Skip to content

Hitler'in 'yasallık taktiği' (ya da parlamentarizmi)

16 Ocak 2010, ekleyen Erkin Özalp

Almanya’nın solcu günlük gazetesi Junge Welt’de, Nazilerin iktidara gelirken “yasallık taktiği”ni ne şekilde kullandıklarıyla ilgili bir yazı çıktı. Zamanında darbe girişiminde de bulunan Hitler’in mutlak diktatörlüğü, Nazilerin 1929 yılından itibaren elde ettikleri seçim başarılarının bir ürünü olmuştu. Dahası, Hitler, diktatör olmadan önce, kendi partisindeki “darbeci” kesimle de mücadele etmişti... Tüm bunların Türkiye ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok tabii ki... Martin Seckendorf imzalı ve "Yasal yollarla diktatörlüğe" başlıklı yazıyı, öylesine paylaşıyoruz:  

8 Aralık 1929’da Thüringen’de eyalet meclisi seçimleri yapılmıştı. NSDAP [Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi], burjuva partilerinin oy oranlarını gerileterek, 1927’deki oy oranını üç katına çıkarmayı başarmıştı. Söz konusu partiler, Weimar Cumhuriyeti’ne [1919’da Almanya’da kurulan parlamenter cumhuriyet; ülkenin resmi adında yine “imparatorluk” (Reich) sözcüğü vardı] karşı, Nazilerle birlikte hareket etmeye karar vermişti. Hitler, 10 Ocak 1930’dan itibaren koalisyon pazarlıklarına bizzat katıldı ve partisinin kritik bakanlıklar olan İçişleri ve Halk Eğitimi bakanlıklarını ele geçirmesini sağlamıştı. Koalisyon görüşmelerinin bu şekilde sonuçlanmasında, Allgemeine Thüringische Landeszeitung Deutschland gazetesinin bildirdiği üzere, feodal “Kaiserin [İmparatoriçe] Augusta” otelinde düzenlenen bir etkinlikte, “toplumsal yaşamda, siyasette, ticarette, devlet yönetiminde, sanat alanında ve bilim alanında etkili olan kişilerin”, Hitler’i destekleyerek, henüz kararsız olan meclis üyelerine baskı uygulamaları belirleyici rol oynamıştı.
 
NSDAP’ın ‘salonlara kabul edilebilir” hale gelmesi
 
Eyalet yönetimine katılım, faşistlerin o zamana kadarki en büyük parlamenter başarısıydı. Hitler, 2 Şubat 1930 tarihli bir mektubunda, “hareket”inin, geçen yarım yıllık süre içinde, “bu doğrultuda elde etmeyi umabildiğimiz her şeyi geride bırakacak ölçüde yol aldı”ğını yazmıştı. Naziler, eyalet yönetimine katılmaları sayesinde, Thüringen’in önemli resmi organlarını hem yoğun şekilde kadrolaşarak hem de propaganda amacıyla kullanarak faşistleştirme fırsatını bulmuştu. İmparatorluk Konseyi (Reichsrat) aracılığıyla devlet politikaları üzerinde etkide bulunma olanağına bile kavuşmuşlardı. NSDAP, artık Thüringen’de de tüm boyutlarıyla hissedilen dünya iktisadi bunalımı sayesinde, burjuvazinin o zamana kadar kendilerini reddeden ya da kuşkuyla değerlendiren kesimleri gözünde de, “salonlara kabul edilebilir” hale geldi. Hitler, yukarıda anılan mektubunda, Weimar’da [o dönemde Thüringen eyaletinin başkenti] elde ettikleri başarıdan sonra, “kamuoyunda çok büyük bir yaklaşım değişikliği”nin yaşandığını yazmıştı. NSDAP, Thüringen’de, kitlelerle bağ kurabildiğini kanıtlamıştı. İkinci büyük burjuva partisi durumuna gelmişti. Ağır toplumsal çatışmalara doğru yol alınan bir dönemde, Almanya’nın Thüringen’dekilerle sınırlı kalmayan etkili siyasi, iktisadi ve ruhani güçleri, NSDAP’ı, açık şekilde, o zamana dek iktidarda olan partilerin olası bir siyasi alternatifi olarak değerlendiriyordu.
 
Weimar başarısı, Hitler’in çevresindeki yönetici topluluk açısından, her şeyden önce, “yasallık taktiği”nin başarı getirebileceğinin bir kanıtıydı. NSDAP, Kasım 1923’de, diğer aşırı sağ gruplarla ittifak kurarak, Bavyera’daki iktidarı silahlı bir darbeyle ele geçirme girişiminde bulunmuştu. Bu girişim büyük bir başarısızlığa uğramıştı. Parti yasaklanmış ve büyük ölçüde dağılmıştı. Ancak 1925 yılında yeniden kurulabilmişti. Hitler’in çevresindeki topluluğun bu felaketten çıkardıkları temel sonuçlardan biri, faşist bir diktatörlüğün ancak uzun vadede kurulabileceği ve bu süreç boyunca yasal sınırlara büyük ölçüde bağlı kalırken resmi ve parlamenter kurumlardan yararlanmanın gerekli olduğuydu. Manfred Weissbecker’in 8 Aralık 1929’dan itibaren Thüringen’de yaşanan gelişmeleri tanımlamak için bu gazetede kullandığı deyimle “Thüringen ayıbı”, Hitler’e göre, “çok sayıda yerel belediyede” tekrarlanmıştı ve “çok sayıda başka eyalette hazırlık aşamasında”ydı. Ama, 2 Şubat 1930’da, Weimar başarısıyla birlikte, “hareketin gündemine temel önem taşıyan bir sorunun” girdiğini de yazmıştı. Nazi kadrolarının tümü, “yasal” ve dolayısıyla daha uzun olan yoldan ilerleme düşüncesinde ortaklaşmıyordu. Tam da 1930 yılın başında üye sayısı 70 binin üzerinde olan partiye bağlı paramiliter SA (Sturmabteilung - Saldırı Kıtası) örgütlenmesinin yönetim kademesinde, hâlâ darbe planları üzerinde çalışılıyordu.
 
Saygın destekçiler
 
Hitler, Gotha’daki bir toplantıda, destekçilerine, faşist diktatörlüğe ulaşma hedefi açısından “yasallık taktiği”nin sağladığı avantajları açıklamıştı. Eyalet yönetimlerine katılım, “yeni iktidar mevkileri” sağlıyordu. Thüringen’deki hükümet kurma çalışmalarıyla ilgili olarak, Nazilerin eyalet yönetimlerine katılmalarının tek nedeninin, “bu mevkiler aracılığıyla fikirlerimizin zaferinin gerekliliğini daha kolay bir şekilde ve daha geniş çevrelere anlatabilmek ve bu yolla hareketimizin başarısına (...) daha fazla katkıda bulunabilmek” olduğunu söylemişti. “Yeni iktidar mevkileri”, Nazi propagandası için muazzam olanaklar yaratmanın yanı sıra yeni üyeler ve destekçiler kazandıracaktı. 1930 yılında, tam da mali sermayenin etkili güçlerini kazanma faaliyetlerinde çarpıcı başarılar elde edildi. 1930 yılındaki seçim kampanyaları sırasında, NSDAP, o zamana kadar hiç görmediği büyüklüklerdeki parasal kaynaklardan yararlandı. Polis raporlarından birine göre, IG Farben şirketinin her şeye gücü yeten lideri (Denetleme Kurulu Başkanı) ve Alman Sanayisi Ulusal Birliği Başkanı Carl Duisberg de, o dönemden itibaren, Nazilerin finansörleri arasında yer aldı. Deutche Bank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Georg Emil von Stauss ve Alman Bankaları ve Mali Kuruluşları Merkezi Birliği Başkanı ve Deutche Bank Yönetim Kurulu üyesi Georg Somssen de, 1930 yılında, Nazilerin politikasını en açık şekilde desteklediler; bunlar, Hitler’in imajı açısından, paha biçilmez kazanımlardı. Hitler, SA içindeki “şiddet yoluyla çözüm” yanlılarına da, “yasallık taktiği” kapsamına giren net talimatlar vermişti. Onların görevi, “Marksizmi ortadan kaldırmak”tı. 28 Şubat 1926’da, Hamburg’un iş dünyası temsilcilerinin önünde, Almanya’nın, ancak, “son Marksistin de yolundan döndürülmesi ya da ortadan kaldırılması” durumunda huzur bulabileceğini söylemişti. Bu doğrultudaki mücadelede, “başarıya ulaştıracak olan her tür araç” mübah sayılmalıydı. Çoğu örnekte “fethedilmiş” Alman eyaletlerindeki iktidar organlarının desteğiyle işçi hareketine karşı terör eylemleri gerçekleştirirken, SA’nın yasalara bağlı kalması gerekmiyordu. Marksizmin ortadan kaldırılma mücadelesinde “yasallık taktiği” geçerli değildi.
 
(Almancadan çeviren: Erkin Özalp)
 
Kaynak: http://www.jungewelt.de/2010/01-16/028.php

 

 

 

AdaptiveThemes