Skip to content

Engin Ardıç, Belge'ye çatar, İslamcıları darbe ile tehdit edermiş...

11 Mart 2010, ekleyen Ali Mert

Geçenlerde, bugünün Sabah yazarı Engin Ardıç’ın anti-komünist histerilerinin kökenlerine inen eski bir makalesinden uzun alıntılara yer vermiştik. (Kaynak) Söz konusu makalenin yer aldığı “Mustafa Kemal Sizin Gibi Kıro Değildi!” adlı kitabında, 1989 yılında, bir başka makalesinde, bu kez İslamcılara karşı cansiparane bir mücadele içerisinde de gördük Ardıç’ı. Üstelik onları, öyle gizli, örtülü falan da değil, açık bir şekilde darbe ile, Türk Ordusu ile tehdit ediyor. Arada Murat Belge’ye, Hilmi Yavuz’a da çatıyor. Yani, 21 yılda anti-komünist histerisinde en ufak bir kayma yaşanmasa da, İslamcılara yaklaşımında 180 derece bir sapma... buyrun, yine uzun alıntılarla:

“(İran’da yaşanan bir recm olayını andıktan sonra)... Türkiye’ye getirmek istedikleri düzen budur. Okuyun da ibret alın, eğer içinizde hâlâ aymayan, hâlâ aklını başına toplamayan, hâlâ ‘canım işte 141-142 de kalksın, 163 de kalksın, onlar da fikir sahibi’ diye düşünen varsa.

İlk taşı sizin kafanıza atacaklar. Hem de, daha çok acı versin, hemen öldürmesin diye, küçüğünden!

Sayın Murat Belge ile Sayın Hilmi Yavuz, belki külahlarını önlerine koyup beş dakika düşünme fırsatı bulurlar haberi okuyunca.

Brecht’in enfes bir oyunu vardır, bilir misiniz, Üçüncü Reich’ın Korku ve Sefilliği... Orada, hiç unutamadığım bir bölüm, yıl 1972 mi ne, 12 Mart’a ve sıkıyönetime inat Ankara Sanat Tiyatrosu oynuyor. Birkaç gece oynadı da hemen küt yasaklandı, çocukların minik kusurları yok değildi, rahmetli Erkan (Yücel) kara bıyıklarıyla pek ‘Doğu Türkü’ bir Alaman işçisi olmuştu, Erol ile Cezmi galiba, akıllara ziyan SS erleri, seyirci bizi böyle tanıyor, bıyığımızı kesmeyiz diye Malatya işi Nazi üniformaları... Ama yürekli çocuklardı, oyun, o zamanda, en olmayacak, en oynanmayacak oyundu. Oynadılar. Kapatılana kadar, ama üç, ama beş gece oynadılar.

Orada bir toplama kampı skeci vardır, sosyalisti, komünisti, liberali, sosyal demokratı hep aynı kampta (Dachau mudur?) toplanmışlar, kendi aralarında tartışıyorlar, bu alçaklar iktidara nasıl geldi, neden geldi, yok sizin hatanız yüzünden, yok bizim hatamız yüzünden diye... Sonunda, SS eri gelip düdüğünü bir öttürüyor, hepsi kuzu kuzu taş kırmaya!

Sosyal demokrat, hiç unutmam, şunu diyordu: Ama canım, önünde sonunda bu Hitler iktidara seçimle geldi! Seçim kazanıp gelmiş adam, demek halk onu istiyor, bizim de saygı göstermemiz gerekmez mi?

Bu dangalaklık yirmi yıla yakın, aklımdan çıkmaz.

Kimi zaman ne diliyorum biliyor musunuz içimden, azıcık da ürpermeden değil ha, inşallah diyorum, inşallah şu şeriatçılar iktidara gelip yerleşirler de, ilk kesilecek gırtlaklar arasında bizim Müslüman Sosyalistler’in gırtlakları yer alır”

O zaman görürler günlerini.

Şimdilik, İslam’a göz kırpıp devrimcilik taslamaya, liberallerle içki içip sosyal demokratlara hizmet sunmaya devam...

Allah kabul etsin! Amin...

(...)

Baskı altında tutulduklarını ileri sürüyorlar. Meramları şeriat devleti kurmaksa, evet, baskı altındadırlar. Bu baskı da kolay kolay kalkmayacaktır. (...) Bir Hac kısıtlıydı, o da hac olduğu için değil, yurtdışına çıkış olduğu için, Mekke’ye gitmek isteyen öyle zırt diye gidemiyordu ama, aynı sorun Paris’e gitmek isteyen için de geçerliydi. Döviz yoktu. Yetmiş sente muhtaçtık ya hani...

Şimdi o sorun da ortadan kalktı.

Hiçbir kısıtlama olmadı başka. 1923’ten bu yana hiçbir örnek gösteremezsiniz. Bundan böyle de olmayacak, içiniz rahat etsin, kimse kimsenin namazına niyazına, orucuna, zekâtına karışmayacak.

Ama... Siz Ramazan günü oruç tutarken ben de rakı içeceğim! Kabul mu? Anlaştık mı? Elbette burnunuzun dibinde içip sizi rencide edecek değilim, ama içkili lokantalar da açık olacak, istersem orada, istersem evimde.

Ben size namaz kılma özgürlüğü tanıyorum. Siz bana namaz kılmama özgürlüğü tanıyor musunuz? Bunda anlaşalım.

Siz isterseniz kerimenizi, refikanızı kara çarşafla gezdirin. Keyfiniz bilir. Ama ben de karımı kızımı yakası kolu açık elbiseyle dolaştırırım, merak etmeyin, biz sapık değiliz, dümbük de değiliz, öyle olmadık yerini açan kadın ilk tepkiyi sizden önce bizden alır... Ama, uygar ölçüler de başını da açar eteğini de kısa tutar, kimse karışamaz! Tamam mı?

Anlaşıyorsak, birlikte, bir arada yanyana, omuz omuza kardeş kardeş yaşayıp gideriz.

Anlaşamıyorsak, beni enayi yerine koyuyorsanız, şimdi bizim haklarımızı savunsun keriz, sonra biz onu nasıl olsa temizleriz diyorsanız, bir kesim saftirik aydın hakkında düşündüğümüz gibi... Yok hemşerim, orada dur.

Size laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıktırıp Türkiye İslam Cumhuriyeti’ni kurdurmayacağız.

Önce cesedimize basarsınız, ondan sonra belki...

Haa, Türkiye Halk Cumhuriyeti mi?

Onun sanırım daha 2089 yılından önce gündeme geleceği yok!

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkelerine uyan burada paşa paşa oturur. Uymayan, uyamayan, Türkiye sınırları içinde kalmak zorunda değildir. Bir zamanlar ‘komünistler Moskova’ya’ diye bağırırlardı, işin matrağı, gitmek isteyene de pasaport vermezlerdi! İşte şimdi, uygarlığın kendisine iki numara büyük geldiği kişiler varsa, defolup Tahran’a gidebilirler.

Şeriatçılar Tahran’a! Ya da Riyad’a, Mekke’ye, ne cehenneme gideceklerse.

Yol parası çıkışmayana aramızda toplayıp elimizden geldiğince yardımcı olmaya da çalışırız, fütur getirmesinler.

Geleneksel Türk-İran dostluğu var ya ortada...

Yanlış hatırlamıyorsam, bir de Türk Ordusu diye bir şey vardı.

Hani bildirelim dedik.”

 
Kaynak: Engin Ardıç, Mustafa Kemal Sizin Gibi Kıro Değildi!, İzlenimler 3, s. 89-94, Cep Anlatı, 5. Baskı, 1990
 

Yorumlar

ardic kusu

13 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2209

sagol ali mert,
turk basinin en ilkesiz adaminin vaktinde neler yazdigini, simdi tukurdugunu yaladigini iste boyle ortaya koymak cok iyi gercekten. nerede guc varsa oradadir bu herif...
ama bu yaziyi onune koysan, bir kilif bulur yine de....bu adamin (ozel hayatinda belki oyledir bilemem ama) yazi hayatinda bir kere olsun utandigina tanik olmadim...mustafa k. erdemol

 

 

AdaptiveThemes