Skip to content

Nail Çakırhan'ın eşi, arkeolog Halet Çambel, Beşiktaş'ta sporcuymuş

4 Mayıs 2010, ekleyen Ömer Faruk Yalçın

Türkiye komünist hareketinin ünlü simalarından mimar ve şair Nail Çakırhan'ın (Nail V.) ve eşi arkeolog Prof. Dr. Halet Çambel'in adına, sol tarih çalışmalarında, özellikle TKP ile ilgili anı ve belgelerde sıklıkla rastlanır. Çakırhan'ı iki yıl önce yitirdik, 1916 doğumlu Halet Çambel ise yaşıyor. Kendisiyle bu kez, tarihçiler ya da sol bir yayın değil de, Beşiktaş dergisi söyleşi yapmış. Çünkü Halet Çambel, Beşiktaş'ın eski bir sporcusuymuş. "Eskrimci Çambel"le yapılan röportaj şöyle: 

"O yıllardaki şartlar ilkeldi ama çok samimiydi"
 
Beşiktaş Dergisi, 94 yaşındaki Beşiktaş’ın ilk kadın sporcularından Halet Çambel’i, 70 yıldır saklı kaldığı tarihimizin sayfalarından çıkartıp, Beşiktaş anılarını konuştu...
Türkiye’nin ilk spor kulübü olan Beşiktaş, kadınların spor yapma olanağı bulduğu kulüplerin de başında yer almış... Kulübümüz, ilk kadın sporcularını eskrim şubesinde yetiştirmiş. Suat Ahmet Fetgeri, Halet Çambel ve Neriman’dan oluşan Beşiktaş Bayan Eskirim Takımı, 1930’lu yıllarda birçok defalar İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarına isimlerini yazdırarak, Beşiktaş’a büyük onur kazandırmışlar. Aynı zamanda eskrim takımından, Suat Fetgeri ve Halet Çambel milli forma ile de müsabakalar yapmış, 1936 Berlin Olimpiyat oyunlarında ülkemizi temsil ederek olimpiyat oyunlarına katılan “ilk Türk kadın sporcular” unvanını kazanmışlar.
 
Halet Çambel, Beşiktaş’ın ilk kadın sporcularından olmasının yanı sıra Türkiye’nin ilk kadın profesörü olarak da ülkemize çok önemli hizmetlerde bulundu.. Çambel, dünya çapında tanınmış Türk arkeologdur ve tarihöncesi, antik tarihin önemli bilim insanları arasında yer alır, Türk Hitit biliminin en bilgili uzmanıdır. Ancak, kendisinin Beşiktaş’ın ilk kadın sporcularından birisi olduğu, yaklaşık 70 yıldır tarih sayfalarında saklı kalmış bir bilgidir... Bu nedenle sizlere Halet Çambel’in Beşiktaşlı yönünü tanıtacak olmaktan, bu açıdan O’nu sizlerle tanıştıracak olmaktan dolayı mutluyuz...
 
Halet Çambel ile Arnavutköy sahilinde yaşadığı aile yadigarı köşkte buluşuyoruz. Üç katlı, kırmızı ahşaptan yapılmış bir köşk. Geniş bir merdivenle üst kata çıkıyoruz. Kitaplarla, dergilerle, maun ahşaplı mobilyalarla dolu çok büyük bir salona giriyoruz. Tam camın yanındaki koltukta oturuyor Halet Çambel... Bizi içten bir gülümsemeyle karşılıyor. Biz çaylarımızı içerken, O dergimizin sayfalarını inceliyor. Kendisi ile Mart ayı sayımızda Kadınlar Günü için röportaj yapmak istediğimizi ancak ulaşamadığımızı, yayıncısından Adana’da kazı çalışmalarında olduğunu öğrendiğimizi söylüyoruz. Gülümsüyor. “Evet Adana’daydım. Başladığım işleri bitirmem lazım” diyor. 
 
94 yaşındaki bu küçücük kadının hayatındaki büyük başarıları ve halen yorulmadan, durmadan çalışması karşısındaki saygımızı, hayranlığımızı dile getiriyoruz. Ardından da röportajımıza başlıyoruz:
 
Beşiktaş tarihinin ilk kadın sporcularındansınız. Eskrime nasıl başladınız, Beşiktaş’la nasıl tanıştınız?
Robert Koleji’nde okuyordum. Öğrenciler için tiyatro, folklor, eskrim gibi birçok etkinlikler vardı. Ben eskrimi tercih ettim. Hocamız da Alexander Dadovcki, eski bir Rus subayı idi. Bir gün bana, “Seni Beşiktaş’tan istediler” dedi. Böylece Beşiktaş’la tanışmış oldum. Beşiktaş’ta Ahmet Fetgeri vardı, aynı zamanda Futbol Federasyonu’nun başkanıydı. Kızı Suat Fetgeri de Beşiktaş’ta eskrimciydi. Çok iyi bir çevreydi.
 
Beşiktaş’ta kaç yıl eskrim yaptınız?
Altı sene falan.
 
Siz aynı zamanda Olimpiyatlar’a giden ilk kadın sporcusunuz. Berlin Olimpiyatları’na Suat Fetgeri ile birlikte katılmışsınız. Neler hatırlıyorsunuz o yıllarla ilgili?
Ben o vakit öğrenciydim. İstanbul’a tatile gelecektim. Ancak bana “İstanbul’a gelme. Budapeşte’ye git” dediler. Berlin oyunlarına katılmak üzere Budapeşte’ye çağrıldım. Ben de gittim. Orada karşıladılar. Antrenmanlara gidiyorduk. Fakat maalesef bizimle birlikte hocamızı getirmediler. Hocamızın gayet esnek, yumuşak bir tekniği vardı. Orada ise bir Macar hoca vardı ve çok sertti. Formumuzu tamamen kaybettik. Yeniden forma da giremedik. Başarılı olamadık.
 
O yıllarda uluslararası bir yarışa katılmak da çok önemli. 
Sonra Berlin’e gittik. Kızlar ayrı, oğlanlar ayrıydı. Orada da antrenmanlar devam etti, tabii herkes kendi ekibiyle çalışıyor. İdarecilerimizden Fuat Balkan da oradaydı. Ekipte de Orhan Adaş vardı. İlhami vardı.
 
Eskrimden sonra kariyerinize ve eğitiminize ağırlık vermişsiniz. Yurtdışında eğitim görmüşsünüz ve eskrimi bırakmışsınız...
Haftada üç gün antrenman yapmak lazımdı. Eğitimimden sonra Anadolu’da çalışmalara başladığımız için eskrimi devam ettirmek mümkün olmadı.
 
Aradan çok uzun yıllar geçmiş. Bugün Beşiktaş logosunu gördüğünüzde size neler hissettiriyor?
Beşiktaş küçük bir binaydı, iki kat. Antrenman yerimiz de orasıydı. Beşiktaş’ın bütün sporcuları kızlar, oğlanlar herkes orada antrenmanlarını yapardı. Sobayı bile kendimiz yakardık. Hoca da kızardı “Yine tüttürdünüz” diye. Şartlarımız gayet ilkeldi ama çok samimiydi.
 
Suat Fetgeri Hanım’la sonrasında da görüşmeleriniz devam etti mi?
Tabii... Suat’ların oturduğu evde devamlı beraberdik.
 
O yıllarda kadınların spor yapmasına nasıl bakılırdı? 
Hiçbir zorluğu yoktu. O zaman bugünkü gericilik yoktu. Çok farklıydı. Hiç sıkıntı yaşamadık.
 
Babanız Atatürk’ün yakın arkadaşlarındanmış. Siz Atatürk’le tanışmış mıydınız?
Atatürk’ün küçük bir motoru vardı 5-10 metrelik. Onunla gelirdi. O zamanlar buralar Balıkçı Köyü’ydü. Çocuklarla, balıkçılar Atatürk’ün geldiğini görür, “Akıncı burada” diye koşardı. Atatürk geçerken “Ya ya ya, şa şa şa! Gazi Paşa çok yaşa!” diye biz bağırırdık. Rumlar da “Ya ya ya, sa sa sa! Gasi Pasa çok yasa!” diye bağırırlardı (gülüyor). İki tane Rum meyhanesi vardı. Yorgo’yla Todori. Atatürk Todori’ye gelirdi. Balıkçılar da koyda balık tutarlar. Hemen kayıkları çekiyorlar sahile. Çıkıyorlar. Todori’nin meyhanesine. Todori kızıyor, yağlı elleriyle camlarımı kirlettiler diye. Atatürk soruyor “Ne istiyorlar?” diye. “Efendim sizi görmek istiyorlar” diyor. “Açın kapıları” diyor. Kapılar açılıyor. “Kurun sofraları”. Rum balıkçıları içiyorlar, yiyorlar.
 
Sizin birebir diyaloğunuz oldu mu?
Hayır, benim olmadı. Ama ablam tanışmıştı Atatürk’le.
 
Anneniz Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’nın kızıymış. Babanız Hasan Cemil Bey Almanya’nın Türk Ordu Ateşesi ve Atatürk’ün yakın arkadaşıymış.  Siz çok güzel bir eğitim almışsınız. Yaşantınızda da güzel izler bırakmışsınız. Bu kadar dolu dolu yaşamış bir insan olarak gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Para her şey değildir. Şimdi her şey para olmuş.
 
Teşekkür ederim.
 
Röportaj: ÇİĞDEM IŞIK ÖZKAN
 

 

 

 

Kaynak: http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=17244

 

 

AdaptiveThemes