Skip to content

Nabza göre Cimbom da olur, Efes ve Pamuk da, Atatürk bile olur

25 Kasım 2009, ekleyen Ali Mert

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ve/vaya ilişkilenme biçimlerinin üyelik statüsüne ve/veya mertebesine sıçramasından evvelki sancılı sürecin anketlerle çözümlenen ve/veya deşifre edilen veriler dünyasında varolan olumsuz göstergelerin çarpıcılığı dolayısıyla şaşırıp kalan diplomatların ve/veya elçilerin yaşadıkları derin bunalımları bir nebze olsun dindirebilmek ve/veya rahatlatabilmek kaygısıyla bulunan formüllerden ve/veya çözümlerden en yenisine ulaştık! Anlaşılmaz uzun cümleler kurmak suretiyle formülün ve/veya çözümün ne olduğunu açıklama sürecini, tıpkı AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin üyelik statüsüne ve/veya mertebesine erişmesi gibi, geciktirmek istemediğimizden, TÜSİAD’ın haftalık AB İzleme Raporu’nda denk geldiğimiz bu büyülü formülü ve/veya çözümü anında sizlerle de paylaşıyoruz:

“Her ülke ve her ülkenin farklı kesimleri için Türkiye'yi en iyi anlatan araçlar seçilmeli. Bu Atatürk de olabilir, Galatasaray da. Orhan Pamuk da olabilir, Efes de.”
 
Şahane.
 
Tamamı ise şöyle:
 
AB - Türkiye
 
- Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi ve Avrupa Çalışmaları Merkezi’nden Prof. Dr. Hakan Yılmaz “Avrupalılaşma Sorunları ve Türkiye’nin Avrupa’da Algılanışı” konulu araştırmasının sonuçlarını 19 Kasım'da Brüksel’de önde gelen AB yetkilileri ile fikir kuruluşları temsilcilerine sundu. TÜSİAD AB Temsilciliği’nin düzenlediği toplantıya AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, AB Konseyi ve üye ülkelerin temsilciliklerinden çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.
TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası'nın yönettiği tartışmada AB yetkilileri şu konularda genel bir uzlaşma sergiledi:
AB halkları Türkiye'yi yeterince tanımıyor fakat tanıdığını sanıyor.
• Her ülkede kamuoyunun etkilenme kaynakları farklı. Fransa'da siyasal elit etkiliyken, Almanya'da günlük yaşam gözlemleri ve göç kaygıları ön planda.
Hem AB Komisyonu, hem de AB hükümetleri halkla daha iyi iletişim içinde olmalı. Avrupa'nın küresel gerçekler karşısındaki sorun ve fırsatlarını daha iyi anlayabilen bir AB kamuoyu, Türkiye hakkında da daha akılcı ve olumlu bir yaklaşım sergiler.
Her ülke ve her ülkenin farklı kesimleri için Türkiye'yi en iyi anlatan araçlar seçilmeli. Bu Atatürk de olabilir, Galatasaray da. Orhan Pamuk da olabilir, Efes de.
Fakat bunlar yetersiz. Türkiye de iç siyaset ve ekonomik gelişmeler gelecek için daha güven verici çağdaş ve yaratıcı bir toplum imajı yansıtmalı.
 
Haziran 2008 – Kasım 2009 tarihleri arasında beş AB üyesi Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve Polonya’da yapılan anketlere dayanan araştırma, bu ülkelerin kamuoylarının AB genişleme süreci ile Türkiye’ye ilişkin fikir ve eğilimlerini sergiliyor. Araştırmaya göre AB’nin genişlemesi konusunda genel olarak aday ülkelerin demokratikleşme insan hakları, ekonomik kalkınma ve sosyal refah düzeyleri önemli bulunurken, Türkiye’nin AB üyeliği söz konusu olduğunda kültürel değerler önem kazanıyor. AB kamuoyunun %61’i genişleme politikasını genel olarak destekliyor ancak Türkiye’nin üyeliğini destekleyenlerin oranı %47. 18-24 yaş aralığında bulunanların %52’si Türkiye’nin üyeliğini desteklerken, bu oran 65 yaş ve üzerinde %30’a düşmekte. Gençlerin Türkiye’ye karşı açıklığını “Erasmus jenerasyonu” olmalarına bağlayan Prof. Yılmaz, Türkiye’yle kültürel alışveriş içinde olan bu yaş grubunun kültür unsurunu olumlu bir etken olarak değerlendirdiğini vurguladı. Ahde vefa kuralı söz konusu olduğunda ankete katılanların %58’i Türkiye’yle bugüne kadar imzalanmış anlaşmalara sadık kalınması gerektiği görüşünde. Dolayısıyla AB ile ilişkilerde Türkiye'nin AB adayı olarak kurumsal kazanımlarının vurgulanması gerektiği sonucu öne çıkıyor.

 

Yorumlar

Her şeyin başı iletişim!

25 Kasım 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 1389

Aşağıdaki haberi okuma heyecanını azaltmak pahasına, son cümlede söyleneni en baştan aktaralım: 

İngiliz yazar Anne Morrow Lindbergh'in de çok güzel ifade ettiği gibi, "iyi iletişim, sert bir kahve gibidir; sonrasında uyumak çok zordur."

Sözü edilen yazarın İngiliz değil Amerikalı olması, iletişim-kahve benzetmesini güzel olmaktan çıkarmaz tabii ki... 

bianet.org'un "AB'yle yeni iletişim stratejisi" başlıklı haberinin spotu, AB ile ilişkilerimizi düzeltecek sihirli formüle (ve her şeyin başının iletişim olduğuna) açıklık kazandırıyor: 

AB ile ilişkilerde iletişime dayalı yepyeni bir sayfa açılacak. İlişkilerdeki kopuklukların başlıca belirleyicisi olduğu düşünülen iletişim ve birbirini anlayamama, anlatamama gibi sorunların önüne geçilmesini sağlayacak bir dinamik ve ilişkiler sistemi yaratılacak.

Aynı anda hem bir "dinamik"in hem de bir "ilişkiler sistemi"nin yaratılması çok hoş tabii... Ayrıntısı ise şöyle: 

Türkiye, 2010 yılında izleyeceği Avrupa Birliği (AB) stratejisi, AB'den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış tarafından açıklandı. Söz konusu strateji, ilgili tüm tarafların görüş ve önerileri ışığında bir süredir gözden geçirilmekteydi. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bünyesinde kurulan "Sivil Toplum, İletişim ve Kültür Başkanlığı", sürecin kurumsal açıdan sahiplenmesinin canlı kanıtlarından...

2010 yılı ile başlayan yeni dönemde, yeni müzakere başlıklarının (gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı, kamu alımları, rekabet politikası, sosyal politika ve istihdam, yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik) açılması için çalışmalarını artırmayı hedefleyen Ankara, görünüşe bakılırsa, oldukça güçlü bir iletişim stratejisi izleyecek.
Tabir-i caizse AB ile ilişkilerde iletişime dayalı yepyeni bir sayfa açılacak. İlişkilerdeki kopuklukların başlıca belirleyicisi olduğu düşünülen iletişim ve birbirini anlayamama, anlatamama gibi sorunların önüne geçilmesini sağlayacak bir dinamik ve ilişkiler sistemi yaratılacak.

Yeni stratejinin dayanakları, şu şekilde özetlenebilir:

* Mevcut AB müzakere sürecinin resmi kanallardan devamlılığının sağlanması
Bir diğer deyişle, önümüzdeki dönemde müzakereye açılması öngörülen başlıklardaki açılış kriterlerinin karşılanması için gereken adımlar atılacak; açılmış olan başlıklarda ise taahhüt edilen uyum konuları ve kapanış kriterleri yerine getirilecek. Bir diğer deyişle, teknik anlamda önemli bir egzersiz yürütülecek.

* Gerek ulusal program gerekse müktesebata uyum programı çerçevesinde 2010-2013 yıllarını kapsayan dönemdeki çalışmaların senelik olarak takvime bağlanması;
Müzakere başlıklarının açılış-kapanış süreçlerinden bağımsız olarak, Türkiye'nin uyum takvimi ve önceliklerini içeren bir çalışmanın hazırlanması söz konusu olacaktır. Bir diğer deyişle, uyum takviminin gerçek yaşantıya sistematik olarak aktarımı, teknik mevzuatın uyumlaştırılmasının gündelik süreçlerde görünür kılınması kastedilmektedir.

* Siyasi kriterler ve siyasi reformlardaki ilerlemelerin ivmesinin artırılması;
Kopenhag siyasi kriterlerinin, güçlü bir reform dalgası bünyesinde içselleştirilerek, uyumlaşma sürecine aktarımı söz konusudur. Bunun için de, demokrasiden, insan haklarına, azınlık haklarına dek büyük bir gelişim ve dönüşüm iradesinin ortaya çıkarılması gerekecektir.

* Güçlü bir iletişim stratejisi izlenmesi.
Söz konusu iletişim stratejisinin, daha önce anılan diğer üç saçayağını destekleyecek şekilde kurgulanması ve halkın AB uyum sürecine desteğinin de güçlendirilmesinden Türkiye'nin dış platformlarda tanıtımına dek bir iletişim ağı oluşturulması hedeflenmektedir. İstanbul'un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olmasının ve Fransa'daki Türk Mevsimi'nin bu dönemde devam etmesinin, önemli bir katkısı olacağı öngörülebilir.

Görünen o ki, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, yeniden düzenlediği yeni logosuyla birlikte, İletişim Stratejisi temelinde Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını sağlayacak bir yolu 2010 yılında açacak. İngiliz yazar Anne Morrow Lindbergh'in de çok güzel ifade ettiği gibi, "iyi iletişim, sert bir kahve gibidir; sonrasında uyumak çok zordur."

http://www.bianet.org/bianet/dunya/118500-abyle-yeni-iletisim-stratejisi

 

 

AdaptiveThemes