Skip to content

Hiroşima: 2. Dünya Savaşı’nın son eylemi mi, Soğuk Savaş’ın ilk eylemi mi?

6 Ağustos 2010, ekleyen Ali Mert

Altmış sene önce bugün, 6 Ağustos 1945'te Hiroşima’ya, ardından, 9 Ağustos 1945’te ise Nagazaki’ye atılan atom bombalarının (“Küçük Oğlan” ile “Şişko”nun) hikayelerine, iki hafta kadar önce okuduğum bir kitapta, Frederic Joliot Curie’nin yaşamöyküsünü anlatan Güney Gönenç’in “Hep Aranızda Olacağım” adlı yapıtında da  denk gelmiştim. Bu yıldönümünde, oradaki ayrıntıyla aktarıyorum:

                             

“ (...) Bombanın denemesi 16 Temmuz’da New Mexico eyaletinde Alamogordo’da başarıyla yapıldı. General Groves şöyle diyordu: ‘Savaş bitti! Şunlardan bir iki tane attık mı Japonya’nın işi tamamdır.’

Deneme büyük gizlilik içinde yapılmıştı. Kamuoyunun hiçbir şeyden haberi yoktu. Roosevelt’in ölümünden sonra başkan olan Truman’la görüşme olanakları arayıp bir türlü başaramayan Szilard (muhalif fizikçi – a. mert) son bir çabayla projede çalışan bilim adamları arasında bombanın atılmasına karşı imza toplamaya girişti. İmza işini yasaklamayı göze alamayan General Groves şöyle bir yola başvurdu: İmzaya açılan bildiriyi ‘gizli evrak’ olarak sınıfladı. Yönetmeliklere göre gizli evrak bir yerden başka bir yere ancak askeri muhafız gözetiminde götürülebilirdi. Groves elde yeterli muhafız olmadığı gerekçesiyle de imza metinlerini kasaya kilitledi. Bunlara karşın Szilard 67 bilim adamının imzasını almayı başardı ve imzalı metni doğrudan Truman’a gönderdi. Truman konuyu yeniden on ikiler komitesine sundu. Bombanın denemesi yapılmıştı. Alınan sonuç bütün tahminlerin üstündeydi, bombanın ‘çöl ortasında havai fişek gibi’ patlamadığı iyice görünüp anlaşılmıştı. Ama komite yine eski kararında ısrar etti.

Bu sırada Chicago Üniversitesi’nde bilim adamlarının toplantılar yaptıkları, imza toplamaya kalkışacakları öğrenildi. Üniversitede üçten fazla kişinin bir araya gelmesi yasaklandı.

Sonradan açığa çıktığına göre, Japonya’nın o sıralardaki teslim olma girişimleri Amerikan gizli servislerince bilinmekteydi. Japonların salt bu amaçla Moskova’ya gönderdikleri elçileri Naotake Sato ile Başbakan Hideki Tojo arasındaki şifreli telsiz konuşmaları , anında Washington’a ulaşıyordu (Amerikalılar Japon şifresini çözmüşlerdi). Bunların birinde Tojo, elçisine ‘Japonya yenilmiştir. Bunu kabul etmek ve ona göre davranmak zorundayız’ demekteydi.

Ve bomba 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atıldı. Fizikçilerin birinci bombaya taktıkları ad ‘Küçük Oğlan’, ikincisine taktıkları ad da ‘Şişko’ idi. Küçük Oğlan yüz bin kişiyi öldürdü, Şişko yetmiş bin kişinin ölümüne yol açtı.

Ünlü İngiliz fizikçi P. M. S. Blackett 1948’de şöyle yazacaktır: ‘Çözümlemelerimiz sonunda, bombanın 6 Ağustos’ta çok acele bir kararla atılmasının hiçbir askeri nedeni olmadığını görüyoruz. Ama politik bir nedenin  varlığı açıkça görülebiliyor: Savaş sonrasındaki dünyada kuvvetler dengesine ilişkin neden... Gerçekten de atom bombasının atılması İkinci Dünya Savaşı’nın son askeri eylemi değil, Sovyetlerle şimdi gelişmekte olan soğuk savaşın ilk eylemi olmuştur.'”

Kaynak: Güney Gönenç, Hep Aranızda Olacağım – Frederic Joliot Curie’nin Yaşamöyküsü, s. 145-7, Yordam Kitap, 2008

Yorumlar

Bence dayanaksız bir

7 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4130

Bence dayanaksız bir iddia.
1945 yazında Japonya teslim olmaya niyetli değildi. Daha doğrusu teslim olmak için mevcut faşist iktidarın devamı da olmak üzere bir yığın ağır şart sürüyordu. Buınları en başta SSCB kabul etmiyordu. Zira Japonya'nın müttefilerin ana karaya yapacağı çıkarmayı uzun süre durduracak gücü vardı.
Hatta Japonya Hiroşima bombalandıktan sonra bile teslim olaya yanaşmadı ve Nagazaki'nin bombalanması gerekti.
Eğer Japonya'ya atom bombası atılmasaydı, muhtemelen çok daha fazla Japon sivil ve asker belki yıllarca sürecek savaşta yaşamını yitirecekti.
Öte yandan kuşkusuz atom bombaları ABD tarafından Sovyetlere karşı güç gösterisi niteliği de taşıyordu.

Neresi dayanaksız saçmalıyorsun ziyaretçi!

7 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4132

Potsdam konferansı bittikten 4 gün sonra atom bombalarını japon şehirlerine yagdırdılar.Senin dediğin japonyanın teslimiyet şartlarına sovyetlerin itirazı aynen natonun açtığı arşivlerde geçmektedir ve potsdam konferansında SSCB ile bir anlaşmaya varamayan kapitalistler japonyayı atom bombalarıyla bombalayıp konunun artık tartışılamayacağı,SSCB kabul etsede etmesede topyekun teslim olmuş bir ülkeyi ortaya koydular.Bu küçük bir amaçtı tabii ki...1917 lerden beri iç savaşa yeteri kadar müdahele edememenin içlerinde ukte olarak kaldıgı kapitalistler ki özellikle ABD atom bombalarının silah nezdindeki gücüyle SSCB'yede sinyal vermeyi bırakın ciddi ciddi tehdit etmiştir Sovyetleri.(E.Hobsbawm'ın kısa 20.yüzyıl kitabındada geçmektedir bu ABD'nin başlıca 20 Sovyet kentine 1945'ten sonra atom bombası atmayı ciddi ciddi savunma komisyonlarında tartıştığı[sallama lan denirse şu anda bakmak zor geldi ama sayfa numarasınıda verebilirim kitaptan])

http://www.nato.int/ebookshop/video/declassified/#/en/encyclopedia/the_b...

al buda link...hangi aymazlıkla "declassified" ettilerse belgeleri anlayamadım,o kadar kendilerine güveniyorlar ki artık sovyetlerin tüm insanlığın gözünde tarihte olmaması gereken bir tiranlık olarak kayda geçtiğini düşünüyorlar....düşünüyorlar ve haklılarda herkes böyle görüyor umudumu yitiriyorum sovyetlere yok stalin şu kadar adam öldürdü yok sansür hadsahfadaydı vb. şeylerle saldıran sosyalistlerden bıktım....ne olursa olsun sovyetler şu anda yaşadığımız dünyadan çok daha iyiydi....kapitalizmin içinde ekmek bulamayıp ölmekten,maaşımın yetmemesi sebebiyle çalıştıgım okulda hamallık yaparken ölmekten,bir şeye karşı çıkarken evimin bir gece basılıp kafama kurşun sıkılarak ölmekten,yol ortasında ne baktın birader sonucundaki kavgada bıçaklanıp ölmektense Stalin'in ben masumken beni kendi süper egosuyla bu karşıdevrimci diye niteleyip öldürmesini yeğelerim...neyin peşindesiniz ya sovyetlere o kadar çok affedersiniz ama bok atıyor en ufak şeyde eleştiriyorsunuz ve bunu "tamam sovyetleri tabii ki savunuyoruzda hatalarınıda eleştiriyoruz" ile niteliyorsunuz...sizce 2010'un kapitalist dünyasında ve bunun özelinde türkiyede SSCB'yi eleştirmenin nasıl bir faydası var...bırakın yağlıyalım ballıyalım insanlar yaşanabilir bir şeylerin olduğuna ve bununda 73 sene boyunca varolduğuna inansın....İnsanlık böyle oldukçta,sosyalistler Sovyetlere bok attıkça umudumu yitiriyorum....tanrısız bir dünyada intihar etmekten başka bir seçeneğimin kalmadığını hissediyorum ve kim olursanız olun sizlere ve tüm insanlığa ana bacı sövüyorum...hemde çok ağır şekilde...

 

 

AdaptiveThemes