Skip to content

ERKİN ÖZALP: Marx, tarihsel ilerlemeyi şemalaştırmış mıydı?

26 Ekim 2009, ekleyen Erkin Özalp

“İçinde barındırabildiği tüm üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz ve yeni ve daha ileri üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi var oluş koşulları eski toplumun kucağında büyümeden, asla ortaya çıkmaz.” (http://www.mlwerke.de/me/me13/me13_003.htm

Adı Türkçeye yanlış (“Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” diye) çevrilen “Siyasal İktisadın (ya da “Politik Ekonominin”) Eleştirisine Katkı”nın önsözünde yer alan bu cümle, Marx’ın en fazla yanlış anlaşılan ve yanlış yorumlanan cümlelerinden biri olsa gerek...
 
Özellikle de, yine önsözde yer alan şu cümleyle birlikte değerlendirildiğinde: “Kabaca ele alınırsa, Asyatik, antik, feodal ve modern burjuva üretim biçimlerinin, iktisadi toplumsal formasyonun birbirini izleyen aşamaları oldukları söylenebilir.” (a.g.y.)
 
Marx, bunları yazarken, ne demek istemişti?
 
Bugünkü savunucularının pek de iyi niyetli olmadığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir yoruma göre, “Marx’ın da dediği gibi, öncelikle, üretici güçlerin kapitalizm koşulları altında gelişmesi, bir başka deyişle kapitalizmin gelişmesi için çaba harcamamız gerekiyor”.
 
Bir zamanlar, bu tez, kendilerini Marksist kabul eden bazıları tarafından da, ciddi ciddi savunulabiliyordu. Örneğin, 20. yüzyılın başlarında, Rusya’daki “legal Marksistler”, sosyalizme ulaşabilmek için, kendi ülkelerinde burjuvazinin iktidara gelmesi ve kapitalizmi geliştirmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Türkiye’de de, yakın geçmişe kadar, Marksizm adına konuşanların büyük bir bölümü, kapitalizmin henüz “yeterince” gelişmemiş olmasını gerekçe gösterip demokratik devrim savunuculuğu yaparken, “milli burjuvazi” ile ittifak hayalleri kuruyordu.
 
Diğer yandan, bugün bile, yine kendilerini Marksist kabul eden bazıları, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünü, Marx’ın “tarihsel ilerleme şeması”yla açıklıyor. Buna göre, Rusya’daki devrim “erken” bir tarihte yapılmış... Kapitalizmin gelişip olgunlaşmasını beklemek gerekiyorduymuş...
 
 
“Marx’ın şeması” diye bir şey var mı?
 
Tartışmaya ikinci cümleden başlayalım...
 
Marx, bir tarihçi olmadığı gibi, kapitalizm öncesi dönemlerin üretim biçimlerinin kapsamlı bir çözümlemesini de yapmamıştı.
 
“Yapamamıştı” değil, “yapmamıştı”...
 
Marx’ın temel derdi, insanlığın tarihini yazmak (ya da 19. yüzyıl dünyasının tüm coğrafyalarındaki tüm toplumsal dinamikleri veya döneminin tüm üstyapı kurumlarını çözümlemek) değil, kapitalizmin yıkılmasını ve sınıfsız toplumun kurulmasını sağlayacak çelişki ve dinamikleri tarif etmekti. Çünkü, o bir devrimciydi.
 
Marx’ı, falanca konuyu “ihmal ettiği” ya da “yeterince derinlikli bir şekilde ele almadığı” için eleştirenlerin sayısı, bu konuların uzmanları kadar çok. Diğer tarafta da, ne yazık ki, bazı Marksistlerin, bu eleştirileri haklı gösterebilecek olan zorlamaları var.
 
Marksizme dair el kitaplarının önemli bir bölümünde, ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum biçimlerinin birbirlerini izlediklerine ve tarihsel gelişmenin bu sırayı izlemek zorunda olduğuna ilişkin katı vurgular bulunur. Kimileri de, Marx’ın farklı metinlerde değinmekle birlikte teorisinin bir parçası haline getirmediği “Asya tipi üretim tarzı”na merkezi bir yer açmaya çalışır.
 
Oysa Marx’ın kendisi, Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı’nın önsözünde ve Kapital de dahil olmak üzere başka çalışmalarında, kapitalizm öncesi dönemi hep “kabaca” ele almıştı. Sınıfsız toplum ile sınıflı toplumların en ileri biçimi olan kapitalizm arasında “tam olarak” ne tür bir gelişim çizgisinin izlendiğini tarif etmeye kalkışmamıştı.
 
Asıl önemlisi, Marx, tek tek her bir ülkenin aynı gelişim çizgisini izlemek zorunda olduklarına ilişkin katı bir vurgu yapmaz. Örneğin, Kapital’de, kapitalizm sürecine sonradan giren ülkelerin manüfaktür aşamasını atladıklarını söyler.
 
Kapitalizmin ayırt edici yanı, bir “dünya tarihi” yaratmasıdır. Bir başka deyişle, kapitalizm öncesi dönemde, insanlık, ortak bir gelişim çizgisine sahip değildi. Farklı coğrafyalarda şu ya da bu ölçüde farklı üretim biçimleri yan yana var olabiliyordu.
 
Kesin olan, sadece, kapitalizmin, önceki tüm sınıflı toplum biçimlerine göre daha ileri bir aşamayı temsil ettiğidir.
 
İnsanlık, kapitalizm aşamasını yaşamadan, sosyalizme ve sınıfsız topluma ulaşamazdı.
Buna karşın, Marx, tek tek ülkeler söz konusu olduğunda, sosyalizme geçiş için, kapitalizmin gelişip olgunlaşmasının bir zorunluluk olduğunu tezini savunmaz.
 
Komünist Manifesto’nun 1882 tarihli Rusça baskısına önsözde, Marx ile Engels, Rusya’daki köy topluluklarının, “Batının tarihsel gelişmesini oluşturan çözülme sürecinin aynısını” yaşamak zorunda olmadıklarını söylerler: “Rus devrimi, birbirlerini tamamlamalarını sağlayacak şekilde, Batıdaki bir proleter devrimin işareti olursa, bu durumda bugünkü Rus ortak toprak mülkiyeti bir komünist gelişmenin başlangıç noktası olma işlevini görebilir.” (Komünist Parti Manifestosu, NK Yayınları, 4. Baskı, Ocak 2005, s. 54)
 
Sorun, biraz da, Marx’ın dünya ölçeğindeki süreçler hakkındaki çözümlemelerini tek tek ülkelere olduğu gibi yansıtma girişimlerinin yanlışlığından kaynaklanıyor. Örneğin, kapitalist sistem, düzenli olarak, kâr oranlarının azalması eğiliminin ürünü olan bunalım dönemleri yaşar. Ama tek tek kapitalist ülkelerin karşılaştıkları iktisadi bunalımlar, bu ülkelerdeki kâr oranlarının azalması eğilimiyle doğrudan bağlantılı olmak zorunda değildir ve çoğu kez de böyle olmazlar. Tek tek ülkelerin iktisadi bunalımları, ancak bu ülkelerin kendilerine özgü iç ve dış dinamiklerinden hareketle çözümlenebilir.
 
 
Üretici güçlerin gelişmesi meselesi...
 
“İçinde barındırabildiği tüm üretici güçler gelişmeden önce” ifadesi, ne anlama geliyor?
Kimilerinin iddia ettiği gibi, kapitalizm koşullarında üretici güçler gelişmeye devam ettiği sürece, sosyalizme geçilemeyeceği anlamına mı?
 
Bu ifadeyi tartışırken, bir noktayı unutmamak gerekiyor: Marx için, sosyalizm, uzak geleceğin bir konusu değildi. Daha Komünist Manifesto’da, yani 1848’de, proletaryanın iktidara geldiğinde öncelikli olarak alması gereken önlemler tarif edilir. Yine Manifesto’da, kapitalizmin temel çelişkisinin derinleştiği vurgulanır: “(...) modern işçi, sanayinin gelişmesiyle birlikte yükseleceği yerde, giderek kendi sınıfının varolma koşullarının daha altına düşüyor. İşçi yoksullaşıyor ve yoksulluk nüfustan ve zenginlikten daha hızlı artıyor. Böylece, burjuvazinin daha uzun süre toplumun egemen sınıfı olarak kalma ve kendi sınıfının varolma koşullarını düzenleyici yasa olarak topluma dayatma olanağının bulunmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Kölesinin kölelik koşullarındaki varoluşunu bile güvence altına alamadığı ve onun tarafından beslenecek yerde, onu beslemek zorunda kaldığı bir duruma düşmesine engel olamadığı için, yönetme olanağından yoksundur. Toplum artık onun egemenliği altında yaşayamaz; yani, onun varoluşu artık toplumla bağdaşmıyor.” (a.g.y., s. 20)
 
1882 tarihli önsözde de belirtildiği üzere, Manifesto’nun görevi, “modern burjuva mülkiyetin yaklaşmakta olan kaçınılmaz çözülüşünü ilan etmekti”. (a.g.y., s. 54)
 
Yine 1882 yılında, Batı’daki proleter devrimi, yakın bir geleceğin konusu olarak görülür.
 
Son olarak, çok daha “teorik” bir metin olan Kapital’de, hisse senetli sermayenin ortaya çıkmasıyla birlikte yönetsel işlevler ile sermaye sahipliğinin birbirlerinden ayrılmalarının, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine giden yolda bir geçiş aşaması olduğu saptanır. Kabaca ifade edilirse, sermaye sahipleri artık gereksizleşmiştir.
 
Dolayısıyla, Marx, tartışma konusu ifadeyi, kapitalizmin daha uzun süre yıkılamayacağını ileri sürmek için kullanmamıştı.
 
“Üretici güçlerin gelişmesi” ile kastettiği de, kapitalizmin içinde barındırabildiği her türden üretici gücü “sonuna kadar” geliştirmesi değildi. Hele tek tek her bir ülkede üretici güçlerin belirli gelişme aşamalarına ulaşması gerektiği türünden bir vurgu, yukarıda da tartışıldığı üzere, Marx’ta bulunmuyor.
 
Tam tersine, Marx’a göre, kapitalizm, daha kendi yaşadığı dönemde, yıkılmasının maddi koşullarını da yaratmıştı.
 
Bir kez daha Kapital’e başvurursak: “(...) kredi sistemi, üretken güçlerin maddi gelişmelerini ve bir dünya piyasası kurulmasını hızlandırmaktadır. Yeni bir üretim tarzının bu maddi temellerini böyle bir yetkinlik derecesine yükseltmek, kapitalist üretim sisteminin tarihsel görevidir. Aynı zamanda, kredi, (...) -bunalımları- hızlandırır ve böylece eski üretim biçimini çözüp dağıtacak öğeleri oluşturur.” (Kapital-III, Sol Yayınları, İkinci Baskı, Şubat 1990, s. 390)
 
Yani, kapitalizm, içinde barındırabildiği üretici güçleri geliştirmekle kalmamış, daha ileri üretim ilişkilerinin maddi var oluş koşullarını da yaratmıştır.
 
Gerisi ise, teorinin değil, mücadelenin (daha açığı, işçi sınıfı devrimi için mücadelenin) konusudur.
 
Kuşku duyanlara, Marx’ın diğer siyasal çalışmalarının yanı sıra, 1871 Paris Komünü deneyiminin ele alındığı Fransa’da İç Savaş tavsiye edilebilir...
 
 
Bugüne gelirsek...
 
Üretici güçler, bugün de, gelişmeye devam ediyor. Kapitalizm, yıkılana kadar, “içinde barındırabildiği” üretici güçleri şu ya da bu hızla geliştirmeye devam edecek.
 
Ama bugün, kapitalizmin “içinde barındırabildiği” üretici güçlerden çok daha fazlasının maddi var oluş koşulları olgunlaşmış durumda.
 
Tüm insanların zihinsel üretim potansiyelini toplumsal ilerlemenin hizmetine sunmanın bilimsel ve teknik olanaklarının bulunduğu bugün, kapitalizm, insanlığın büyük çoğunluğunu ya üretim süreçlerinin tümüyle dışında bırakıyor, ya da toplumsal ilerlemeye zerre kadar katkıda bulunmayan alanlarda istihdam ediyor. Bir başka deyişle, kapitalizm, bugün, insanlığın üretici güçlerinin büyük bir bölümünü “dışlıyor”.
 
Feodalizm de, “içinde barındırabildiği” üretici güçlerin gelişimini mutlak olarak durdurduğu için değil, “içinde barındıramayacağı” üretici güçlerin maddi var oluş koşullarının olgunlaşması (makine üreten makinelerle birlikte büyük ölçekli sınai üretimin ortaya çıkışı) ve asıl önemlisi yeni üretim ilişkilerini temsil eden toplumsal sınıfın belirli bir güce ulaşması sayesinde yıkılabilmişti.
 
Marx’ın yaşadığı dönemden bugüne değişmeyen gerçek şu: Kapitalizm, insanlığın başına ne kadar büyük belalar açarsa açsın, “kendiliğinden” yıkılmaz.
 
Onu yıkmak gerekir.
 
 
(Daha önce nerede yayımlandığını hatırlayamadığım bir yazıyı gözden geçirerek -ve epeyce düzeltme/değişiklik yaparak- paylaşmış oldum.)
 

 

 

 

AdaptiveThemes