Skip to content

İki film, bir öneri

26 Ekim 2009, ekleyen Ali Mert

Açılım sürecinin tam bir kapanıma dönüşmeden mola verdiği, darbe belgelerinin altı aylık molanın ardından gaza geldiği, yarın hangisinin hangi hızla hurra diyeceğinin pek de belli olmadığı şu netameli günlerde, iki karşıt film gösterimde. Bu filmlerden birini seçip izleyerek, üstüne de "beğendim/beğenmedim" yorumu yaparak, açılım sürecinde şahin mi, güvercin mi olduğunuzu rahatlıkla belli edebiliyorsunuz.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, dün “Nefes: Vatan Sağolsun” filmini izleyerek “güzel” bulmak suretiyle yorumlarını ve açılıma dönük hassasiyetlerini paylaştı mesela.

Kendisinin filme ilişkin derin tahlili şöyle:

“Belki de terörle mücadele kapsamında bugüne kadar çekilmiş en güzel filmlerden bir tanesi. Sinema teknik olarak güzel. Oyuncular gerçekten güzel oynamışlar (…) Çavuş’un, Atatürk büstüyle ilişkisi beni gerçekten çok etkiledi. Gerçek askerimiz bu.”

Gazeteport sitesinin haberine göre, Başbuğ’un geleceğe dönük temennileri de bulunuyor, onlar da şöyle:

“Filmde olayların bir karakolda geçtiğini anlatan Orgeneral Başbuğ, terörle mücadelenin sadece bir karakolla sınırlı olmadığını, operasyonel boyutu da bulunduğunu hatırlatarak, ‘İleride aynı grubun operasyonel, kapsa mlı bir film çevirebilmesini arzu ederim’ diye konuştu.”

Diğer filmimiz, “İki Dil Bir Bavul”. O da "Nefes" gibi geçtiğimiz hafta gösterime girmişti, o da "bölge"ye bakıyordu, galasında Başbuğ yoktu ama aydınlar ve sanatçılar, hem filmin estetik diline hem de barışı çağıran güçlü içeriğine dönük anlamlı mesajlar vermişti.

Altın Portakal jürisi tarafından “En iyi ilk film” ödülüne layık görülen, filmin internet sitesindeki anlatımıyla “üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatan”  "İki Dil Bir Bavul"u izleyin derim.

Yine, filmin internet sitesindeki anlatımıyla, “2365 metre yükseklikteki, Karabal Jandarma Karakolu’nu korumakla görevlendirilen, bir yüzbaşı komutasındaki kırk askerin hikayesi”ni anlatan “Nefes: Vatan Sağolsun” ise zaten çok çok izlenecek, en iyi başlangıç rekorları kıracak vb. İzleyip izlememek size kalmış. Ama bana sorarsanız, çok da acele etmeyin, “operasyonel” olanı bekleyin!..

Üç kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS/GP_568935, http://www.nefesfilm.com/, http://www.perisanfilm.com/school/story.php

Yorumlar

Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un Nefes'le ilgili açıklamaları

26 Ekim 2009, yazan Fatih Polatlı,
Yorum no: 1162

Genelkurmay Başkanlığı'nın İnternet sitesinde uzun bir konuşma metni ile İlker Başbuğ'un gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar eklenmiş: 

SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORG. İLKER BAŞBUĞ: Bu akşam komutan arkadaşlarla birlikte "Nefes - Vatan Sağ Olsun" filmini izlemeye geldik.

Film olarak gerçekten güzel. Olaylar güzel bir şekilde yansıtılmış. Belki de bugüne kadar terörle mücadele kapsamında çevrilen en güzel filmlerden bir tanesi diyebilirim. Sinema olarak, teknik olarak güzel. Oyuncular da çok güzel oynamışlar. Emeği geçenleri kutluyoruz.

Terörle mücadele ile ilgili bu filmde olaylar bir karakolda geçiyor. Tabi, terörle mücadele sadece bir karakol ve karakoldaki olaylardan ibaret değil elbette, ama bu filmin senaryosu bir karakol etrafında cereyan eden olaylar üzerine kurulmuş. Ancak, bildiğiniz gibi terörle mücadelenin farklı boyutları da var. Bu boyutlardan biri de hiç şüphesiz operasyonel boyutudur. Bu ekibin, terörle mücadelenin operasyonel boyutunu ele alacak bir çalışma daha yapmasını arzu ederiz.

Terörle mücadele kolay değil. Belki de filmin tüm seyircilere verdiği en güzel mesaj bu. Terörle mücadele, daha önce de ifade ettiğim gibi, insan odaklı bir mücadeledir. Neticede terörle mücadeleyi yürütenler sizler, bizler gibi insanlar ve çoğunlukla genç insanlar. Burada şunun iyi anlaşılması lazım, asker de bir insan, robot değil. Bunların hepsinin özel yaşantısı var, farklı şartları var. Tabi en önemlisi filmde de gördüğünüz gibi, kahraman askerlerimiz, subayı, astsubayı, asteğmeni, çavuşu, onbaşısı bu mücadeleyi 365 gün, 24 saat yürütüyor. Bunu iyi anlamamız lazım. Mücadelenin zorluğu da bir noktada budur. Çünkü mücadele, 365 gün 24 saat ve insan odaklı olarak devam ediyor.

Diğer önemli bir nokta da, özellikle filmi seyredenlerin bu noktaya dikkat etmesini arzu ederim, isterim: Filmde olaylar 1993’te geçiyor. Ancak, buradan hareketle, filmde 1993 yılında yaşanan olayların birebir aktarıldığını düşünmeyin. Neticede, bu bir senaryodur. Elbette anlatılan olaylardan gerçek olanları da vardır ama bunun yanında senaryo gereği eklenen olaylar da bulunmaktadır.

1993-1995 yılları arasında, ben bu bölgede görev yaptığımı daha önce de ifade etmiştim. Şimdi insanlarımızdan rica ediyorum, o yıllara ait gazete arşivlerine bir bakın, bir hatırlayın. 1993’te, 1994’ün ortalarında, 1994 yıllarının belki sonuna kadar bu tip olaylarla çok karşı karşıya geldik. Çok karakol baskını yaşadık. Tabi 1993 şartlarında, teknolojik olanaklarımız, imkanlarımız şu anda sahip olduğumuz oranda değildi.

Terör ve terör olayları bugün de devam ediyor ama hiçbir zaman 1990’lı yıllardaki yaşadığımız boyutta ve şiddette değil ve olamaz da. Ve iddia ediyorum, Türkiye bir daha o yıllara geri dönmez.

Bunu kime borçluyuz? Bunu filmde de gördüğünüz gibi görev uğruna, vatan uğruna ve ülkesi uğruna canlarını feda eden şehitlerimize borçluyuz. Bu mücadelede, 5000’in üzerinde şehit verdik.

1990’lı yılları hatırlayalım. Terör örgütü ne istiyordu? Biliyorsunuz, o dönem, Türkiye’nin belirli bir bölgesini kontrol altına almak ve ondan sonra olayları geliştirmek istiyorlardı. Hedefleri neydi? Hatırlayacaksınız. Bunlar, bir bağımsız devlet hedefliyorlardı ve bunu ifade ediyorlardı. Bugün neredeler? Bugün, bölücü terör örgütü terörle artık bu hedeflerine ulaşamayacağını gördü. Bağımsız devlet hedefinden söz edenler nerede bugün? 1990’lı yıllarda, bölgedeki şehirlerimizin durumunu, güvenlik boyutlarını hatırlayın. Elbette, terörle mücadele zor, acı ve kanlı. Çünkü terörle mücadele, bir noktada silahlı mücadele. Silahlı teröristlerle silahlı mücadele veriyorsunuz. Bu, elbette kolay değil. Bence, bu filmin en önemli noktası 1990’lı yıllardaki durumu yansıtması. Gerçekten 1990’lı yıllarda biz bu olayları çok yaşadık. Çok çabuk unutuyoruz. Geçtiğimiz yıllarda da bazı büyük terör olaylarını yaşadık, bu da bir gerçek ama hiçbir zaman Türkiye’de yaşadığımız terör olayları 1990’lı yılların boyutunda değildir ve o noktaya da bir daha geri dönmez. İşte bütün bunlar, bu şehitlerimizin sayesinde oldu. Bunları hiç unutmayalım.

Elbette son günlerde yaşanan olayları Türkiye’de kimsenin tasvip etmesi mümkün değil. Şehitlerimizin, gazilerimizin bu olaylardan duyduğu üzüntüyü paylaşıyorum, onların üzüntülerine saygı gösteriyorum. Unutmasınlar ki, o şehitler verilmeseydi bugün Türkiye terörle mücadele noktasında acaba nerede olurdu? Bunları unutmayalım. Bunları unutursak her şeyden evvel şehitlerimize, gazilerimize karşı bu büyük bir haksızlık olur.

Benim bu filmle ilgili özellikle sizlere ifade etmek istediğim şudur: Başta da ifade ettiğim gibi, filmde gerçekten bir karakolda cereyan eden olay ele alınıyor. Karakol sabit olduğu için elbette zorluklar da söz konusudur. Ayrıca o yıllarda imkanlarımız daha kısıtlıydı ama bugün imkanlarımız daha gelişmiştir. Terörle mücadeleyi yapanın da insan olduğu unutulmamalıdır. İnsan bu, etten, kemikten, kandan oluşan insan. Bu insanların kuvvetli tarafları olduğu gibi zayıf noktaları da oluyor. Bazen hatalar da yapıyor. Çünkü neticede insan bu, bunu kabul etmek zorundayız. Bu yüzden, verdiğimiz eğitimle hata oranını, hata yüzdesini asgariye çekmeye çalıştığımızı da her zaman söylüyoruz.

Gerçekten güzel bir film. Olayları güzel yansıtmışlar ama elbette filmde gördüklerimizin hepsi yaşanan gerçek olaylar değil ama gerçeği mümkün olduğu kadar yansıtmaya çalışmışlar.

Ben, senaristinden yapımcısına ve oynayanlara kadar filmde emeği geçenlerin hepsini tebrik ediyorum. 1990’lı yılları bize tekrar hatırlatma imkanı verdiği için de ayrıca hepsine teşekkür ediyorum.

GAZETECİ: Efendim, filmde sizi en çok etkileyen sahne hangisi?

ORG. BAŞBUĞ: Aslında, filmde çok etkili sahneler var. Söylemem gerekirse beni filmde en çok etkileyen sahne. Bir askerin Atatürk büstü ile kurduğu ilişkinin verildiği sahneydi. Bu sahne, beni çok etkiledi. Çünkü, bu asker şahsında askerlerimizin duyguları dile getiriliyordu. Onun dışında, filmin belki en güzel mesajlarından bir tanesi; oradaki subayın, astsubayın, asteğmenin, erbaş ve erlerin hepsinin bir insan olduğunun vurgulanmasıydı. Bazıları, askerin bir robot olduğunu zannediyor. Hayır, asker de bir insan. Bence önemli noktalardan bir tanesi de buydu.

Ayrıca bir de şunu ifade etmek lazım. Bulutları da gerçekten çok güzel kullanmışlar. Ben hiçbir filmde bu kadar bulutlarla senaryonun veya olayların bağdaştırıldığını görmedim. En son sahnede, şehit haberini vermeye giden şehit yüzbaşının eşiydi. Orayı biraz değiştirmişler. Esasında kitapta öyle değildi. Filmin senaristi de burada. Hakan, şehit ailesine haber verme sahnesi kitapta daha etkileyici verilmişti. Filmde sanki biraz kısa kesilmiş gibi öyle mi, ben mi yanlış hatırlıyorum?

HAKAN EVRENSEL (SENARİST): Evet, çok daha ihtişamlı, çok daha uzundu.

ORG. BAŞBUĞ: Aslında o sahne, eğer kitaplarını okursanız, “Güneydoğudan Öyküler”de geçiyor, diğer kitabının adı neydi?

HAKAN EVRENSEL (SENARİST): “Yer Eksi İki”.

ORG. BAŞBUĞ: “Yer Eksi İki”. Aslında bu kitaplarda yazılan her hikaye bir film olabilir. Gerçekten çok çarpıcı hikayeler var. Ben bu ekipten bunun devamını istiyorum. Çünkü o kitaplarda pek çok film çevrilebilecek boyutta senaryolar var, operasyonlarla ilgili çok hikaye var. Onların da ilerleyen günlerde filme çevrilmesini arzu ederim.

GAZETECİ: Sizin için filimde özellikle dikkatinizi çeken bir diyalog var mıydı?

ORG. BAŞBUĞ: Evet, vardı.

GAZETECİ: Sizin özellikle dikkatinizi çeken şey nedir?

ORG. BAŞBUĞ: Başta, yüzbaşının karakola geldiği zaman erleri motive etmek için yaptığı konuşmalar gerçekten etkileyiciydi. Çünkü orada erleri motive etmeniz lazım, hareketlendirmeniz lazım, duygusal konuşmanız lazım, etkileyici konuşmanız lazım, çarpıcı konuşmanız lazım. Başlangıçta personel ile yaptığı konuşmalar da gerçekten etkileyiciydi.

İnsani boyutu çok güçlü olan bir film. En basitinden yaralı bir teröriste yapılanlar bu insani yanı ortaya koymaktadır. İşte Türk askeri budur. Bunlar yaşanan gerçeklerdir. Orada, yaralı teröristi yaşatmak için tabip asteğmenin verdiği mücadele, gerçektir.

GAZETECİ: 1993’te aynı bölgedeydim, dediniz. Aynı ölçekte değil belki, ama film size o günleri hatırlattı mı?

ORG. BAŞBUĞ: Evet, hatırlattı. Gazete arşivlerinde 1993 yılına ait haberlere bir bakın.

GAZETECİ: Kişisel olarak?

ORG. BAŞBUĞ: Çok şey hatırlattı. Bazen, haftada bir iki karakol baskını yaşadığımız günleri, haftaları hatırlıyorum ama bugün artık aynı noktada değiller.

GAZETECİ: Teşekkür ederim.

ORG. BAŞBUĞ: Çok teşekkür ediyor, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Kaynak: http://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/ 10_1_7_Konusmalar/2009/org_ilkerbasbug_nefes_filmi_gorusmeleri.html

en iyi müzik ödülü

25 Nisan 2010, yazan dalkan,
Yorum no: 3041

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı da filmi sevmiş ve en iyi müzik ödülü vermişti iki dil bir bavul'a. Sitede olmadığını fark edip eklemek istedim. Soundtrack'i çıkarsa kaçırmayın derim.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=979929&Date=12.02.2010&CategoryID=82

 

 

AdaptiveThemes