyen dinozorlar, gemiyi kaçıran çifte diş biliyorlar. “Bu kadar dinozor o gemiye binmek için can atıyoruz, onlar ise gayet pişkin bir şekilde kalkış saatini kaçırıyorlar. Kardeşim bu tür yok olursa bunun hesabını kim verecek? ” şeklinde haklı bir serzenişte bulunan öfkeli dinozorlar, haklarını sonuna kadar arayacaklarını ifade ettiler.

“Yetişsek ne olurdu?”

Kendilerine gösterilen tepkiyi anlamsız bulan hedefteki dinozor çifti ise vicdanen son derece rahat olduklarını belirttiler. Olay günü güneş saatini kurduklarını, ama saati unutup bir avın peşinden gittiklerini, sonra da evrimsel olarak henüz o aşamaya gelmediklerinden, geri dönmeyi akıl edemediklerini anlatan dinozor çift, “Hem gemiye gitseydik ne olacaktı? Birkaç gün önce meraktan gidip bir bakmıştık. Bizi hayatta almaz o gemi. Bizi düşünerek yapılmamış, kesin batardı. İlerde tarih bu fedakârlığımızı yazacaktır” dediler.

 

http://www.neguzelhaber.com/tarihteNGH/dinozorlar-nuhun-gemisinin-kalkis-saatini-kacirdilar.ngh

 

ara güler'in de varmış nuh'un gemisi ile imtihanı

29 Nisan 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3094

Foto Muhabiri kitabında Ara Güler (sf. 89–93) anlatıyor:

Yeni İstanbul gazetesinin Yazı İşleri Müdürü telefonla ulaştığı Ara’ya, Nuh’un Gemisi’ni arayan bir Amerikalının İstanbul’a geldiğini, onunla birlikte Ağrı’ya gidip gidemeyeceğini sordu. Haber için dünyanın öbür ucuna gitmeye hazır olan Ara teklifi hemen kabul etti.

Dünya üzerindeki yaygın inançlara göre Nuh’un Gemisi Türkiye'nin en yüksek noktası olan Ağrı Dağı’nda karaya oturmuştu. Hatta Osmanlı Padişahı 2. Mahmud döneminde bile Nuh’un Gemisi’nin bulunması için dağa bir tırmanış yapılmıştı. İşte bu yüzden de Türkiye her yıl Nuh’un Gemisi’ni arayan yabancı konukları ağırlıyordu. Nuhun Gemisi, üzerinde bulunduğu Türkiye’de pek önemsenmezken dışarıda büyük bir ilgi ve gelir kaynağıydı.

“Şimdi bu işin dümeni şu: Hıristiyan cemaatleri var Amerika'da. Cins cins papazlar birtakım adamlar, bunun ticaretini yapıyorlar. Kilise kilise dolaşıp, Nuh'un Gemisi hakkında konferanslar veriyorlar. Amerika'da konferanslar paralıdır, bir konferansa giriş 10-15 dolar... Konferansçı anlatıp duruyor, İşte Ağrı Dağı, Nuh’un Gemisi mutlaka şurada, eğer para toplarsak, gideceğiz, Nuh’un Gemisi’ni bulacağız. İncil’de yazılanı doğrulayacağız... Amerika’da böyle şeylerin meraklısı çok, dindar insanlar bağıştan kaçınmıyorlar, para toplanınca kalkıp buraya geliyorlar, fotoğraf çekiyorlar, film çekiyorlar, sonra dönüp bunları konferanslarda gösteriyorlar, bu sefer olmadı, bulamadık, gelecek yıl bulacağız diyorlar, bu sürüp gidiyor...”

Ara, gazeteci arkadaşları Lütfü Akdoğan ve Ümit Deniz’i aradı. Hep birlikte Nuh’un Gemisi’ni bulmak üzere Amerika’dan gelen misyoner John Libi’nin peşine takıldılar.

“İlgilenir misiniz?' dedim, ilgilendiler, adamla birlikte ben, Ümit Deniz, Lütfü Akdoğan, Ağrı'ya gittik, mihmandarımız Şahap Atalay, o zaman üsteğmen... Çıktık gittik Doğubayazıt’a. O zaman otel motel yok, orduevinde kendimizi idare ettik. Dağa tırmandık, 4600 metrede kamp kurduk, sonra da zirveye çıktık. Orada İstiklal Marşı söyledik, bayrak çektik, plaketler bıraktık, indik.”

Ara sipariş üzerine çıktığı zirve yolunda sipariş sahiplerinin isteği üzerine, elinde Yeni İstanbul yazılı plaketle poz poz fotoğraflarını çektirmeyi de ihmal etmedi.

“Yaptığımız tahkikat sonunda, Amerikalının Boston'da bir asansörcü olduğunu öğrendik. İhtiyar bir adam sağdan soldan kiliselerden para toplamış gelmiş... Sonra bu John Libi, her yıl Türkiye'ye gelip gitmeye başladı, fotoğraf çekiyor, gidiyor Amerika'ya, yine para topluyor, ertesi yıl geliyor Ağrı'ya çıkıyor iniyor... Bunlar köy köy dolaşıp, konferanslar veriyor ve slayt gösteriyorlar. Bizim asansörcünün dümeni de bu. Çoktandır geldiği yok, galiba ölmüş.”

Asansörcü John Libi, Ağrı Dağı’na yaptığı tırmanışla ilgili olarak Philadelphia Inquirer gazetesine “Nuh’un Gemisi’ni gördüm ama buz blokları nedeniyle yanına gidemedim” diye demeçler vermişti ama işin aslı hiç de öyle değildi:

“Yok canım, ne gezer! Ama onun sayesinde ben de Nuh'un Gemisi'nin uzmanı oldum çıktım...”

Ağrı Dağı’na olan bu ilgi sadece misyonerlerle sınırlı kalmıyordu. Amerika’nın tutucu siyasetçilerinin baskısıyla koskoca haber alma örgütü CIA işini gücünü bırakmış, tüm ajanları ve olanaklarıyla Türkiye’de Nuh’un Gemisi olup olmadığını araştırmak zorunda kalmıştı. Amerikalı dini bütün senatörler sürekli aradıkları CIA Başkanı’nı Sovyetler Birliği’ni izlemekle görevli U2 casus uçaklarının niçin Nuh’un Gemisi’nin fotoğraflarını çekmediği konusunda sıkıştırıyorlardı. Amerikan istihbaratı böyle bir fotoğraf çalışmasının asla sır olarak kalmayıp kiliselerde elden ele dolaşacağından emindi. Zaten İncirlik Üssü’nden kalkması konusunda zar zor ikna ettikleri casus uçaklarının, müttefiki Türkiye’nin üzerinde istihbarat topluyor görünmesini istemediklerinden, bu taleplere yıllarca “çevir kazı yanmasın” türünden oyalayıcı cevaplar vermişlerdi. CIA’in gizli kaydıyla Amerikan yönetimi ve senatörlere yolladığı yazılarda, U2 casus uçaklarının 1957 yılında bölgede yaptıkları uçuş sırasında çektikleri fotoğraflarda Nuh’un Gemisi’nin varlığını doğrulayan herhangi bir kanıt olmadığını bildirmesi muhataplarını tatmin etmiyordu. Onlar fotoğraf istiyorlardı.

“Bir gün Hayat Dergisi'ne bir yüzbaşı geldi; Yüzbaşı Durupınar... Harita Genel Müdürlüğü’nden. Hava fotoğrafları üzerinden harita çizimi yaparlarken Ağrı Dağı civarında tıpkı bir gemiye benzer çukur görmüşler. Askeri harita uçakları özeldir, uçağın kendisi fotoğraf makinesi için yapılmıştır ve otomatik çeker. Yani görüp de çekme şekli yoktur bu harita uçaklarında. Sonradan harita odasında değerlendirirken farkediyorlar. Bize getirilen fotoğraf işte buydu, bir harita özelliğinde harita fotoğrafı. Ve karar vermişler, bunu en güzel Hayat mecmuası basar diye. ‘Türk Ordusu'nun Hayat Mecmuası’na hediyesidir, bunun Nuh'un Gemisi olduğunu zannediyoruz’ diye basılmak üzere verdiler.”

1959 yılında NATO harita çalışmaları sırasında çekilen fotoğraftan çok etkilenen Ara, dakikalarca elinden bırakamadı. Arkadaşlarıyla fotoğraftaki çukurun Tevrat'ta geçen "Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak” ölçülerine uygun olduğunu hesapladılar.

“Baktık, ölçüleri aynen tutuyor, ama Ağrı Dağı'nın üstünde değil, karşıdaki dağlarda... Tendürek dağlarının bir çukurunda. Şevket Rado ve Hikmet Feridun da heyecanlanmıştı. Ama tek harita fotoğrafıyla röportaj olmaz, yeniden ve daha yakından çekmek gerekiyordu; ‘Ben bu işi yaparım’ dedim”

O kadar kusur kadı kızında da olurdu. Heyecandan yerinde duramayan Ara derhal Erzurum’a gitti ve elinde fotoğrafın kopyasıyla 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın huzuruna çıktı.

“'Paşam' dedim, 'Bu çok müthiş bir şey. Bana bir tayyare ver, üstünde uçup bu fotoğrafı çekeyim, dünyaya yayalım. Ben buraya gidiyorum, sen de bana yardım et'.”

Ara’nın önerisi Paşa’nın hoşuna gitmişti ama bir isteği vardı.

“’Ben sana tayyare vereyim ama sen de benim burada yaptırttığım kışlaların resmini çek’ diyor. O zaman kışla yoktu, soğukta o acayip barakalarda kalıyorlardı. İlk defa binalar yaptırdı o binaların resmini çekmemi istedi.”

Ara’nın “Emriniz olur” cevabı üzerine Orgeneral Gümüşpala, emir subayını çağırıp gerekli talimatı verdi. Yıldırım hızıyla binaların fotoğraflarını çeken Ara, Doğubayazıt’a geçip kendisi için tahsis edilen uçağı görünce biraz ürperdi.

“Bunlar bez topçu tayyareleri, ileri karakol amaçlı. O zaman helikopter falan yoktu. Beni Nuh’un Gemisi’nin üzerinde döndüren çocuk Karadenizli. Dokuz defa dalış yaptık bir de fırtınalıydı hava midem bulandı. Aşağı indim bozuldum tabii, midem bulanıyor. Uçağın camı var, ben açıyorum daha net fotoğraf çekmek için ama bu sefer de içeriye rüzgar dolduğu için tayyare zor kullanılıyor.”

Ara’nın fotoğrafladığı çukur, Ağrı Dağı'nın karşısında Tendürek dağlarının eteğinde, Aşağı Sürbahan ile Yukarı Sürbahan köyleri arasındaki Mahşer köyünün yakınındaydı.

“Elimdeki fotoğrafa ve haritaya göre yerini bulduk, uçaktan bakınca, gerçekten sanki Nuh'un Gemisi'nin kalıbı çıkmış, öyle bir çukur. Sular çekilince Nuh'un Gemisi çamura oturmuş, sonra tahtadan gemi çürüyüp gitmiş, çukur öylece donup kalmış... Tıpkı öyle görünüyor.”

Ara’nın çektiği fotoğrafları servise koymasının ardından kıyamet koptu. Aranılan fotoğraf bulunmuştu.

“Fotoğrafları çektik, bütün dünya ayağa kalktı... Ben fotoğrafı çektim, gerisine bilim adamları karışır... Üstelik İncil’deki geminin ölçüleriyle, fotoğraftaki çukurun ölçüleri birebir tutuyor. Şunu rahatça söyleyebilirim: ‘Eğer bu iz Nuh’un Gemisi’nin izi ise dünyada ilk defa gören ve fotoğrafını çeken benim.”

Yıllar sonra Galatasaray’daki stüdyosunda bir papaz konuğu vardı.

“Hıristiyan papazı kapıdan girince haç çıkardı ve önümde hizmetkar bir eda ile duaya başladı. Bana bir evliyaymışım gibi bakıyordu. Tabii ben sıkıldım ama sonradan açıldı; ‘Nuh’un Gemisi’nin varoluşunu siz ispat ettiniz, bu dine yapılan en mühim hizmettir, insanlık namına size teşekkür ederim.’ Bir müddet sonra geri geri çıkarak odadan ayrıldı. Dedim ‘Bir bu eksikti.”

Kaynak: http://www.odatv.com/n.php?n=nuhun-gemisi-dumeni--2804101200

AKP'li vekile göre Nuh'un gemisi bilimselmiş!

30 Nisan 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 3110

Bilim çevrelerinin yaygın kanaati bu yöndeymiş! Ama AKP'li vekilin asıl derdi para... Dinleri imanları para, ne de olsa:

AK Parti Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır, Nuh'un Gemisiyle ilgili tartışmalar hakkında, "Dünyanın en önemli inanç merkezinin Türkiye'de ve Ağrı Dağı'nda olması bizden bir şey mi eksiltir yoksa bizi dünyaya mı tanıdır?" dedi.

Alır, yaptığı yazılı açıklamada, Ağrı Dağı'nın dünyaca kutsal sayıldığı ve Nuh'un Gemisi'nin burada olduğuna dair tüm dinlerin onayladığı ve bilim çevreleri tarafından yaygın bir kanaat olduğu gerçeğinin 26 Nisan 2010'da Hong Kong'da yapılan toplantıda bir kez daha teyit edildiğini ifade etti.

Anayasa değişikliği görüşmeleri nedeniyle katılamadığı toplantıda; Türk ve Çin araştırmacıların Ağrı Dağı'nda yaptığı inceleme ve araştırma sonucunda, geminin kalıntılarına rastladıkları ve elde ettikleri bulgular üzerinde yaptıkları testlerin bunu doğruladığını belirten Alır, şunları kaydetti:

"Bu çalışmanın özeti, Nuh'un Gemisinin kalıntılarının Türkiye'de ve Ağrı Dağı'nda olduğudur. İster bilimsel, ister dinler, isterse de efsaneler açısından bakalım, dünyada insanların çoğu Nuh Tufanının ana merkezinin Türkiye olduğu ve Nuh'un Gemisi'nin Türkiye'de ve Ağrı Dağı'nda olduğunu söylüyor. Dünyanın en önemli inanç merkezinin Türkiye'de ve Ağrı Dağı'nda olması bizden bir şey mi eksiltir yoksa bizi dünyaya mı tanıtır? Ülkemiz için bir hazine mi? Bizi dünyaya tanıttırmaz mı, bize turist çekmez mi? Bu hazinemize neden sahip çıkmıyoruz? Toplantının neden Hong Kong'da yapıldığı, bu işle neden Hıristiyan cemaatinin ilgilendiği sorgulanıyor. Ağrı Dağı'nı mı söküp götürecek, gemiyi mi alıp götürecek? Neden Asya'nın Himalayalar, Avrupa'nın Alp Dağları, Yunanistan'ın Olimpos Dağı var da dünyaca kutsal kabul edilen Ağrı Dağı olmasın? Ağrı Dağı ve Nuh'un Gemisini Van Canavarı esprisiyle karşılaştırmak ne kadar doğrudur?"

http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/04/30/ak.partili.vekilden.nuhun.gemisi.yorumu/ 574375.0/index.html

 

 

AdaptiveThemes