Skip to content

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı

28 Ekim 2009, ekleyen dalkan

(okuyacağınız yazı "Düşünce ve Eylem" dergisinde daha önce yayınlanmış olup yine aynı dergide yayınlanan bir yazıya hitaben yazılmıştır.)

Bir milyon işçi hiç uğruna çalışıyor
Onlara, gerçekte onların olanı verseniz iyi edersiniz
Biz kasabaya geldiğimizde
Sizi alaşağı edeceğiz

Saat 18.55, okuldan güç bela eve dönmüşüm, Nisan’ın ikisi, küresel ısınmış bir İzmir öğleden sonrası, Shine on You Crazy Diamond dinliyorum, henüz soyunup dökünmemişim. İşte böyle bir anda Özge’nin “Keşke Burada Olsaydın” adını verdiği Pink Floyd’u anlatan yazısını okudum… İşte bu yüzden sınavlarımı unutup klavyenin başına oturmaktan başka çarem kalmadı ve yine bu yüzden sarhoş gibi yazıyorum yazıyı. Özge’nin yazısında bahsettiği “savaşmak yerine aşk yapmayı öneren gençlerden” birini, John Lennon’ı, Özge’nin Pink Floyd’u anlattığının yarısı kadar iyi anlatabilme umuduyla yazıyorum.

John işçi birer anne ve babanın 1940 yılında doğan çocuğu olarak başladı “geleceğe dair planlar yaparken başına gelenleri” yaşamaya. İlk savaşını doğar doğmaz gördü ve görür görmez sevmedi savaş denen şeyi. 1969’da Vietnam Savaşı’na karşı “give peace a chance” ile çok gür çıkacaktı sonra sesi. “Sen onların kurallarına uyamayacak kadar deli olana dek, zekiysen senden nefret edip, değilsen seni aşağıladıklarını” gördü okula başlayınca ve karikatürler çizip dalga geçti ondan nefret edip onu aşağılayanlarla. Hepimiz gibi ondan da “işkence ve korkuyla geçen tuhaf bir yirmi yılın sonrasında, daha henüz korkudan kımıldayamazken bir kariyer sahibi olmasını beklediler” ve 1960 yılında başladı The Beatles kariyeri.

John Lennon ve Paul McCartney’in 1957 yılında tanışmalarıyla tüm zamanların en büyük grubu olarak kabul edilen The Beatles’ın temelleri de atılmış oldu. 58 de George Harrison’ın sonrasında Chas Newby ve Pete Best’in katılımı ile The Beatles kurulmuş ve dünya tarihi resmen değişmişti. 1962 yılına gelindiğinde Chas Newby ve Pete Best artık gruptan ayrılmış ve Ringo Starr’ın katılımıyla birlikte grup son şeklini almıştı. Grubun dört üyesi de işçi ailelerinin çocuklarıydı ve Liverpool’da doğmuştu. John’un liderliğini yaptığı grup birkaç yıl içerisinde “İsa’dan daha popüler” olacaktı.

The Beatles kariyeri boyunca John ve Paul arasında sürecek olan çekişme belki de John’un, grubun takım elbiseli uslu çocuklar imajına, takım elbisenin üst sınıfın sembollerinden birisi olduğunu söyleyip itiraz etmesiyle başlar. Ancak grubun yaptığı müzik üst sınıfın müziği değildir, 1965 yılında çıkan Rubber Soul albümündeki Nowhere Man isimli parçada, grup, nereye gittiğini bilmeyen, hayata dair hiçbir görüşü olmayan, boş planlar yapıp duran “hiçbir yerdeki adamdan” bahseder ve aslında hepimizin bir parça da olsa “hiçbir yerdeki adama” benzediğimizi söyler. Sonra “hiçbir yerdeki adama” şöyle seslenir;

Hiçbir yerdeki adam dinle lütfen
Neyi kaçırdığının farkında değilsin
Hiçbir yerdeki adam, dünya senin komutan altında

Grup hepsi en az bu kadar politik onlarca şarkıya imza atarken aynı zamanda tarih yazmayı da sürdürmektedir. 1967 yılında çıkarttıkları Sgt. Pepper's lonely hearts club band albümü birçok otoriteye göre rock tarihinin en önemli albümü olmakla kalmayıp aynı zamanda grup bu albümle psychedelic rock’tan sonra progressive rock türünün de temellerini atmıştır. 1968 yılında John grup üyelerine 1965 yılında Kraliçe tarafından verilmiş olan MBE unvanını Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için geri vermiş ve bir kez daha doğumuyla birlikte saflarına katıldığı işçi sınıfıyla birlikte olduğunu göstermiştir. Kraliyet ailesinin üyelerinin de katıldığı bir konserde sadece ucuz koltuklarda oturanların alkışlamasını isteyip geri kalanlarınsa isterlerse mücevherlerini şıkırdatabileceklerini söyleyen John için zaten Kraliçe’den alınmış bu unvanın çok değeri yoktur.

1970 yılına gelindiğinde artık The Beatles dağılmıştır. John ise Vietnam Savaşıyla bilenip, Yoko Ono’dan aldığı ilhamla körüklenen yaratıcılığıyla sürdürmektedir solo kariyerini. Bu dönemde bilenip keskinleşen sadece John’un yaratıcılığı değildir, dili de hiç olmadığı kadar keskindir artık. Dilini, 1969 yılıyla birlikte ABD’nin Vietnam’a uzanan kanlı elini kesmek için kullanır John, dönemin en önemli birkaç barış aktivistinden biridir. Uzun saçları anti-militarizmin sembolü, o yıl bestelediği ve Kasım’ın 15’inde Washington’da yarım milyon kişinin hep bir ağızdan söylediği “give peace a chance”, savaş karşıtı hareketin sloganı olmuştur. 1972 yılında savaş karşıtı hareketin liderleriyle birlikte, başkanlık seçimleri öncesinde çıkmak istedikleri turne nedeniyle başı göçmenlik bürosuyla sıkça derde girmeye başlar. 75’te Watergate skandalı patlak verip Nixon beyaz saraydan defolup gidinceye kadar 281 sayfalık FBI dosyası sahibi olan John, bir türlü yeşil kart sahibi olamaz. Oysa o 71’de sınırların olmadığı, mülkiyetin olmadığı, dinin olmadığı ve tüm insanların kardeşçe paylaştığı bir dünya düşlemiştir şu dizelerle sonlanan Imagine’da;

Bana hayalperest olduğumu söyleyebilirsin
Ama ben tek başıma değilim
Umarım bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya bir bütün olur

Imagine’da anlattığı ve onun sesinden dinlendiğinde insanı hayal etmeye zorlayan şey John’un ütopyasıdır. Ütopyasını “sen de devrim istediğini söylüyorsun, hadi davranalım” dediği “Power To The People”da defalarca “iktidar halka” diye haykırarak ister. Şu dizeler özellikle çarpıcıdır;

Bir milyon işçi hiç uğruna çalışıyor
Onlara, gerçekte onların olanı verseniz iyi edersiniz
Biz kasabaya geldiğimizde
Sizi alaşağı edeceğiz

Kapitalizmi ve Power To The People’da talep ettiği, verilmezse zorla alınacağını belirttiği, iktidar için yürünmesi gereken yegâne yolu ise Working Class Hero‘da şöyle anlatır John öldürülmesinden on sene önce, 1970’te;

Doğar doğmaz küçük hissetmenizi sağladılar kendinizi
Daha size hiç zaman vermeden
Acı hissedemeyeceğiniz kadar büyüyünceye kadar

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı

Evde canınızı yakıp, okulda döverler
Zekiyseniz sizden nefret edip, değilseniz aşağılarlar
Ta ki siz öfkeden delirip onların kurallarına uyamayacak hale gelene dek

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı

İşkence ve korkuyla geçen tuhaf bir yirmi yılın ardından
Sizden bir kariyer sahibi olmanızı beklerler
Siz henüz kımıldayamayacak kadar korku doluyken

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı

Sizi din, seks ve televizyonla uyuştururlar
Ve siz çok zeki, sınıfsız ve özgür olduğunuzu düşünürsünüz
Oysa gördüğüm kadarıyla hala rezil köylülersiniz

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı

Size tepede hala boş oda olduğunu söylüyorlar
Ama önce öldürürken nasıl gülümseyeceğinizi öğrenmelisiniz
Tepedeki efendileriniz gibi olmak istiyorsanız

İşçi sınıfı kahramanı olunmalı
İşçi sınıfı kahramanı olunmalı
Eğer kahraman olmak istiyorsanız benimle gelin…

Yorumlar

Sözü John Lennon'a verelim

28 Ekim 2009, yazan Muzaffer Osmanoğlu,
Yorum no: 1178

Bu yazıyı okuduktan sonra, 'Working class hero'yu dinlememek olmaz. Tekrar hatırlattığı için dalkan'a bin teşekkür...

Buyursunlar:

http://www.youtube.com/watch?v=njG7p6CSbCU

Şarkının kapakları

29 Ekim 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 1181

Bu sert şarkının, nedense kapak- "cover" tabir edilen yeniden icrası da bir hayli fazla. Eskiden Tin Machine adlı David Bowie'li grubun yorumunu severdim, youtube'dan baktım biraz önce, konser versiyonu var, şimdi pek sevemedim (http://www.youtube.com/watch?v=pHd8H0oqxLw) Zaten o grup da tutmadı!

Ama onun yanında "ilgili videolar" - "related videos" denerek verilen "Working Class Hero"lardan Green Day hiç fena değil hani! (http://www.youtube.com/watch?v=sNCFcDy94xc&feature=relatedYine "ilgili videolar"dan görüldüğü kadarıyla bu işçi sınıfı türküsünü, Cyndi Lauper, Marilyn Mansun, Marienne Faithfull, Ozzy Osbourne vb. herkes okumuş maaşallah...

bir katkı..

29 Ekim 2009, yazan fidelio,
Yorum no: 1184

Mesajımı buraya yazmak istemezdim, ancak baktım da yazacak daha uygun bir konu bulamadım.

İşçi sınıfının kahramanları, onları anlatan şarkıları ve sınıfımızın şarkıcıları olduğu kadar, yaşamlarımıza tanıklık eden filmler ve sınıfımızın sinemacıları ve belgeselcileri de var. Tek tek hepsini anma ve işçi sınıfını merkezine koyan çalışmalara değinme işini belki sonraya bir ödev olarak bırakmalıyım.

Bunların yanında günümüzün daha popüler ve sınıfla direkt bağı olmayan yenilikçi ve muhalif sinemacıları da var. İşte bunların en ön planda yer alanı Michael Moore yeni filminin tanıtımını Venedik Film Festivali'nde yapmıştı:

http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat-medya/michael-moore-un-yeni-filmi-v...

Bugün takip ettiğim bir video paylaşım sitesinde filmin CAM usülüyle kaydedildiğini gördüm. Herhalde sinemadan korsan çekimi yapılan ilk belgesel filmi olma özelliğini taşıyordur.

Neyse, meraklısı ile paylaşmak ve bağlantıları bildirmeyi kendime görev bildim. En azından Bowling For Columbine ve Sicko çalışmalarının hatırına değer verilmesi gereken bir aktivist olduğunu düşündüğüm Michael Moore'un Capitalism A Love Story filmini online izleyebilirsiniz.

birinci parça için : http://www.novamov.com/video/07dqxf4lva8q0
ikinci parça için : http://www.novamov.com/video/11wq5tlzartvh
paylaşım ana sitesinin bağlantısı ise şöyle : http://www.movie2k.com/

"Bana hayalperest diyebilirsin, ama ben tek başıma değilim"

20 Mart 2010, yazan dalkan,
Yorum no: 2372

Küba'da da kendisini görmek mümkünmüş. Havana'da John Lennon  parkında bulunan heykeli, ünlü Kübalı heykeltıraş José Villa Soberon tarafından yapılmış. Açılışı 8 Aralık 2000 yılında, yani John’un öldürülüşünün 20. yılında, bizzat Fidel tarafından gerçekleştirmiş. Fidel, heykelin açılışındaki konuşmasında John için, “O’nu benim gözümde büyük yapan düşünceleridir, fikirleridir. O'nun hayallerini tamamıyla paylaşıyorum. Ben de bir hayalperestim, hayallerinin gerçek olduğunu görebilmiş”  demiş.

Heykelin ayak ucunda ise Imagine’ın    "Bana hayalperest olduğumu söyleyebilirsin, ama ben tek başıma değilim" mısraları yazılıymış.

http://www.youtube.com/watch?v=okd3hLlvvLw&feature=related

Kaynak:

http://beatles.ncf.ca/castro.html

http://www.aworldtowin.net/about.html

 

 

 

AdaptiveThemes