Skip to content

Gökkuşakları: Biçim ve renklerinin büyüsü bugün bile kafaları kurcalıyor

25 Eylül 2009, ekleyen nihatates

İnsanın doğayla kurduğu ilk ilişki, "doğa olaylarından gizem yaratıp", gördüğü ve yaşadığı olaydan kendini ayırmasıydı. Çünkü doğayla yaşadıkları onun iradesinin ya da ediminin bir sonucu değildi. İnsan aklı soru sorup, bilim geliştikçe kendisini de doğanın bir parçası görmeye başlaması büyük bir ussal devrimi de yarattı ve bu ilişkiyi bugün yaşadığımız boyuta taşıdı. Ancak bu devrimle yol çıkıp geldiğimiz yerde "en iyi bildiğimiz" doğa olayları karşısında bile bilgimizin eksik hatta yanlış olduğunu görmek "gerçek" olarak bildiğimizi durmadan yeniden sorgulamayı da beraberinde getirdi. Bir gün bilim insanları kalkıp da "yağmur bildiğimiz gibi" oluşmuyormuş arkadaşlar diyebilir. Diyeceğim o ki: Keats boşuna endişelenmiş...   

Ünlü İngiliz ozan John Keats bilimsel açıklamaların “gökkuşağının gizini çalacağından” (gökkuşağı ve benzeri doğal olguları mantık yoluyla aydınlığa kavuşturmak suretiyle) ve bilim insanlarının dünyayı gizinden yoksun bırakacaklarından ötürü kaygı duyuyordu. Ne var ki, gökkuşaklarının daha yakından incelenmesi onlara duyduğumuz hayranlığı daha da arttırıyor.

Gökkuşağına daha yakından baktığınızda, ana kuşağın arkasında, renklerin tam tersine dizili olduğu daha karanlık ikinci bir kuşağın yer aldığını görürsünüz. Ana kuşağın içinde yeşilimsi ve morumsu çok sayıda yay bulunur. Gökkuşağının parlaklığı enine ya da boyuna göre farklılıklar gösterebilir ve tepesine yakın bir yerde çok sayıda yaya bölünebilir. Polarizasyon filtreli gözlüklerle bakıldığında, baş yana eğildikçe gökkuşağı da büyüyüp küçülür.

Gökkuşağı ile ilgili ilk bilimsel açıklamalar 14. yy’da İranlı fizikçi Kamal al-Din al-Farisi ve Alman fizikçi Freiberg’li Theodoric tarafından bağımsız olarak ortaya atıldı. Ancak kuram üzerindeki araştırmalar 1970’li yıllar ve ötesine dek sürdü. Birçok ders kitabındaki gökkuşağı tanımı yanlış olup, açık seçik bir betimlemeden yoksundur. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi atmosferik fizik uzmanı Craig Bohren, “Gökkuşağının basit bir açıklaması vardır diyenler ona haksızlık ediyorlar,” diyor.

Gökkuşağının temel ilkesi havadaki her bir su damlacığının bir ayna, mercek ya da prizma işlevi gördüğü görüşüne dayanmaktadır. Damlacıklar güneş ışığını her yöne dağıtır, ama bunu düzensiz bir biçimde yaparak ışığı olay yönünden 138 derecelik bir açıyla odaklamaya çalışır. Güneşle arasında bu açıyı oluşturan damlacıklar daha parlak görünürler ve hep birlikte bir halka meydana getirirler. Alt bölümü doldurmaya yetecek kadar damlacık olmadığından, genelde bu halkanın yalnızca üst bölümünü görebiliriz. “The Rainbow Bridge=Gökkuşağı Köprüsü” adlı kitapta Raymond Lee, Jr. ve Alistair Fraser adlı atmosfer uzmanları gökkuşağını “güneşin yalnızca çarpıtılmış bir görüntüsüdür” diye tanımlıyor.

138 derecelik açı, siz sırtınızı güneşe döndüğünüzde gökkuşağını görebildiğiniz anlamına geliyor. Mercekleme açısı dalga boyutuna göre hafifçe değişerek, beyaz güneş ışığını renkli kuşaklara ayırır. Damlacıklar içindeki çok sayıda yansımalar dış yayları oluştururlar; dalga karışımı çok sayıda yayın oluşmasına yol açarken damlacıkların ezilmesi yay boyunca parlaklığın değişmesine neden olur; farklı boyutlarda damlacıklar bölünmüş yaylar oluşturur; ışık tıpkı herhangi bir sulu yüzey üzerindeki ışıltı gibi kutuplaşır.

Tüm bu fiziksel bilgiler bile insan beyni ve gözlerinin gökkuşağını nasıl olup da farklı renklerden oluşan sürekli bir tayf olarak algıladığını açıklamanın çok uzağındadır. Gökkuşağı dokusunun oluşmasında gökyüzü denli beyinlerimiz de etkili olmaktadır. (RU.-Scientific American, Eylül 2009)

 

Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji 25.09.2009

 

 

AdaptiveThemes