Skip to content

Kimdir bu altın yumurtlayan tavuklar?

4 Eylül 2009, ekleyen Ali Mert

Son iki gündür, gazetelerin ve TV’nin “yaşam” haberleri içerisinde, bilimsel açıdan önemli bir gelişmeye de dikkat çekiliyor. Bu haberlere göre, iki Türk bilim insanı, altın üretmiş durumda. Yüz yıllardır devam eden “simyacılık” nihayet amacına ulaştı. Peki bu durumda altının değeri ne olacak, yastık altına altın atanlar ne halt yiyecek, altın borsası çökecek mi vb. diye akıl yürüten iktisatçılar/yatırım uzmanları yok ortalıkta henüz. “Bilimsel yararlar” aşamasındayız. Zaten “olası bir ticarileşme” kimin kontrolünde olur, malum. O yüzden biz de bugünkü haberlerden “bilimsel yararlar” bölümünü alıntılayıp, iki hocamızla ilgili internette, orayı burayı taramak, sözlükleri karıştırmak yöntemiyle bulabildiğimiz birkaç enteresan biyografik notu aktaralım:

 
Bilimsel yararlar:
 
Washington Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden iki Türk profesör, laboratuvarda biyolojik ortamda altın parçacığı üretmeyi başardı. “Yapay evrim” yöntemiyle üretilen altın, savunma, tıp, ilaç sanayii ve endüstrinin her alanı için her türlü malzemeyi üretebilmenin yolunu açarak, malzeme mühendisliği için de bir devrim niteliği taşıyor. Yapay evrim denen bir yöntemle virüs ve bakteri proteinleri kullanılarak gerçekleştirilen çalışma, ABD bilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.
Altın yapmanın şifresine ulaşmanın bin yılları bulan maceralı yolunun yaşamın sırlarından biri olan doğal seleksiyondan geçtiği, yani moleküllerin birbirlerini tanıyıp seçip ayırmayı bilmesinde yattığı ortaya çıktı. Washington Üniversitesi Genetik Mühendisliği Malzeme Bilimleri ve Mühendislik Merkezi’nin (GEM-SEC) kurucusu ve yöneticisi Prof. Dr. Mehmet Sarıkaya ile İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı, İTÜ Moleküler Biyoloji Genetik ve Biyoteknoloji Araştırmaları Merkezi’nin yöneticisi Prof. Dr. Candan Tamerler’in birlikte yürüttüğü çalışma, malzeme mühendislikleri için de bir devrim niteliği taşıyor. Sarıkaya ve Tamerler’in çalışması yalnız altın üretebilmenin değil, savunma, tıp, ilaç sanayii ve endüstrinin her alanı için her türlü malzemeyi üretebilmenin yolunu açıyor.
 
Candan Tamerler hakkında:
 
* moleküler biyoloji ve genetik bölüm başkanı, ne zaman ne yapacağını kestiremezsin... (itüsözlük’ten)
 
* sahip olduğu enerjiyi, tarifsiz hırsına bağladığım ilginç şahsiyet. hiçbir konuda mazeret kabul etmeyen, hastalıkların %90'ının ruhsal olduğunu savunan, disconnektus erectusun tam zıttı yönde evrimleşmiş önemli kişi. (itüsözlük’ten)
 
* doğaya olan ilgisi nedeniyle biyomimetiği seçen itü öğretim görevlisi prof. dr. candan tamerler, ekibiyle birlikte kimyasal ortamda altın parçacığı üretmeyi başardı.

dalmaya ve doğaya meraklı, kuş gözlemleyen, karakalem resim yapan, fotoğraf çeken güler yüzlü bir bilim insanı tamerler. boğaziçi üniversitesi kimya mühendisliği mezunu ve moleküler biyoloji ve genetik bölümü ile ortak çalışmalar kapsamında yüksek lisans ve doktora çalışmalarını da aynı üniversitede tamamlamış. moleküler biyoloji ve biyoteknoloji konularına olan ilgisi nedeniyle farklı ülkelerdeki bu tür eğitim çalışmalarına katılmış. 1999da türkiyeye dönüp itü moleküler biyoloji ve genetik bölümünün kurucularından olmuş. biyonanoteknoloji alanına ilgisi ise 2002de abdde moleküler biyobenzetim alanını başlatan washington üniversitesi öğretim görevlisi prof. dr. mehmet sarıkaya ile tanışmasıyla başlamış prof. dr. sarıkaya abdde ilk biyobenzetim projelerini gerçekleştiren kişi. kendisinin konuşmasını dinleyip hayran olmamak ve bu alanın açılımını fark edememek imkansızdı. özellikle benim gibi hem mühendislik hem de moleküler biyoloji ve genetik birikimine sahip bir kişi için bilimsel alanda yapabileceklerimizi görmek müthiş heyecan verici oldu.

(Uludağ sözlük)
 
Mehmet Sarıkaya hakkında:
 
* Hocanın Washington Üniversitesi’ndeki web sitesi: http://faculty.washington.edu/sarikaya/  (iki ayrı bağlantıya uzanıyorlar ve İngilizceler maalesef)
 
* Prof. Dr. Mehmet Sarıkaya, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Metalurji Bölümü`nden mezun olduktan sonra 1978`de doktora yapmak için ABD`nin California Üniversitesi`ne gitti. 1985`te Seattle`daki Washington Üniversitesi`ne geçen Prof. Dr. Sarıkaya bu üniversitenin Malzeme Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü bünyesinde tam kadrolu, 2001 yılından itibaren de Kimya Mühendisliği Bölümü`nde yardımcı kadrolu öğretim üyesi olarak çalışıyor. Prof. Dr. Sarıkaya, bunun yanı sıra 17 yıldır 760 milyon dolar bütçeye sahip olan bir araştırma merkezinde, `Moleküler biyobenzetim`, `Biyoloji ile nanoteknoloji` konularında araştırmalarını sürdürüyor. ABD, Ulusal Bilim Fonu`na bilimsel ve teknolojik araştırmalar için 3,5 milyar dolar destek sağlıyor. Bu miktarın yaklaşık yüzde 10`u Sarıkaya`nın çalışmalarını sürdürdüğü araştırma merkezindeki `nanoteknoloji` çalışmalarına ayrılıyor. 11. Metalurji Malzeme Kongresi ve Fuarı`na katılmak amacıyla İstanbul`a gelen Prof. Dr. Mehmet Sarıkaya, geleceğin teknolojisini belirleyecek çalışmalarını Zaman`a anlattı. Prof. Dr. Sarıkaya`nın nihai amacı silikon mikroçiplerin ötesine geçerek organik ve inorganik maddeleri birleştirerek moleküler teknolojiye geçmek. Sarıkaya`ya göre dünyada birçok bilim adamı, yeni teknolojiyi üretmek için çaba sarf ediyor. Moleküler biyoteknolojinin meyveleri 10 sene sonra alınacak ve bu teknoloji 30 sene sonunda dünyaya hakim olacak. Dünyadaki mevcut teknolojinin yetersizliği sebebiyle biyoteknolojiye geçmenin uzun süre alacağına inanan Sarıkaya, bu süreyi azaltmak için canlılardan ilham alıyor. Kendi tabiriyle `Amerika`yı ikinci defa keşfetmeye kalkmıyor`. Bakterilerin enerjisini sağlayan sistemleri elektrik motorlarına benzeten Sarıkaya, DNA okumalarının, protein üreten ribozomların geleceğin bilgisayar `chip`leri olduğunu gösterdiğini ifade ediyor. Sarıkaya ve ekibi biyomoleküler teknolojinin ilk unsurlarını üretiyor. Moleküller arasında balistik (çeperlere çarpmadan) iletim sağlayan `nanotüp`ler, gözle görülemeyecek kadar küçük (yarım mikron) büyüklüğündeki mikromotorlar yapılıyor. Yapılan çalışmalar sonucunda; 350 milyar yaşındaki bir bakteriden, biyotasarım konusunda faydalanılıyor.Metal ve biyoloji dünyasını bir araya getirerek yeni malzemeler üretiliyor. Biyolojik aküleri (proteinleri) inorganik yüzeye bağlayarak anahtarlar yapma çalışmaları sürüyor. Araştırmalar 8 farklı fakülte üyeleriyle bir konsorsiyum altında ortaklaşa yürütülüyor. Bu arada Türkiye`nin bir bilim politikası olmadığından yakınan Sarıkaya, `ABD`de teknolojinin tüm imkanlarından faydalanıyoruz. Ancak sık sık Türkiye`ye gelerek birikimlerimi aktarmayı bir borç olarak görüyorum.` şeklinde konuşuyor.  (08.06.2002’den bir Zaman gazetesi haberi - http://www.tumgazeteler.com/?a=225204

 

 

AdaptiveThemes