Skip to content

EuroBasket 2009'un Turkcell için maymuna dönmesi

17 Eylül 2009, ekleyen alicenk

Polonya'da oynanan 2009 Avrupa Bastebol Şampiyonası'nda milli takım ilk mağlubiyetini dün akşam 2. turun son maçında Slovenya karşısında aldı. Genel olarak medyanın ancak oynanan maçların  skorları düzeyinde ilgilendiği şampiyona, bugüne kadar ne TV'lerde ne de gazetelerde kendisine doğru dürüst yer bulamadı. Sadece maçların canlı olarak yayınlandığı NTV ve NTVspor  kanallarında  basketbol severler "şampiyona keyfini" yaşayabildi. Oysa milli takım İspanya ve Sırbistan gibi devleri geçiyor ve kendisine çeyrek finale katılma hakkını kazandıracak tüm maçları Slovenya maçına kadar "namağlup takım” ünvanı ile üstüste kazanıyordu.

"Şampiyona keyfi"ni tırnak içine sokan ise yine aynı NTV kanallarıydı. İzleyiciler şampiyonadaki her maçın her devresinin ilk saniyelerinde, yani top oyuna sokulur sokulmaz ekranı tamamen kapatan bir Türksel reklamını izlemek zorunda bırakıldı. Bir zamanlar, özel TV kanalları çıkmadan önce basketbol maçlarını TRT'de olduğu gibi molaların heyecanını yaşayarak izlemek ise tamamen bir hayaldi.

Ceberrut ulus-devletin tasfiyesinin hızlandığı bugünlerde şampiyonayı takip eden liberal solcuların bu durumu, muhtemelen "gülü seven dikenine katlanır" atasözü ile karşılamış olduklarını düşünüyorum. Benzer bir biçimde bir zamanlar basketbolun devi olan Yugoslavya'yı şimdi Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek ve Makedonya olarak 7 parçaya bölünmüş bir ülkenin 5 ayrı milli takımı halinde izliyor olmak da liberal solcular tarafından aynı atasözü ile karşılanıyor olmalı. Paradoks şurada ki, ceberrut ulus-devletlerin bir ürünü olan "uluslararası" karşılaşmalarda hala "milli" takımların yer almasına liberal solculardan hala bir itiraz gelmiş değil.

Yine bu şampiyonada devletten devlete fark var olduğu da görüldü. Sosyalist Yugoslavya’nın örgütlediği basketbol alt yapısından arta kalanların bile Slovenya ve Sırbistan gibi iki iddialı takımın çıkmasına yettiği bir şampiyonada, milli takımımızdan önemli bir oyuncunun en rahat atışlar olan serbest atışlarda bile inanılmaz bir başarısızlık sergilemesi (İspanya maçında 1/10) sadece o yetenekli, genç ve sempatik oyuncunun kişisel sorunu olarak değerlendirilemezdi. Acı olan nokta ise Slovenya maçında oyuncumuzun bu zaafını bilen rakibin aynı oyuncuya sürekli faul yapmak konusundaki rahatlığıydı.  

"Şampiyona keyfi"nin tırnak içinden çıkartılıp yerin dibine sokulduğu uygulamalar ise kısaca şöyle sıralanabilir:

- Maç yayınlarında topun saha dışında değilken beyaz ekranın dışında kaldığı anların sıklığı: Özellikle hücum sırasında topun rakip sahaya sokulacağı sırada kamera aslen rakip sahayı çerçeveliyor ve topu süren oyuncu ve top uzun sayılabilecek bir süre gözükmüyor.

- NTV'ye mola ve devre arası reklamları yetmediği için, maç yayını sırasında ekran sık sık aniden küçülüveriyor ve uzun bir süre küçülen ekranın altında çeşit çeşit reklamlar boy gösteriyor. Yani izleyicilerin gözleri ve beyinleri bir küçülen bir büyüyen ekranda maç izlemeye adapte olmaya çalışıyor.

Tüm bu olumsuzluklara karşı milli takımın başarılarını bile izlemeyi keyifsiz hale getiren şey ise Hidayet Türkoğlu'nun şampiyona süresince en sık yayınlanan Türksel reklamında arzı endam ettiği hali. Tamam reklamları izlemek zorundayız. Tamam, Türksel reklamında Hidayet'in orta sahadan ardarda deliksiz basket atışlarını ve sonra kıvırtışını da izlemek zorundayız.

Diğer yandan Sırbistan maçında ancak 16 atışından sadece birinin (rakamla 1)  ve İspanya maçında ise yapabildiği sadece 5 atıştan yine sadece birinin (rakamla 1) girmesine rağmen sürekli oyunda tutulan Hidayet'i izlemek zorunda olmanın başka bir açıklaması olmalı.

Özellikle bu iki maç boyunca Hidayet ya atışlarını inanılmaz bir başarısızlık yüzdesi ile baskete çeviremiyor ya da kan ter içinde kazanılan topları çok basit hatalar ile rakibe “hediye” ediyordu. Hidayet'in ise takım için öyle bir "kredisi" olmalıydı ki tüm bu kabul edilemez oyununa karşı sürekli sahada tutuldu. Basketbol severler de reklamlardaki  Hidayet'e katlanmaya çalışırken bir de oyundaki Hidayet'e katlanmak zorunda kaldılar.

Acaba milli takım ile Türksel arasında bir de Hidayet'in sürekli oyunda kalmasına dair bir anlaşma mı yapıldı sorusu ister istemez akıllara geldi.

Aşağıda "Uludağ Sözlük"'te  "hidayet türkoğlunun turkcell için maymuna dönmesi " başlığı için girilen açıklamalardan bir seçkiyi sunuyoruz:

-efendim malum 3g *nin ülkemize gelmesiyle televizyonda her gün bu 3g reklamları dönmektedir. (bkz: merak ne güzel şey güzel şey merak) sloganıyla *turkcell inde 3g reklamları dönmektedir. bu reklamlarda oynayan hidayet türkoğlu da bu reklamlarla kendini maymuna çevirmiştir adeta. benim kendi şahsi düşüncem budur. bizi yabancı ülkelerde temsil eden bir basketbol yıldızının daha ciddi olması gerektiğini düşünüyorum.
(bkz: hidayet türkoğlu turkcell reklamlarında kendini maymun etmesin kampanyası)
 (bonusssimo, 05.09.2009 22:30)
-paranın adamı maymuna çevirmesidir.
(uretim cini, 05.09.2009 22:31)
-(bkz: kapitalizm)
(satanist evlat arif, 05.09.2009 22:33)
-maymundan gelmedik ama maymuna dönüyoruz acı gerçeğinin habercisi bir durumdur.
 (neset, 05.09.2009 22:55)
-nuri adlı kapı görevlisiyle "netteki hız farkı hey" nakaratlı şiiriyle altın lale ödülüne aday olacak kadar şempanzeleşmiştir hedo.
 (aliha, 05.09.2009 23:25 ~ 06.09.2009 17:28)
-nba de 53 milyon dolarlık kontrat imzalamış insana paranın yaptıramayacağı şey yoktur demekte ayrı meseledir.turkcell ne kadar para verebilir ki ?
(jordan rudess, 05.09.2009 23:33)
-bugünlere gelmesinde önemli rol oynayan (!) mehmet emin karamehmet'e vefa borcunu ödemek için yaptığı i$tir.
ba$ka bir açıklaması olamaz ki bunun.
ne verdi turkcell bu sikindirik reklam için, 5-10 milyon dolar falan mı? sanmam.
takımında zaten deve yüküyle para kazanan bir adamın, para için böyle $ebeklikler yapması pek mantıklı değil.
ayrıca hiç mi dostu yok lan bu adamın, demiyor mu kimse: "aga n'apıyosun?" diye.
kesin vefa borcu var kesin.
(harvey jacobs, 05.09.2009 23:34)

 

 

 

 

AdaptiveThemes