Skip to content

NİHAT ATEŞ: Nâzım Hikmet'in tiyatrosu üzerine

14 Haziran 2010, ekleyen nihatates

Büyük Usta'nın bir doğum yıldönümü daha geride kaldı. Ben de onu bizde pek konuşulup tartışılmayan yanıyla selamlamak istedim. Yazıyı 100. doğum yıldönümü için kaleme almıştım. Bu yüzden yazıda dönemde Nâzım üzerine yapılan tartışmalara göndermeler var. Bu yıl yapılan tartışmalar da aslına bakarsanız o zaman yapılan tartışmalardan pek farklı değildi. Baygın baygın Nâzım ağıtları dinledik... Bu yüzden her yıldönümünde Nâzım'ın, Afşar Timuçin'in Nâzım üzerine yazdığı kitabın ilk tümcesi aklımda uğuldar: "Dehâ yalnızdır." Nihat Ateş

Nâzım Hikmet, birçok etkinlikle, üzerine yazılan kitaplarla, yazılarla değerlendirildi. Kimileri onu “yaşasaydı” Amerika’nın Afganistan’a bombalar yağdırmasının yanında yer alacağını, kimileri onun bir ayakkabı ile bir kitabı aynı şey saydığını, “yaşaydı” kitaplarının Türkiye’de bir tekel tarafından basılmasına karşı çıkmayacağını, onun, ayakkabı benzetmesiyle zaten sanatın “meta” özelliğini daha yirmili yıllarda saptadığını yazdı. Kimileri ne kadar Stalin düşmanı olduğunu, Türkiye’de yattığı uzun hapislik döneminin onu Sovyet hapishanelerinden kur­tardığını, Nâzım Türkiye’ye dönmeseydi “36 mahkemelerini” sağ atlatamayacağını(1) dahi yazabildiler. Hani insan, utanmasalar Türkiye hapishanelerin Sovyet hapishanelerinden daha “iyi” olduklarını yazıp, söyleyebilirler! diye düşünmeden edemiyor. Kısacası burjuvazi her zaman yaptığı gibi at izini it izine karıştırarak, kafaları karıştırmaya çalıştı ve yine her zaman olduğu gibi kısmî bir başarı (!) da sağladı. 

Ama 1950 yılının ortalarında, yani onların hesabınca Nâzım’ın Sovyetlere ayak basar basmaz “komünist olmaktan ötürü” yaşadığı pişmanlık duygusunun en yüksek olması gereken yılda, Tretyakov’ un karısı Olga Viktorovna’nın gönderdiği bir mektupta, Nâzım’ın 1923 yılında yazdığı Meyerhold Tiyatrosu’na adlı şiirinin Rusça çevrisi vardır. Bu mektubu aynen şöyle yanıtlar Nâzım: “Sevgili Olga Viktorovna, Mektubunuz, şiir ve olağanüstü güzellikteki çeviri için teşekkür ederim. Bu şiiri yazmış olmaktan, onu Tretyakov’un çevirmiş olmasından gurur duyuyorum. (Ve heyhat Nâzım’ın sözleri geliyor. N. A) 1923 yılında nasılsam şimdi de öyle kalmış olmaktan, ayrıca gurur duyuyorum. Hem de sadece tiyatro alanında değil. Yaşasın Meyerhold! Sevgiler, Nâzım Hikmet. (2)

“Komünist olmaktan bin pişman romantikin, Nâzım’ın, dediklerine bakın siz! 1923 yılında nasılsa öyleymiş! Peki nasılmış Nâzım Hikmet? Meyerhold tiyatrosuna şiir yazmak nerden çıkmış? Ona bakalım şimdi: “Devrim sonrası ilk yıllarda, Moskova’daki tiyatro yaşamına baktığımızda bir tarafta eski Malıy (küçük) Tiyatro ve Hudojestvennıy (sanat) Tiyatrosu gibi olanları görüyoruz. Bu tip tiyatroların çağdaşlığa doğru yönelmekte hiç aceleleri yoktu. Bir yol ayrımında bekliyor gibiydiler sanki. Oysa başında Vahtangov, Tairov ve ilk sırada da Meyerhold gibi yönetmenlerin bulunduğu genç tiyatro grupları, gerçeği yansıtabilecek yeni yollar ve araçlar arayışı içindeydiler. Çağın ruhunu yakalayabilecekleri çarpıcı oyunlar sahnelemek istiyorlardı. Bu arayışlar onları, oyunun sahnelenmesi sırasında temel öğenin, yönetmen olduğu sonucuna götürdü.(3) Nâzım işte bundan sonra tiyatro görüşünü açıklıyordu: “O devirlerde, ana akımıyla, tiyatroda yenilik oyundan değil, yönetmenden geliyordu” diyecektir. (4) Bu dönemde oluşan tiyatro tutumu veya düşüncesi Nâzım Hikmet’in bütün tiyatrosunu etkileyecektir. Nâzım METLA deneyiminden de aynı sonuçla ayrılacaktır. İster yıllarca kaldığı hapishanede yazdığı oyunlarda olsun, ister Sovyetler Birliği’ni gittikten sonra yazdığı oyunlarda olsun Nâzım bir “yönetmen tiyatrosu” kurgulayacak ve üretecektir. Bunun nedenlerine dönmek üzere burada Nâzım’ın Meyerhold Tiyatrosu’na adlı şiirinin bir bölümünü aktarayım.

Hiçbiri, hiçbiri
Bizim değil…
Ne “Mali Teatr”ın düzgünlü “Hamlet”i
Ne pudra poponlu “Prens Turandot”
Ne de “Kamerti”nin “Karnaval Fedr”i.
Biz
Burjuvazinin
Allı, pullu telli tüllü metreslerine
Çiçek atmak istemiyoruz.
“Bolşoy Teatr”ın binası
mükemmel arpa ambarı olur.
(…)
Kızılordu at koştursun sahnemizin üstünde.
İşte böyle bir günde
Sen bizim ağzımızdan öp “Meyerhold”
Sportmen artistlerinin
Allıksız yanaklarından
(…)

 

Yıllar sonra Bolşoy, Nâzım’ın istediği gibi bir buğday ambarı olmadı ama dünyanın en güzel baleleri, tiyatroları o sahnede oynandı ve bunlardan bir tanesi de Nâzım’ın Ferhat ile Şirin (Bir Aşk Masalı) olacaktı. (5)

Avrupa'da Brecht ve Piscator

Bu dönemde Avrupa. Birinci Büyük Paylaşım savaşının acılarını yaşıyordu. Tiyatro tıpkı Sovyetlerde olduğu gibi büyük bir devinim içindeydi ve iki büyük tiyatrocusunu yetiştiriyordu. Ama devrimci Avrupa tiyatrosu bu iki önemli tiyatrocusuyla Sovyet tiyatrosundan tamamiyle farklı bir anlayış geliştirecekti. Piscator, “hayatın gerçeklerinin, emekçiler açısından herhangi bir kurguya gerek kalmadan olduğu gibi gösterilip, bir tiyatro gösterisinin büyük bir foruma veya tartışma ortamına dönüştürülmelidir” diyerek, belgesel – politik tiyatronun temellerini atıyordu. Brecht ise Epik Tiyatrosu'nu kuruyor ve gösterdiği toplumsal olgulardan izleyicinin sonuçlar çıkarmasını isteyerek Aristotelesçi tiyatronun “katarsis”ini çöpe yolluyordu. “Sezuan’ın İyi İnsanı”nda, “Sevgili seyirciler siz kendiniz bir son bulun” diyecekti.

Avrupa’nın bu iki devrimci tiyatrocusu, seyirciyi yabancılaştırmayı öne alıp, özdeşleştirmeyi kırarken, Nâzım’ın da etkilendiği Sovyet tiyatrosu bir “yönetmen” tiyatrosu oluyordu. Nâzım’ın içinde olduğu Sovyet tiyatro geleneği, gösterdiği toplumsal olgulardan seyircilerin sonuçlar çıkarmasını düşünmedi. Çünkü “yenilik oyunlardan değil, yönetmenlerden geliyordu.” Nâzım oyunlarında gösterdiği devrimci özü, ilerici özü seyircilerden kavramasını beklemişti. Bu olgunun altında yatan iki etmeni görmek gerekir. Bunlardan birincisi Nâzım ve Sovyet tiyatrosu, devrimini gerçekleştirmiş toplumsal koşullarda gerçekleşirken, Piscator ve Brecht toplumu kapitalist üretim ilişkilerinin içindeydi. Ve bu iki önemli tiyatrocunun önündeki acil görev “tiyatronun” toplumsal değişim isteğini insanlarda yaratıp yaratmayacağıyla ölçülmeliydi. İkinci etmen ise Sovyet tiyatrosunun önündeki acil görevin, hem devrimini gerçekleştirmiş bir topluma geçmişiyle daha bilinçli bir hesaplaşma zemini yaratmak hem de gerçekleştirdikleri devrimi yaşatmak ve sürdürmek konusunda bir kararlılık bilinci taşımaktı. Bu da ancak sosyalist bir düzen içinde dahi olsa “öncü yönetmenlerle” gerçekleştirilebilirdi. Bu anlamda oyunlarında da, Nâzım tıpkı şiirinde olduğu gibi bir bilinç taşıyıcısı bir “öncüydü”. Ama iş gelip yönetmene dayanınca her zaman oyun yazarının istediği sonuç alınamıyordu. Örneğin Ferhat ile Şirin’i Nâzım’ın düşündüğü gibi sahnelemeyen Moskova Sanat Tiyatrosu yönetmeni Dudin’e fena halde canı sıkılıyordu.(6)

Türkiye Tiyatrosu Açısından Nâzım Tiyatrosu

1873 yılında Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistire”sinin ilk gösterimini yapılır. Gösteriden sonra olanlar hepimizin malumudur. Halk sokaklara düşer, oyun yasaklanır ve Namık Kemal Magosa’ya sürülür. Şinası’nin Şair Evlenmesi ise modern anlamda ilk oyundur. Ama uzun yıllar tiyatro bir avuç aydının ilgi duyduğu bir alan olmaktan öteye gitmez. 1908’den sonraysa, sona eren istibdatın ardından, oyun uyarlamalarıyla başlayan bir furya kendini gösterir. Ama yine de yerli oyun oldukça azdır. Yazılanlarsa istibdat rejimi eleştiren oyunlardır. Bu durum Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar sürdü. Muhsin Ertuğrul ile Türkiye tiyatrosunun inşası başlıyordu. Daha çok “genç cumhuriyetin” ilkelerini anlatmak, halka yeni düzeni benimsetmek için yapılan bir tiyatro vardı.

Nâzım Hikmet Sovyetler Birliği’nden yeni dönmüş, tiyatrodaki büyük atılımlara tanık olmuş, METLA ile bizzat içinde yer almış, bütün deneyimlerini tiyatroya aktarmanın yollarını arıyordu. Bu sırada Muhsin Ertuğrul, Nâzım’a elinde bir oyun olup olmadığını sorar. Nâzım yok demez ve bir hafta sonra “Kafatası” ile Muhsin Ertuğrul’un karşısına çıkar. Kafatası aynı zamanda, kapitalizmin ve ahlakının eleştirildiği ilk Türkçe oyundur.(7) O dönemde yani Kafatası’nın yazıldığı dönemde gerçek anlamda bir tiyatro yazarı yoktur. Bu anlamda Nâzım’ın Türkiye tiyatrosuna katkısı büyüktür.

Ama daha sonra şiiri ve şairliği için oluşan uzlaşma “Nâzım’ın Tiyatrosu” konusunda gözükmez. Kendisinin “üçüncüsü sınıf bir tiyatro yazarı olmaktan öteye geçemedim” sözünü bir bölüm tiyatrocu onun alçakgönüllüğüne yorarken, bir bölüm sanatçı ve aydın da Nâzım’ın kendisini değerlendirirken kullandığı bu sözünün gerçeği yansıttığını iddia edecektir. Yılmaz Onay, bu sorunun yanıtının, onun oyunlarına bugün gerçekten ihtiyaç duyuyor muyuz, duymuyor muyuz sorusuna verilecek yanıtla aydınlanacağını savunur. Ve onun oyunlarına bugün her zamankinden fazla gereksinim duyduğumuzu söyler.(8) Yalçın Küçük’ten Coşkun Büktel’ e kadar aydın ve tiyatro yazarı ise Onay’ın bu kanısını paylaşmaz. Özellikle Büktel, Ferhad ile Şirin oyunu üzerinden hareket ederek Nâzım’ın oyunlarının dramaturjisinin zayıf olduğunu iddia edecektir.(9) Yönetmen Tiyatrosuna Karşı Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması adlı çalışmasında bunu sadece Ferhat ile Şirin için geçerli olmadığını, bunu öteki oyunlarında da kanıtlayabileceğini söyler ama kanıtlamaz. Belki de Yücel Erten’in Ferhat ile Şirin sahnelemesi üzerine kaleme aldığı eleştiri yazısında ağırlığını bu oyuna verdiği için buna gerek duymamıştır. Ama bu sözleriyle de okurlarında bir beklenti yaratığının umarım farkındadır. Oysa Nâzım’ın dramaturjisi konusunda Z. Vladimirovna şunları yazar: “Hikmet’in dramaturjisinin her şeyden önce bir şairin dramaturjisi olduğu düşünülür. Oysa, Hikmet’in şiirlerini bir dramaturg gibi tasarlamış olduğunu söylemek daha doğru olmaz mı? Tiyatrovari zıtlıklar ve mücadeleci ruhla dolu şiirleri, tema, içerik ve biçim olarak dramın temeline kolaylıkla oturabilecek şekildedir. Gerek özel, gerek genel kuramlardan yola çıkarak, iyi ve kötü kavramlarını ‘kutuplara’ ayıran Nâzım, yaşamda olduğu gibi, dramatik zıtlıkların önkoşulunu önceden yaratır.(10)

Ve Sonuç

Nâzım Hikmet, tiyatrosunda da şiirlerinde olduğu gibi, insanın gelecek güzel, eşit, sömürüsüz bir tasarımının ve uygarlık aşamasına doğru yürüyüşünün savunucusu olarak vardı. Onun oyunlarında şiirlerinden farklı olarak, insanların bireysel sorunlarına daha fazla eğildiğini, şiirlerindeki “yakıcı propagandanın” oyunlarında gözükmediğini iddia edenler de vardır. Tartışılması gerekir. Ben aynı kanıda değilim. Kapitalizmin koşulları içinde bir bilim adamının ahlakının sorgulandığı bir oyunda daha fazla nasıl propanga olur anlamış değilim. Ama Nâzım Hikmet, iyi bir Marksist ve insanların bilinç durumunu, toplumsal koşulların ve üretim ilişkilerinin belirlediğinin farkında iyi bir sanatçı olarak bütün sanatsal kurgusunu inşa etmiştir. Yılmaz Onay’ı izleyerek söylersek: “Nâzım her seçtiği içeriği ona uygun biçimle işlemeye çalışmış” bir sanatçıdır. Tiyatrosuna bu açıdan bakmak gerekir. Ancak tiyatrosunun daha uzun yıllar gündemimizde kalacağını, gerçekten alçakgönüllü bir tiyatro adamı mı yoksa üçüncü sınıf bir oyun yazarı mı daha tartışacağa benzeriz. Bu tartışmanın yanıtının verileceği yerse tiyatro sahnesidir. Ne kadar çok oyunu sahnelenir, ne kadar çok izlenirse tartışma o kadar sağlıklı yürür. Bunun da, hep söylediğimiz gibi, ideolojisinden soyutlamadan, yaşaydı şöyle derdi, böyle yapardı deyip bir ahir zaman peygamberine çevirmeden yaparsak alnımızın akıyla onu değerlendirmiş oluruz. O insanlığın gelecek güzel günlere yürüyüşünün, uzun soluklu mücadelecesi… Her şeyden önce bu.

1-Saime Göksu-Edward Timms, Romantik Komünist, Yevgeni Yevtuşenko’nun Önsözü
2- Antonina Sverçevskaya, Nâzım Hikmet ve Tiyatrosu, s. 25, Cem Yayınevi, 1. Basım Kasım 2002, Türkçesi: Hülya Arslan
3- age, s. 17
4- age. s.18
5- age, s. 101,
6- age, s. 92
7- Hasibe Kalkan Kocabay, Gerçek(lik)le Yüzleşmek, Belgesel Tiyatro-PolitikTiyatro Geleneği, s. 32, Papirüs Yayınevi, 1. Basım Ocak 2003
8- Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar, Nâzım Hikmet Panelleri, s. 64, NKE Kitaplığı-TKP, 1. Baskı Haziran 2002
9- Coşkun Büktel, Yönetmen Tiyatrosuna Karşı Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması, Kaknüs Yayınları, 1. Basım Eylül 2001
10 - Antonina Sverçevskaya, Nâzım Hikmet ve Tiyatrosu, s. 71, Cem Yayınevi, 1. Basım Kasım 2002, Türkçesi: Hülya Arslan
 

 

 

AdaptiveThemes