Skip to content

HAKKI BAŞGÜNEY: Börekçi, Boğaziçi Üniversitesi'nde özel bir mekan

21 Nisan 2010, ekleyen samata

 

“Börekçi”: Boğaziçi Üniversitesi’nde Özgün ve Sembolik bir Mekan

Uzunca bir sure once yazdığım bu yazının ilgi çekici olabileceğini düşündüm. Bu yazıda biraz akademik, eklektik bir tad olsa da, öte yandan 2005 yılnda yapılmış görüşmelerle İstanbul’da Üniversite gençliği (özellikle Boğaziçi Üniversitesi) üzerine kimi izlenimler edinmek mümkün, tabii bazı akademik, teorik yaklaşımların böylesine somut bir konuda ne kadar işe yaradıklarını sorgulamak da…

 Bu çalışmada amacım, Boğaziçi Üniversitesi Kuzey ve Güney kampüsleri ile Hisarüstü mahallesi arasında bir kesişim noktasında bulunan, ayrıksı ve kimi sembolik özellikler taşıdığını iddia edeceğim bir mekan (eski adıyla Zülfikar, şu anki adıyla Rumeli Hisarüstü Börekçisi) üzerine yaptığım gözlemleri ve bu mekanı sık sık kullananan 20 kişiyle yaptığım görüşmelerden yola çıkarak ulaştığım kimi düşünceleri sizlerle paylaşmak olacak. Bu konuda bana ABD’de, Chicago’da sokaklar üzerine çalışan Studs Terkel’in “Division Street in America” adlı kitabı yardımcı oldu. Bu kitapda Terkel Chicago’nun üç kesiminin, Kuzey, Güney ve Batı yakalarının özelliklerini, farklılıklarını sınıfsal, etnik boyutlarıyla ortaya koyuyor. Mitchell Duneier’in yine Chicago’daki siyah mahallesi ile Chicago Üiversitesi’nin kesişiminde bulunan bir kafe’de yıllardır neredeyse bir gün bile sektirmeden her gün buluşan ve o gün hakkında konuşarak akşam yemeklerini yiyen 4 kişinin (yoksul, siyah, yaşlı işçiler) oluşturdukları küçük cemaati merkeze koyan ve cemaatin hayatının geri kalanı üzerine de kimi gözlemleri barındıran ve buradan bu topluluğun oluşturduğu “moral community” manevi cemaati sınıf, ayrımcılık, saygınlık ve erkeklik gibi kavramlar üzerinden inceleyen “Slim’s Table “Race, Respectability and Masculinity” kitabından da esinlendiğimi söyleyebilirim.
Börek yemekten baska amaçlara da hizmet eden ve bence insanlarin gündelik hayatlarının bir değerlendirmesine olanak sunan bu mekana dair diğer bir akademik kaynak da gündelik hayat uzerine yapılan çalışmalar olabilirdi. Ben de özellikle Henri Lefebvre’nin Modern Dünyada Gündelik Hayat “Everyday Life in the Modern World” kitabından faydalandım. Michel De Certau’nın direniş eksenli bir gündelik hayat kavramsallaştırmasının da, Lefebvre'nin yaklaşımını tamamlayıcı ve dışlayıcı taraflarıyla birlikte, konuştuğum insanların gündelik hayat, boş zaman algılarına çerçeve sunabileceğini farkettim. Başka ülkelerdeki tanıdık insanların bir araya geldiği ya da çeşitli sınıflardan, mesleklerden, cemaatlerden insanların buluştuğu pub gibi örneklerle de karşılaştırarak ve Türkiye’de Cumhuriyetin özellikle 30’lı 40’lı yıllarında dönemin öğrencilerinin, aydınlarının uğrak yeri olan Beyazıt’taki Küllük kahvesiyle, Beyoğlu’ndaki Markiz pastanesini de anımsayarak bir değerlendirme yapmak istedim.
Bu çalışmanın odağında kimler vardı, biraz onu da özetleyelim: Ben börekçiyi, Boğaziçi Üniversitesi’nin ortamından, pekçok farklı arkaplandan, sosyal bilimler de olabilir, mühendislik de olabilir, mezun, master öğrencisi de olabilir, hazırlık öğrencisi olduğu gibi solcu da olabilir, kendini islamcı, anarşist olarak da tanımlayabilir, öğrencilerin buluşma mekanı olarak tanımlıyorum. Entelektüel “derin” mevzuları “gündelik konularla” (bence bu ayrım önemli; insanlar konuştuklarını sürekli hiyerarşize ediyor, sanat, felsefe, politika gibi konuları, gündelik hayatın basit, tekdüze konularından ayrışıtırarak, ciddi, ciddiyetsiz ayrımını sürekli farkında olmadan yapıyorlar) bir arada ele alan bu insanları tesadüfler ve kimi başka birleştirici öğeler biraraya getirmiş. Bu insanlardan bazıları birbirini burada tanımışlar, arkadaş olmuşlar ve burada geçirdikleri vakite ve özellikle burada tanıştıkları insanlarla geçirdikleri vakite belirli anlamlar yüklüyorlar.
Örnek vermek gerekirse çeşitli kimlikleri ön plana çıkaran insanların, solcuların, entelektüel islamcıların, sinemacıların, tiyatrocuların, yalnızların, bohemlerin, serkeşlerin, hiçbir tanımlamaya girmeyenlerin, (bu kimliklerin pekçoğu bir kişi için aynı anda geçerli olabileceği gibi, hayatta geçirdikleri dönüşümle bağlantılı olarak zaman için de değişebilir; konuştuğumuz insanlar 18 ila 30 yaş arasında üniversite öğrencisi, mezun ya da üniversiteyi bırakmış insanlar, yani pekçok kişinin buradaki pekçok kimlikten önemli, önemsiz izler taşıdığını görebiliriz, tabii kendilerine sorduğunuzda kimliklerden birini seçmek isteyebilirler, kendilerini bu kimliklerden bir tanesiyle tanımlayabilirler, ya da bu kimliklerden hiçbirini kabul etmeyebilirler, ben bu sıfatları, insanları keskin, daraltıcı, özellikle de salt politik bir düzlemde konumlandırmak kaygısıyla kullanmıyorum, zaten çalışmamın amacı da bu kimliklerin bir şey ifade edip etmediğini tartışmak) sadece börek yiyip ayrılan mahalle sakinlerinin ve benim ilgilendiğim akademi ile bir tür bağı olan, içinde benim de bulunduğum kesimin bu ortak mekana nasıl anlamlar yüklediği, burada geçirdikleri zamanı boş zaman olarak görüp, görmedikleri, sinema, tiyatro, müzik, televizyon gibi boş zamanı geçirmek için daha “ideal” olarak görülebilecek şeylere muhabbeti, dedikoduyu, bir tür cemaatleşmenin beraberinde getirdiği haber vermeden buluşabilmeyi ne ölçüde ve neden tercih ettikleridir. Yaptığım gözlemler ve görüşmeler üzerinden kimi teorik tartışma zeminlerini de buraya taşıyarak aşağıdaki sorulara da cevap bulmaya çalıştım, daha çok da bu soruları görüşmeleri yapmadan önce sormuştum, anladım ki insan istediğini bulur, yani pek çok faklı şekilde anlatılabilecek bu mekanı ben de bu soruları sormak için bahane yaptım.
1. Bu tür bir mekanı Boğaziçi entellektüel, politik, muhalif kimliğinin dönüşümü açısından bir araştırma nesnesi olarak görebilir miyiz? Bu anlamda BÜ sosyalliğinde de merkezi bir konumu olan bu yer, genel olarak BÜ’de mekanın kullanımı ve dönüşümü açısından ele alınabilir mi?
2.  Dersler sonrası da sıkça buluşulan bu yer derslerin bir değerlendirme formu, forumu olarak işlev görüyor. O halde bu tür zeminler derslerde edinilen birikimi nasıl daha farklı bir bilgiye dönüştürüyor, bunu araştırabilir miyiz?
3. Dedikodu niteliği de taşıyan her tür malumatı edinmenin insanların entellektüel, politik kimliklerinin inşasında nasıl bir rol üstlendiğini araştırabilir miyiz? Gündelik olan ve gündelik olmayan ayrımı işlevli bır ayrım mıdır ve gündelik hayatın konuları ile “derin ve nitelikli” konular arasında bir ayrım gözetilmekte midir?
4. Bu mekan üzerinden insanların boş zamanlarına nasıl baktıkları hakkında kimi ipuçlarına ulaşabilir miyiz?
5. Yalnızlık, melankoli, umutsuzluk gibi duyguları da bu mekanı sık sık kullanan insanlarda gözlemleyebilir miyiz?
6. Akademik dil insanların düşünme biçimlerini nasıl belirliyor/etkiliyor? Akademide edindikleri birikimi gündelik hayattaki, boş zamanlarındaki en sıradan sohbetlerinin bile bir parçası yapıyorlar mı? Bu mekan bir tür politik, akademik ve gündelik konuları harmanlayan diyaloglara zemin sunuyor mu?
          Börekçi gibi B.Ü.’nün parçası olarak görebilceğimiz ama ayaküstü, raslantısal karşılaşmaların yaşandığı bir mekan üzerinden sorduğum sorulara doyurucu cevaplar bulup bulamayacağım konusunda şüphelerim vardı. İlk olarak böyle anlık, ayaküstü, daracık bir mekan benim sorduğum bu çok yönlü sorulara cevap aranabilecek bir zemin sunuyor muydu? İsterseniz bundan önce B.Ü.’ nin yıllar içinde geçirdiği dönüşümden kısaca bahsedebiliriz.
         Börekçi Hisarüstü’ndeki en eski yeme içme mekanlarından birisi. Fakat son yıllarda (2000’lerin başında) sahip değiştiren bu mekan eski öğrenciler tarafından hala Zülfikar olarak adlandırılmaktadır. B.Ü’nün 80’li yıllardan sonra 3000 kişilik bir öğrenci sayısından hızla on binlere ulaştığını hatırlatalım. Hisarüstü mahallesinin 70’li yıllarda oluşmuş bir mahalle olduğunu da… 80’lerin öncesinde ise Bebek kapıdan okula girilip çıkıldığı ve okulun kendi kendine yetebildiği,  bu yıllarda okulun içinde bir fırın bile bulunduğu, nasıl şimdi okul Hisarüstü mahallesiyle bütünleştiyse ve aradaki yol da üniversite hayatının önemli bir parçası olduysa, o dönem de kampüs çok daha kapsayıcıymış. Insanlar şimdi (2000’lerde) nasıl aylarca Hisarüstü’nü terketmiyorsa, o yıllarda da insanlar aylarca kampüsten çıkmadan yaşayabiliyorlarmış. Kısaca Üniversite'nin büyümesiyle, yayılmasıyla ve konuştuğum kimi eski öğrencilerinde iddia ettiklerine göre B.Ü. kampüs hayatının eski kapsayıcılığını, kültürel zenginliğini özellikle belirli bir mualif, eleştirel bakışı olan insanlar için kaybetmesiyle beraber öğrencilerin kampüs dışına çıkma süreci hızlanmıştır. Bu çıkış okul kampüslerinin ara bölgesinde de bir sosyallik yaratmaya başlamış durumda, tabii son yıllarda artarak. Tabii bunu tüketim pratiklerinin dönüşümüyle de, okul yemekhanesinin özelleşmesiyle ve öğrencilerin okul mekanlarındansa, kendilerini daha rahat hisssetikleri mekanlara yönelmiş olmalarıyla da açıklayabiliriz. Okuldaki orta kantin, sosyete kantin farklılaşması şimdi bu ara bölgedeki mekanlarda sınırlı ölçüde görülebilir. Mülakatlarda gündeme gelen şu yaklaşımı da değerlendirebiliriz.
Kamusal hayat terorize edildi…Artık Hisar’da bile içki içilmiyor…Bohem, varolan establishment’la derdi olan insanlar çok budandı… Bu siyasetin artık toplumsallaşmamasıyla da ilgili..”
       Börekçi, simitçi örnekleri gibi her kesime ama özellikle alt, orta sınıflara hitap eden mekanın yanısıra daha ayrıştırıcı, gelir ve sınıf ayrımını gözeten bir tarz sunan, bir sürü kafe de okulun çevresinde son 1, 2 sene de özellikle artmıştır. Börekçi’ye dönersek Börekçi Hisarüstü’nde en ucuz ve en güzel çayın içilebildiği, börek ve pide gibi yiyeceklerle, öğün hesabı yapmayan öğrenci kesimine daha çok hitap eden bir yeme içme mekanıdır. Bu durum geniş öğrenci kesimleri için burayı oturulabilir kılmakla birlikte, boş zamanlarının büyük kısmını okul kantinleri yerine burada geçiren bir topluluğun da oluşmasına imkan vermiştir. Son yıllarda bu mekanın müdavimleri artmış, birbiriyle etkileşim içindeki arkadaş gruplarının esnek, geçişken ilişkileri büyük bir ortak cemaat havası yaratmıştır, bunda mekanın sahiplerinin de öğrenciyle iyi ilişkiler kurması, para konusunda rahatlatıcı olması etkili olmuştur. Yüksek masaların bulunduğu ve okulun geçiş alanında bir kule işlevi gören bu mekan boş vakitlerinin neredeyse çoğunu burada geçiren ve zaman içinde de yakınlaşan kimi sabit elemanlarla birlikte sürekli yeni simalarla değişen bir cemaati barındırmaktadır. Bu cemaatin ortak özellikleri nelerdir; bu insanların hayatlarının önemli bir parçasını oluşturan, bu mekanda geçirdikleri “boş zaman”ı ve boyle bir öznel zemin üzerinden de börekçiyi onlarla konuştuğumda kimi ortak noktalar elde ettim. Burayı tercih eden öğrencilerde bir sınıfsal ortaklık varmıdır sorusu ile başlarsak, kabaca alt, orta sınıflar tarafından tercih ediliyor; üst, orta sınıflar tarafından büyük ölçüde hakir görülüyor, oturulmuyor cevabı yerinde olacaktır. Buraya gelenlerin sınıfsal aidiyetleri yine de kalıcı gibi gözükmemektedir; Slim’s Table kitabındaki orta yaşlı, fakir, zenci işçilerin oturmuş konumlarıyla karşılaştırıldığında bu insanlar sınıfsal konumları henüz netleşmemiş insanlardır. Ilk olarak bu cemaaatin üyeleri alt, orta sınıfa mensup, bütün B.Ü. öğrencileri gibi sosyal mobilizasyon, yani sınıf atlama, bununla birlikte de yaşam tarzlarını değiştirme şanslarını kaybetmemiş durumdadırlar. Bununla beraber, bu toplulukta muhalif, eleştirel bir atmosfer baskın durumdadır. Öğrencilik yıllarında bu tür bir cemaat, yoksa cemiyet mi demeliyiz, politik kimliklerin birleştirici gücünden yoksun olarak, daha esnek, daha kırılgan, daha geçici gibi görünüyor. Görüşmelerle başlarsak;
 
Mesut 26 mezun U.İ.
Benim okulla ilişkim ilk başlarda çok oturaklı bir ilişki değildi. Aidiyet duygum çok gelişmemişti. Bir mekana alışamama, yabancılık olarak değil, B.Ü. kimliğine ait değildim hala da öyle değildir…
Mekan algısıyla birlikte okulla ilişkim dönüşmeye başladı. Sosyal çevrem değişti, cemaatleşti. Bu anlamda börekçi bir anlam kazandı..
Okulun mekanı gibi olan, tam okul gibi de olmayan bir ara bölge oldu. Burası ne tam okula ait, ne de tam olarak okulun dışında.
Kendimin okulla kurduğu ilişkiye oturdu burası, hem okullu, hem değil....
Görülebileceği gibi bu mekana bir aradalık nosyonu yakıştırmak mümkün, kimi mülakatlarda aksine B.Ü. kimlğinin aslında bu olduğu iddia edilse de, baskın görüş B.Ü kimliğinin dışına, en azından kenarına düşen insanların bu cemaatleşmeyi oluşturduğu şeklinde.
 
Murat 27 okumuyorum
Hisarüstüyle alakalı saçmasapan bir dokusu var buranın. B.Ü. elitizmi ve Gümüşhane, Sivas, Kastomonu’dan göçetmiş mahalleliler. Sokaklar o iki tipolojinin arasına sıkışmış, köylü kurnazlığı, elitizm gibi. Boğaziçi’de bundan en çok nasibini alan yerlerden birisi de Börekçi. BÜ’lü tipolojinin dışında kendini tarif eden akademik, entellektüel cenahda burada paslaşıyor...
 
Erkal B.Ü. ATA
Okulun kamusal alanı artık bizi bir arada tutmuyor… Ağırlıklı olarak master, doktora öğrencileri merkezinde durmasa bile burada entelektüel bir hava var, ama Orta Kantin gibi sol bir kamusal alan da değil..
Görebileceğimiz gibi 1. soruya cevap teşkil edebilecek kimi yaklaşımları şöyle özetleyebiliriz. Burası kimi insanların algısında B.Ü. ile Hisarüstü mahallesi arasında bir geçiş noktası olarak kimi sembolik anlamlar taşıdığı gibi kendi hayatlarına dair kimi tanımlamaları burayla birlikte düşünebiliyorlar, hayatlarının belirli bir dönemdeki akışıyla kimi koşutluklar kurabiliyorlar.
Buradan devam edersek, 2. soruya cevap olabilecek mekandaki muhabbet ortamını akademik ortamla kıyaslayan kimi örnekler vermek istiyorum. Bu karşılaştırmalarda ayrıca akademik üretimin özeleştirisini yapan, bu bilginin gündelik hayattan ayrıştırıldığını vurgulayan bir eleştirelliği görmek de mümkün.
 
Erkal
Muhabbet önemli, bunun İngilizce karşılığı yok. Akademik ortamlarda bulamayacağın derinliği, tartışma ortamını, sarsıcılığı burada bulabilirsin. Akademide ufacık bir söz söylediğinde marjinal konuma düşerken, burada etrafındaki politik, entelektüel insanlarla birlikte haz alıyorsun. Bilginin toplumsal mahiyetinin insanlar daha fazla farkında. Kolay kolay saçmalayamazsın. Düşüncelerinde commitment, engagement aranır.  Akademideki bilgi üretim süreciyle yan yana konduğunda bazen buradaki canlılık, sıcaklık önem kazanır.
 
Hüseyin Mezun 25
Hayatın kendisinden bir” written text”ten, yazılı bir metinden elde edebileceğinden çok daha fazlasını elde edebilirsin… Sözlü gelenekten beslenen entellektüel muhabbet olarak görüyorum ben burayı.  Asla kahve muhabbetine benzemiyor. Derin bir entelektüel kaygı var. Disiplinli, formel bir şekilde konuşulmuyor…
Dersin kritiği, dedikodudan daha fazla bir anlam kazanabiliyor…
 
Ahmet Master 25 İktisat
Ekşisözlükte felsefe, sosyoloji parçalayan insanlar bu işi daha ciddi yapmaya kalksalar daha iyi, yaratıcı filan olmazlar, daha düzeyli de olmazlar, ama onların dili aslında içlerinde akademik olanlarının da samimi dilidir. Aynısı Börekçi için de geçerli, derslerde söylenemeyenler, tezlerde savunulamayanlar, ödevlerde söylenemeyenler orada söyleniyor, orada daha samimi insanlar, bence hem akademinin dışında, arkadaş muhabbetinde daha samimi olmak kötü, hem de aslında insanların ciddiyeti, geri dönüşü, verimliliği olmayan zeminlerde fikir oluşturmaları kötü.
Buradan mülakatlarda insanların gündelik hayatlarının bir parçası olan bu mekan hakkındaki düşünme sürecine geçmek istiyorum:
 
Feyzullah psikoloji 23
Ben iç huzuruna sahibim boş zamanın çok mu? çok, olmasa da yaratırım..” Mekanda oturan bir müdavim pekçok insanın duyabileceği suçluluğu duymadığı gibi, boş vakit geçirmenin güzellemesini, tembelliğe övgüye dönüştürebiliyor.
 
Ömer: 23 B.Ü İnşaat Sarıyer’e taşınan bir müdavim, ilk taşındığı dönemde biraz ayağını kesmeye çalıştı, ama başarılı olamadı..
Ayaklarım sürüklüyor beni buraya
Burayı yaşam alanı olarak belleyenler var, semtle özdeşleşmiş.
Bunlar yanlız, modern anlamda yalnız insanlar. Lefebvre’den çalıntı yapıyorum, hakikatsiz gerçeklik, gerçeksiz hakikat
Tekdüze yaşıyorsun, saçma sapan, abuk subuk….
Param olmadığında da otururum. Buraya yabancılaşıyorum
Gündelik hayatı  meşrulaştırmamak lazım, matah birşey değil.
Tekdüze yaşıyorsun, saçmasapan.
Savsaklık, koyvermişlik hissediyorum burada, lüzumsuz insanlar geliyor.
Buraya gelen insanların çoğunun yapışkan, parazit insanlar olduğunu düşünüyorum.
Herhangi bir biçimde kendini ifade edemeyen insanlar geliyor.
 
Mustafa 23 İTÜ Müzikoloji, B.Ü. İktisat mezunu
Geyiği rasyonalize ediyoruz burada..
Ben burayı çok seviyorum, şu andaki pek çok yakın arkadaşımla burada tanıştım.
 
Aykut ATA Doktora
Börekçi pinekleme yeridir. Yokluk az parayla ilgili bir şey..
Oraya gidersin, orası ucuz olduğu için vakit öldürürsün..
Hisarüstü fanus gibi bir yer, 2 ay çıkamazsın.  Benim adıma melankoliye değil, nefrete dönüştü..Bu okulda eskiden çok melankolik vardı, artık yok…
Burada tipiyle, saçıyla görünüp, ortalamadan farklı olan insan artık yok..
Derdi olan bir kuşak, halk çocuğu bir kesim, sınıf artık yok, çünkü artık B.Ü.’ye böyle insanlar girmiyor…
Bir süre sonra insan ilişkileri de tahrip oluyor, orada yalnız oturuyorsun..
Orada boş boş oturup günlük hayat deneyimi yaşarsın
 
Mesut 26 B.Ü. U.İ. mezun
Burada oturmak bezginlik yaratan bir şey çünkü burası belirli bir kimliği varmış gibi görünen nihayetinde kimliksiz bir yer, bunu pejoratif anlamda söylemiyorum.
Diğer taraftan da seni rahatlatan bir yer, seni bir şeye zorlamıyor..Ne kapalı kutu gibi olan ne de apaçık belirgin olan bir yer
Ne bir şeyler seriliyor, ne de gizleniyor…Bunlar derin düşünülmüş şeyler değil, sadece bir his. Kendi geçmişin ve şimdinle seni sıkıntılı bir ilişkiye sokmayan, zamansal bir çizgiye seni oturtmayan bir ye burasır..
Anlık bir mekan..
Sohbetlerim burada çok rutin, anlık, bazen çok yoğun.. bazen de seni korkunç bir can sıkıntısına sokuyor mekanın kendisi...
 
Burcu Pisikoloji 2.sınıf, 20
Samimi işte o kadar basit...
 
Mehmet 24 Hazırlık Okul Öncesi Öğretmenliği
Buraya gelen insanlar hayatta bir şeylerden yılmışlar, yenilmişler…
Feyzullah/ romantize etmeyelim arkadaşlar
İdeolojik altyapı var, kendi düşleriyle alakalı hiçbir şey yapamıyorlar..
Düşlerinin geyiğini yapıyorlar, insanın keskinliğini alıyor…
Geçmişte kavgalara karışmış birisiyim..
İslamcı olarak kimi keskinliklerimi politik olarak törpüledim
Benim için Börekçi kutsal bir mekandır..
Bu cevaplar 3. ve 4. ve 5. sorulara zemin oluşturabilecek bir içerik sunuyor. Konuştuğum kişilerin bir kısmının bu mekan üzerine ve kendi hayatları hakkında düşündükleri şeyler ortaklaşıyor. Eğer boş zaman onlar açısından değersiz ve niteliksiz bir zamana karşılık geliyorsa burada az ya da çok geçirdikleri zaman onlar açısından kolaylıkla değersizleştirilebiliyor, burada zaman geçirmek olumsuz, küçümseyici bir şekilde görülebiliyor. Eğer, aksine boş zaman değerliyse, daha farklı yerleri ve işleri tercih edip, burayı çok alelade bir yer olarak görebiliyorlar, öte yandan hayatı boş zamana dönüştürme isteğinin bir parçası da olabiliyor, başka şeylerden kaçmak, ya da ertelemek için burası bir tür alan açıyor. Kimi insanlar ise burada geçirdikleri vakitten hoşnutlar, burada pek çok arkadaşlıklar geliştirdiklerini, daha once tanışmadıkları insanlar hakkındaki ön yargılarının kırıldığını, burası sayesinde sosyalleştiklerini, derslerden, sınavlardan ya da hayatın ciddi kısmına dair şeylerden kurtulduklarında ilk iş olarak buraya geldiklerini anlatıyorlar. Birbirlerinin telefonlarına dahi sahip olmayan insanların burada pek çok kez buluştuğunu ve telefona sahip olmadan da görüşmeye devam ettiklerini, haberleşmeden buluşup anlık, tesadüfi, fakat çok değerli sohbetler ettiklerini söylüyorlar. 6. soruya dairse, yani akademik dil gündelik dilin bir parçası oluyor mu sorusuna ise zaman zaman olumlu, zaman zaman da olumsuz cevaplar vermek mümkün. Konu eğer politikse akademik dil çok sofistike bulunabiliyor, hayatın gerçekleri çok daha sade ve bunun cevaplarını akademik metinlerden çok politik ve edebi metinlere bağlayanlar var, bu konuda ayrım yapmayan da, yani konuştuğu konularla kullandığı dilin bir ayrım oluştumadığını iddia edenler de var. Kavramların ve teorilerin “gündelik hayat” ya da “ciddi konular” ayrımını gözetmeden kullanılabileceğini, kavramların ve teorilerin gücünün de burada aranması gerektiğini söyleyenler olduğu gibi, teorik, politik ve gündelik olan arasında ayrımlar gözeten ve ciddi konular için böylesine geçici bir yeri uygun görmeyenler de. İdeolojik ve kurumsal dayatmaların, sistemin gücünün burada kahkaha, espiri ve dedikodu aracılığıla ters yüz edildiğini, anlaşılması güç teorik ve söylemsel iddiaların daha anlaşılır kılındığını, ya da indirgemeci bir yaklaşımla teorik, akademik olanın küçümsendiğini söyleyenlerler de var. Son olarak da politik, kültürel, gündelik bir tartışmada biçimselliğin içerikten daha çok önem kazandığı bir zeminin oluştuğunu gözlemleyenler de var; örneğin akademik dünyada teorik bağlamda geliştirilen liminality, orientalism, representation, romanticism, cultural capital, habitus, söylem gibi kavramların burada konuşmalarda biçimsel bir şekilde kullanıldığını görüyoruz.
 
         Bu görüşmelerin ışığında gündelik hayat üzerine yapılan çalışmalara değinmek istiyorum. İlk olarak Lefebvre ile De Certeau’nun gündelik hayat üzerine yaptıkları çözümlemeleri kabaca ele alabiliriz. De Certeau’ya göre direniş gündelik hayatın banalliğinde, monotonluğunda örgütlenebilir. Önemsiz görünen bir sürü ayrıntıdan yola çıkarak bugünün haritasını çıkarmak ve tesadüflere sürekli alan açan bir yaklaşım geliştirmek mümkündür. De Certeau’nun yaklaşımı gündelik hayatın her hücresinde direnişin örgütlenebileceğini düşünür.
          Lefebvre buna inanmaz, gündelik hayatın kapitalizm tarafından örgütlendiğini, terörize edildiğini söyler. Gündelik hayat iletişimsizlik, mutsuzluk ve yanlızlık getiriyor demektedir.(lack of communication, loneliness, discontent) Çünkü ona göre gündelik olanla, gündelik olmayan ayrımı yapılıyor, ve insan bütünlüğüne ait olan sanat, din, felsefe ve aşk gibi değerler bağımsız üst bir seviye olarak gündelik hayattan dışlanıyor, gündelik hayatın iş dışında kalan zamanlarının boş zamanla özdeşleşmesi bunun en önemli sebeplerinden biri. Çalışmanın dışında, mecburiyetler silsilesine tabii tutulunan bir hayatta, bu ayrımdan yola çıkarak boş zamanı değerlendirmek gerekirken, ki kapitalizm tarafından da sürekli bu pompalanırken, insanlardan yaratıcı etkinlikler, haz ve mutluluk beklenmektedir. Ancak, insanlar bu kadar öznelliklerinin ön plana çıkarıldığı bir dünyada öznelliklerini kaybetmektedirler. “Everyday life is lowest level”, gündelik hayat en düşük seviyedir, bu düşüklük ve sınırlılık tabii ki sınıfsal bir şeydir, ezilenlerin gündelik hayatları ve boş zamanları zaten daraltılırken, televizyonla doldurulmakta başta da bahsettiği gibi sanat, felesefe ve haz üst ve orta sınıfların hayatıyla özdeşleştirilmektedir. Lefebvre gündelik hayatta tutunamayanlar için ve belki de farklı sınıflardan herkes için bu gerilimin tabii ki sınıfın kendi iç biçimselliklerine göre yeniden yapılandığını söylüyor. Lefebvre bu boyunduruk ilişkisinden kurtulmanın yolunun ütopyalarımıza sarılmakta ve bize dayatılan gündelik, gündelik olmayan ayrımını reddetmekte olduğunu da söylemektedir.
           Bu tespitlerden yola çıkarak Börekçi gibi bir mekandaki gündelik hayat, boş zaman pratiği hayatta direnen, sıkılan insanların bu direnişlerini anlamlı kılabilir mi? Buradaki etkileşim özgürleştiricimi dir? Yoksa bunaltıcı mıdır, yoksa her ikisidir de mi? Yani biz pek çok insanın saatlerini geçirdikleri bu mekandaki pratiklerini küçümsemeli miyiz? Yoksa görüşmelerden de anlayabileceğimiz gibi yalnızlık ve iletişimsizlikten şikayet edebilen bu insanların hayatları için bu tür zeminler yeni ufuklar oluşturmakta mıdır, yoksa bu dönem özellikle pekişen bu yüzeysel cemiyet darmadağın mı olacaktır? Aksine gündelik hayatın zenginliğine ve karmaşıklığına inanıyorsak, biz kendi direniş stratejilerimizi gündelik hayat esnasında kurduğumuz ilişkiler üzerine düşünerek, yeniden tarif edebilir miyiz?
Çalışmanın başında sorduğum çok yönlü sorulara yukarıda görüşmelerden seçtiğim cevaplarla, benim cevap olarak gördüğüm hissiyatlarla yaklaşmak ne kadar doğru olur, ya da De Certeau’nun ya da Lefebvre’nn teorik modellerinin anahtarlarıyla bu sorulara cevap vemek mümkün müdür? Sorduğum sorulara cevap olarak doyurucu bir malzeme vermediğimi de düşünüyorum. Bu farklı ve belki bütün sorulara en azından veri sunan ama cevap vermeyen anlatı en nihayetinde benim seçtiğim ve sınıflandırdığım bir çalışmanın ürünüdür.
            Bu sorulara cevap verememe ya da her türlü cevap verebilme durumu beni bu tarz sorularda bir sorun olabileceği fikrine yöneltti. Böyle bir yaklaşımda ele alınan mekana ve orada cereyan eden ilişkilere sahip olduklarını oldukça aşan bir tutarlılık atfediliyor. Varsayılan bir çerçevenin belli yönlerinin inceleme nesnesinde bir şekilde kendini örneklemesi gerektiği gibi bir anlayışla yola çıkılmış oluyor. Bizim örneğimizde bu, bir taraftan genel olarak kapitalizmin veya kapitalist ilişkiler bütününün yaşamın her alanını tam manada belirlediği, dolayımladığı varsayımına, yani Börekçi adındaki mekanın her bakımdan kapitalizm üzerinden anlaşılabileceği varsayımına denk düşebilir. Bu çerçevede direniş olanakları yaratabilip yaratamayacağı sorusu bile, direnilinen kapitalizm olacağından bu çerçevede ele alınmak zorunda. Oysa, bu varsayım, gündelik yaşam toplum düzeyinde ele alınmadıkça, yani toplum düzeyine genellenmedikçe, bir toplumsal ilişki biçimi olan kapitalizmin tam bir tahakkümünden bahsetmek veya bu mekanda buluşan insanların buradaki deneyimlerinin eninde sonunda içinde yaşadıkları toplumun genel ilişki formuna ve bu formun belirlenimlerine indirgenebileceğini söylemek, inceleme nesnesinin kendi dinamiklerinden bahsetmeyi zorlaştıracağından, böyle bir araştırmayı da anlamsız kılacaktır. Böyle bir yaklaşım “yapısal determinizm” kapitalizmin ya da iktidarın mutlak kontrolünü ya da belirleyiciğini merkeze koymaktadır. Özneyi kendi iradesiyle baş başa bırakmakta, ya da başka bir ilişki formu için politik, örgütsel bir karşıkoyuş zeminini gerekli kılmaktadır. Başka türlü belirleyici ilişkileri gerektiren ideolojik, politik bir tavır zorunludur. Tabii öte yandan böyle bir ilişki zeminini totaliter, baskıcı, tahakküme dayalı ilişkilerin yeniden üretim zemini olarak gören ve nihilizmi besleyen bir söylemde geliştirilebilir.
Öte yandan, bireylerin hiçbir etkiye maruz kalmadan, herhangi bir şekilde koşullanmadan ilişki kurabileceklerini, bireyleri kendi tekilliklerinde algılamak gerektiğini söyleyen “methodological individualism”de kişilerin aidiyetlerini ve kimliklerini daha çoğul ve çokyönlü bir şekilde algılamayı sağlar, fakat bu yöntemle de araştırmamızda soyutlama, dolayımlama aracılığıyla, kişinin düşünme biçimleri, algısı, gündelik hayatını etkileyen parametreler bir ya da bir kaç temel faktöre indirgenemeyeceği gibi kimliği oluşturan her bir öğe benzer ölçüde önem taşıyacaktır. Bu iki farklı uçta Lefebvre’nin ve De Certeau’nun modellerine gönderme yapmamaktadır, sadece uçlaştırarak tartışmanın gidebileceği yerleri göstermek istedim.
            O zaman, varsayımı değiştirip, gündelik hayatın ne tek tek özneler, ne de bu tek tek öznelerin toplumsal konumları bakımından ait oldukları toplumsal sınıflar düzeyinde değil, kollektiviteler düzeyinde yaşandığını söylersek, börekçi, veya buna benzer herhangi bir yer, hem mekan-insan hem insan-insan ilişkileri, yani genel olarak belli bir mekanla buranın müdavimleri, sakinleri, vs. arasındaki özgül ilişkiler daha rahat kavranabilir. Daha doğrusu, bu ilişkilerin hangi bakımdan, ne kadar anlaşılabileceğini daha doğru görürüz gibi geliyor bana. İnsanların birbirleriyle biraraya gelerek kurdukları bu tarz ilişkilere bana kalırsa ancak ilişkinin üretici, zenginleştirici olup olmadığı üzerinden bakılabilir. Varacağımız sonuç, bu tarz yan yana gelişlerin herhangi bir zenginleştiriciliği olmadığı olursa ancak, kapitalizmin veya genel toplumsal ilişkilerin insanların hayatlarını her yönüyle, ve dolayısıyla zamanı ve mekanı da belirlediğini söyleyebiliriz. Öte yandan buradaki insan ilişkilerini toplumsal, sınıfsal rollerinden soyutlarsak, buradaki ilişkilerin zenginleştirici olup olmadığını anlamak için, psikanaliz yada dilsel analizlerle her bir bireyin burada geçirdiği dönüşümü anlamaya çalışmalı ya da buradaki ilişkilenme biçimini başka yerlerdeki ilişkilenme biçimleriyle karşılaştırmadan burayı kapalı, kendi içinde anlamlı bir sistem olarak anlamamız gerekiyor ve bunun üzerinden kimi sonuçlara ulaşmalıyız. Herbir bireyin buraya gelmesindeki faktörleri ayrı ayrı önemsemek zorundayız, bu tür bir yöntem bu insanların fikir alışverişini ya da mekana ve ilişkilerine yükledikleri sembolik, politik anlamları tamamen önemsizleştirecektir, ya da olduğundan önemliymiş gibi gösterecektir.
İş bölümü, kapitalist sistemde hayatın parçalanması, bütünlük algısının yok olması gibi etkenlerle insanın boş zamanlarında, iş hayatından kalan sınırlı zamanda, yaratıcı, üretken bir aktiviteye girmekte zorlanacağı tespitini yapan Marksist analizler gündelik hayatın toplumsal ilişkilerin bütünüyle değiştirilmesinin bir sonucu olarak değiştirilebileceğine, günlük çalışma saatinin azaltılabileceğine ve başka çözümlere yönlendirmektedir. Bu günden dönüştürücü ilişkiler yakalanabileceğini ya da gündelik olandan başlayarak bütün bir hayatın dönüştürülebileceğini söyleyenler de vardır.
Bana kalırsa, hem Börekçi'nin tarihi, burada yaşanılanlar, olup bitenler, hem de benim yaptığım gözlemler, görüşmeler sonucu elde ettiğim izlenimler bana şu yaklaşımın daha doğru olduğunu gösteriyor; insanların burada buldukları ne olursa olsun, kurdukları dialogların içeriğini ne belirliyorsa belirlesin, ve ya birbirlerini ve bu mekanı nasıl görüyorlarsa görsünler sonuçta genel olarak çoğunluğun üzerinde birleştiği gibi burada bir takım samimiyetlerin, paylaşımların olduğu, insanların buradan hayatları adına bir pay çıkardığını yadsımak mümkün değildir. Bu da bana gore buradaki ilişkilerin ne tek başına bireysel çıkarların, ihtiyaçların, ne de genel olarak kapitalist ilişkilerin güdümünde gerçekleşmediğini gösteriyor. Her ne kadar başta sorulan sorular sorulabilir sorular olsa da ve cevapları da bulunsa, bu cevapların Börekçi'yle ilgisi olmadığını söyleyebiliriz. Hayatın çok geniş alanlarını kaplayan sorular olduğunu bilmeliyiz. Bu anlamda Börekçi'nin özgüllüğü ve sembolik değeri sadece bu sorularda aranamaz ve kimilerinin nihilizm ve retorikden başka birşey bulamayacağı, kimilerinin de özgürleştirici pratiklerin mayasını atacağı bu mekan tamamen anlamsızlaşır. Bu soruları bazı başka mekanlar üzerinden sorup istediğimiz cevaplara uygun veriler elde edebiliriz. Başta koyulan serkeş, solcu vs, ayrımları böylece bu düzlemde anlamsız ayrımlar oluyor. Zaten, tersi durumda Börekçi insanların bir takım entelektüel, fikri, inançlarının bir fonksiyonu, fonu düzeyine indirgenmiş olur ki bu durumda hem mekanı kavramsala hem de kollektiviteyi toplumsala indirgemiş oluruz. Böylelikle insan da, kendi fikirlerinin, ideolojilerinin fonksiyonuna indirgenmiş olur.
Öte yandan insan fikirlerinden ve politik tercihlerinden kopartılamaz ama bu tercihler mekanı belli bir yöne çekecek güçte değildir; burası herhangi bir siyasi partinin lokali olmadığı gibi, bazı örneklerde görülebileceği gibi, bir alt kültürün bir araya getirdiği ve çoğunlukla tüketim biçimiyle farklılaşan bir mekan da değildir, tabii eğer böyle olsaydı da elde edeceğimiz sonuçları, kültürel ve politik duruşların tek başına belirleyiciliğinde değerlendirmek de yanlış olurdu. Buradan şu sonuca varabiliriz, bir mekan tarihiyle, oraya gelen insanların zaman içerisinde oraya yükledikleri anlamlarla ve tamamen teknik pekçok başka faktörle (çayının güzel olmasıyla, gerçi Zülfikar zamanında güzel olduğu şüpheli) birlikte bir özgünlük kazanacaktır. Bir görüşmede de ifade edildiği gibi; “Şu anda buranın taşıdığı anlam, daha çok ilerisi için taşıyacağı anlam, bilinç durumumun fotoğraflaşmış bir hali olarak belleğimde kalacağıdır.” (Mesut) İnsanlar yıllar sonra bu mekanı gördüklerinde ortak zeminin sunduğu zenginlikleri daha iyi hatırlamaktadırlar. Bu durum mekanı romantize etmeden sadece insanlara geçmişte pinekledikleri bir yeri de hatırlatabilir; aksine kimilerince bütün eksikliklerine rağmen adıyla, insanlarıyla, çalışanlarıyla başka yerlerde bulamadıkları entellektüel, insani, gündelik ilişkilerin yaşandığı özel bir yer olarak da anımsanabilir.
 
* Çoşkun Şenkaya’ya teşekkürlerimle…
 
Referanslar:
1. Terkel, Studs, Division Street: America, (New York, Pantheon Books,1967).
2. Duneier, Mitchell, Slim’s Table – Race, Respectability and Masculinity, Chicago: (Chicago University Press,1994).
3. Lefebvre, Henri, Everyday Life in the Modern World, (New York, 1994)
4. Lefebvre, Henri, The Production of Space, Cambridge, (Massasuchettes, USA,1991

 

Yorumlar

Eski börekçinin kardeşi

21 Nisan 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2993

Börekçinin adı Zülfikar iken orayı işleten abinin kardeşi şimdi Taksim Talimhane'de, Simit Saarayı'nı geçince, Telekom Bayinin altındaki börekçiyi işletiyor. 90'ların başında Zülfikar'dan aşinalığımız vardı ama görünce hatırladı. Hala öyle güleç bir adam. Eskiyi hatırlamada katkısı oluyor. Fazla da ihtiyarlamamış. Arada poğaça yerim hala yeni yerinde. Abisini sormadım. Parayı bulunca tabiatı biraz bozulmuştu abisinin, son halinden hazzetmezdim.

arastirma

25 Nisan 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3034

Yaziyi okuyunca sanki sadece borekci degil, herhangi bir universite ortami hakkinda gozleminiz yokmus gibi algiladim. Universitelerin cevresindeki mekanlar, ogrenci evleri dahil olmak uzere benzer dokudadir. Sisirilmis geldi bana yazi, varolani yansitmaktan cok, kendinizin bir anlam yukleme, ayristirma cabasi gibi gorundu daha fazla...
Borekciye de baska cesitli mekanlara da gitmis bir mezun.

yazının içinden eleştiriye cevap

25 Nisan 2010, yazan samata,
Yorum no: 3035

Her ne kadar başta sorulan sorular sorulabilir sorular olsa da ve cevapları da bulunsa, bu cevapların Börekçi'yle ilgisi olmadığını söyleyebiliriz. Hayatın çok geniş alanlarını kaplayan sorular olduğunu bilmeliyiz. Bu anlamda Börekçi'nin özgüllüğü ve sembolik değeri sadece bu sorularda aranamaz ve kimilerinin nihilizm ve retorikden başka birşey bulamayacağı, kimilerinin de özgürleştirici pratiklerin mayasını atacağı bu mekan tamamen anlamsızlaşır. Bu soruları bazı başka mekanlar üzerinden sorup istediğimiz cevaplara uygun veriler elde edebiliriz. Başta koyulan serkeş, solcu vs, ayrımları böylece bu düzlemde anlamsız ayrımlar oluyor. Zaten, tersi durumda Börekçi insanların bir takım entelektüel, fikri, inançlarının bir fonksiyonu, fonu düzeyine indirgenmiş olur ki bu durumda hem mekanı kavramsala hem de kollektiviteyi toplumsala indirgemiş oluruz. Böylelikle insan da, kendi fikirlerinin, ideolojilerinin fonksiyonuna indirgenmiş olur.

Öte yandan insan fikirlerinden ve politik tercihlerinden kopartılamaz ama bu tercihler mekanı belli bir yöne çekecek güçte değildir; burası herhangi bir siyasi partinin lokali olmadığı gibi, bazı örneklerde görülebileceği gibi, bir alt kültürün bir araya getirdiği ve çoğunlukla tüketim biçimiyle farklılaşan bir mekan da değildir, tabii eğer böyle olsaydı da elde edeceğimiz sonuçları, kültürel ve politik duruşların tek başına belirleyiciliğinde değerlendirmek de yanlış olurdu. Buradan şu sonuca varabiliriz, bir mekan tarihiyle, oraya gelen insanların zaman içerisinde oraya yükledikleri anlamlarla ve tamamen teknik pekçok başka faktörle birlikte bir özgünlük kazanacaktır.

 

Bu arada mekanı ayrıştıran ben değilim oraya giden insanlar (örneğin facebookda da orayla ilgili bir paylaşım grubu var)...Ben bütün bir yazıda bu eleştirdiğiniz şeyi yansıtmaya çalıştım, böyle bir mekanın ne ölçüde özgün olup ne ölçüde olamayacağını...Ama tabii ki bu yazı biraz da hani bu tür konularla ilgili genel yazılmış bir yazı, oradan yola çıkılarak daha geniş, derin yerlere gitmek için, ya da işte böyle birşey yapmanın doğru olup olmadığını tartışmak için...Tabii birde bu konularda düşünmek meşru mudur, yani gündelik, "ıvır zıvır" "tırıvırı" olduğu düşünülen konular üzerine birşeyler yazabilir miyiz bunun için...Eleştirinize katılmıyorum, yani şişirme olduğuna yazının, yazının amacı sizin ifadenizle "şişirme" şeyler üzerine ve üzerinden düşünmek zaten...    

 

 

AdaptiveThemes