Skip to content

EDP'nin 'Programatik Belge'sinde bulunmayan sözcükler

14 Mart 2010, ekleyen Erkin Özalp

Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin (EDP) tüzüğü ve "Programatik Belge"si açıklandı. Partinin "Programatik Belge"sinde, "emperyalizm, "emperyalist", "kapitalizm", "sermaye", "(özel) mülkiyet", "sömürü" ve "özelleştirme" gibi sözcüklerin yanı sıra, "sosyalizm", "devrim", "devrimci", "kamulaştırma/devletleştirme/millileştirme" sözcükleri de geçmiyor. 

"İşçi sınıfı"nın (ya da "proletarya"nın) hiç anılmadığı ve "işçi" sözcüğünün de yalnızca bir kez kullanıldığı belgede, ne ABD ile ilişkilere değinilmiş, ne de NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşlarla ilişkilere... Buna karşın, "AB'ye üyelik müzakereleri ile ilgili reform politikalarına hız vereceğiz" denmiş. AB'nin (tüm diğer üye ve aday üye ülkeler gibi) Türkiye'den istedikleri arasında, "işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı"nın yanı sıra "sermayenin serbest dolaşımı"nın da bulunmasından (pek doğal olarak) söz edilmemiş...

Küçük ve orta ölçekli üretimin (yani sermaye sahiplerinin) destekleneceği belirtilirken, tarım politikaları bölümünde, hem "bir yandan güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen işletmelerin oluşmasını sağlayacak, bir yandan da güçlü bir kooperatifleşme hareketini destekleyeceğiz" denmiş, hem de "Çiftçilerin, üretim yaparken başta toprak, su ve tohum olmak üzere yararlandıkları ve kullandıkları kaynak ve girdileri ile küçük aile işletmelerinin doğayla uyumlu sürdürülebilir tarım tarzını destekleyeceğiz" diye eklenmiş...

EDP'nin "Programatik Belge"si şöyle:

 

ADALETSİZLİK KARŞISINDA ADALET,
EŞİTSİZLİK KARŞISINDA EŞİTLİK İÇİN YOLA ÇIKIYORUZ !
 
 
Türkiye bir rejim bunalımı yaşıyor. Hükümet yönetemiyor. Muhalefet güven vermiyor. Sorunlar çözülemiyor, birikiyor.
 
Değişime direnenler, eski zihniyeti sürdürmek isteyenler, liderleriyle, örgütleriyle can çekişiyor.
Türkiye toplumsal bölünmeye doğru sürükleniyor. Bu sonucu yaratanların ve bu sonucu hazırlayanların, iktidarıyla, muhalefetiyle artık çekip gitmesi gerekiyor.
 
Ülkemizde halkın aklını ve gönlünü kazanacak, iktidar alternatifi eşitlikçi ve demokratik bir siyasal harekete ihtiyaç var.
 
Türkiye’de siyasal yelpazenin solu boş! Yelpazenin solunda, barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi, kalkınmacı ve demokrat, güçlü ve kitlesel bir parti yok. Bunun için yola çıktık!
 
Türkiye’nin politik ortamını değiştirmek, halkımızın yaşamını iyileştirmek için birleşiyor ve demokratik iktidar yürüyüşünü başlatıyoruz!
 
Bunun için yeni bir heyecan, yeni bir enerji, yeni bir yol gerekiyor!
Bu yol; sol değerleri merkeze alan bir yoldur!
Bu yol; barışa, toplumsal adalete, vicdana, eşitliğe, özgürlüğe, kalkınmaya ve refaha açılan bir yoldur!
 
Bizler, direnmek ya da teslim olmak için değil, değişim sürecini yönetmek, Türkiye’nin politik ortamını değiştirmek, halkımızın yaşamını iyileştirmek, halkla birlikte daha özgür, daha eşitlikçi ve daha iyi bir yaşamı kurmak için yola çıktık.
 
Yaşanan politik ve ekonomik kargaşaya rağmen, Türkiye halkı, herkese insanca bir yaşamı sağlayacak yeni bir atılımı başlatma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin hayata geçmesi, çağımızın dinamiklerini kavramış bir siyasal hareketin halkı seferber etmesine bağlıdır.
 
Bu nedenle herkesi, özgürlük, adalet ve eşitlik bayrağını birlikte yükseltmeye ve insanların refah içinde yaşamını sürdürdüğü bir Türkiye’yi kurma yürüyüşüne davet ediyoruz!
 
Bu yürüyüşün, yeni bir umut, yeni bir değişim yürüyüşü olduğuna inanıyoruz. Başlattığımız bu yürüyüşle halkın rızasını alıp itidara geleceğiz ve daha özgür, daha adil, daha zengin, daha demokratik bir Türkiye’yi kuracağız…
 
DEVLETİ DEMOKRATİKLEŞTİRECEĞİZ!
 
1. Devleti demokratikleştirmenin ilk adımı olarak, 12 Eylül Anayasası’nı değiştireceğiz. Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve eşitlik konusundaki sorunlarını çözeceğiz. Türkiye’nin ilk sivil anayasasını yapmak için kolları sıvayacağız. Bunun için herkesi işbirliğine çağıracağız.
 
2. Yeni anayasayı, herhangi bir kişi, kurum ya da değere kutsallık atfetmeyen, toplumu özgürlük ve eşitlik temelinde birleştiren ve bütünleştiren, askeri veya bürokratik vesayet yöntemlerini bütünüyle reddeden bir toplum sözleşmesi niteliğinde hazırlayacağız.
 
3. Özgürlükçü, demokratik ve sosyal bir anayasayı, hiçbir toplumsal kesime, hiçbir sınıf ve zümreye, hiçbir milliyete, hiçbir dinsel inanca ya da yaşam tercihine atıf yapmayan, buna karşılık, çocukların, kadınların, gençlerin, güçsüzlerin, engellilerin ve dışlananların pozitif ayrımcılıkla korunmasını güvence altına bir anlayışla ve ‘değişmez’ hükümleri olmayan bir biçimde hazırlayacağız.
 
4. Güçler ayrılığı ilkesinin işleyebilmesi için, yasamanın yürütmeden özerk çalışmasını ve yürütmeyi denetlemesini amaçlayan önlemler alacağız. Yürütmenin yasama üzerinde, denetimi zayıflatacak bir baskı kurmasını önleyecek; buna karşılık, Meclis’teki çoğunluğun evrensel insan hak ve özgürlüklerini zedelemesini önleyecek kuralları netliğe kavuşturacağız.
 
5. Temel hak ve özgürlükleri ve eşitlik ilkesini güvence altına alan, bu çerçevede evrensel olarak kabul edilmiş insan hakları ve uluslararası anlaşmalarla teminat altına alınmış bireysel hakları çekincesiz içeren; örneğin Paris Şartı, AGİT İlke ve Kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Helsinki Nihai Senedi, ILO Standartları ve Avrupa Konseyi’nin Avrupa Sosyal Şartı ile Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı vb. ilke ve kararları ile elde edilmiş olan demokratik ve sosyal kazanımları asgari standart kabul eden bir içerikle hazırlayacağız.
 
6. Siyasi Partiler, Seçim, Dernekler ve Sendika Yasalarını; toplantı ve gösteri yürüyüşü, örgütlenme, basın ve yayınla ilgili bütün yasaları yeniden özgürlükçü bir temelde düzenleyeceğiz. Demokratik siyasal faaliyetleri kısıtlayan, siyasal partileri tek tipleştiren ve bürokratlaştıran yasak ve kısıtlamaları, Siyasi Partiler Yasası’nın 81. Maddesi’nde yer alan yasakları kaldıracağız.
 
7. Mevzuatta yer alan ırkçı-milliyetçi ve ayrımcı tüm ifade ve önlemleri kaldıracağız.
 
8. Parlamentonun gerçekten bütün seçmenlerin iradesinin yansıdığı, siyasal meşruiyetin tartışmasız asli mekânı olabilmesi için yüzde 10 barajını kaldıracağız, siyasi ittifaklara imkân tanıyacak, Hazine yardımı esaslarını ‘adil yararlanma’ ilkesine göre düzenleyeceğiz.
 
9. Milli Güvenlik Kurulu gibi vesayet rejimi kalıntısı kuruluşların lağvedilmesini, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını, orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmemesini sağlayacağız.
 
10. Askerlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde ahlaki ve vicdani normları gözetecek, askerlik hizmetinin sosyal hizmet biçiminde yapılabilmesine hukuksal statü kazandıracağız.
 
11. Askeri harcamalar başta olmak üzere, tüm kamu harcamaları üzerinde Sayıştay denetiminin etkin biçimde gerçekleşmesini, bu amaçla denetimde toplumsal katılımın gerçekleştirilmesi için gerekli önlemleri alacağız.
 
12. Hukuk sisteminde köklü bir reform yaparak, yargının bağımsız ve tarafsız olması için gerekli şartları oluşturacağız. Yargıç tarafsızlığı ve güvencesini, bağımsız ve tarafsız yargıyı ve savunma hakkını güçlendireceğiz. Yargılama öncesi, yargılama sırası ve yargılama sonrası yargıyı olumsuz etkileyen öğeleri tasfiye edeceğiz. Yargının kamusal denetimini mümkün kılacak, böylece yargıyı topluma hesap verebilir hale getirecek demokratik yöntem ve mekanizmaları oluşturacağız. Yargıç, savcı, avukatlar arası eşitsizliğe son vereceğiz. Adli kolluk sistemini kuracağız.
 
13. Askeri ve sivil yargı ikiliğinin ortadan kaldırılmasını, askeri mahkemelerin disiplin suçlarına ilişkin kararlarının temyiz merciinin Yargıtay ve Danıştay olmasını sağlayacağız
 
14. Devlet içindeki örtülü, yasama denetimi dışına kaydırılmış olan tüm birimlerin lağvedilmesini; MİT ve benzeri birimlerin Meclis denetimine açılmasını, örtülü ödeneğin denetlenmesini sağlayacağız.
 
15. Kamu yönetimini, dayatmacılıktan hukuka, ben bilirimcilikten katılımcılığa, dokunulmazlıktan denetlenebilirliğe, buyurganlıktan hizmet sunuculuğa, ezen devletten saydam ve halka yakın, adil devlete, başka bir deyişle, baskı mekanizmasından hizmet örgütüne dönüştüreceğiz.
16. Çok yetki, çok denetim ilkesini hayata geçireceğiz. Kamu yönetiminde saydamlık, hesap sorulabilirlik, erişilebilirlik ve denetimde toplumsal katılımı gerçekleştireceğiz. 
 
17. Kadınlar lehine pozitif ayrımcılık ilkesine Anayasa, siyasi partiler ve ilgili tüm yasalarda yer vereceğiz. Yasalardaki cinsiyetçi bakış açısını ve cezalandırma mantığını değiştireceğiz; değişen yasaların uygulanmasını denetleyecek bağımsız mekanizmalar kuracağız. 
 
18. Demokratik parlamenter rejimi lağvetmeye veya askıya almaya yönelik tüm darbeci teşebbüslerin, sorumluları kim olursa olsun cezalandırılması doğrultusunda kararlılıkla davranacağız. Bu çerçevede görülen tüm davalarda, adil yargılama ilkelerine titizlikle riayet edilmesini sağlayacağız.
 
 
EKONOMİDE ÇOKÇA ÜRETECEĞİZ, HAKÇA BÖLÜŞECEĞİZ!
 
19. Çokça üretim hakça bölüşüm anlayışına dayalı, insani kalkınmayı, çevre ve sosyal adaleti bütünleştiren bir ekonomi politikası uygulayacağız.
20. Ekonomide, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dönemine son vereceğiz. Ekonomiyi toplum tarafından denetlenebilir hale getireceğiz.
 
21. Toplumun geleceğini ilgilendiren önemli stratejik yatırım kararlarının alınmasına, toplumun katılabilmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturacağız.
 
22. Belirli büyüklüğün üzerindeki özel ve kamu şirketlerinin yönetimlerinde, bu şirketlerin çalışanları olduğu kadar, tüketicilerin de temsil edilebildiği ve kararlara katılabildiği düzenlemeler yapacağız.
 
23. Kamu malı ya da hizmeti niteliğinde üretim yapan özel kesimin, kurumsal yapıları daha ‘demokratik’ ve daha ‘katılımcı’ bir biçimde belirlenmiş ‘düzenleyici kurullar’ aracılığıyla çalışmasını sağlayacağız.
 
24. Dar gelirli kesimler için, ‘varlığın’ etkisinin olmadığı ya da en az olduğu bazı hizmetlerin (ulaşım, sağlık, eğitsel ve kültürel faaliyetler gibi) piyasa yerine kamu tarafından sağlandığı, bir başka deyişle ‘para’nın geçmediği ya da etkili olmadığı ‘kamu alanlarının’ yaratılması ve çoğaltılmasıyla piyasa alanının daraltılmasını sağlayacağız.
 
25. Askeri harcamaları kısıtlayacak ve bu kaynakları aktif bir eğitim, sağlık, bilim, kültür ve sanat politikası için kullanacağız.
 
26. Vergi sayısını birkaç kaleme indirecek ve vergi sistemini yalnızca devlete gelir sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda gelir dağılımını düzeltmek amacıyla da reformdan geçireceğiz. 21. Yüzyıl’a, bilişim uygarlığına uyan bir vergi sistemine geçeceğiz; çifte vergilemeyi kaldıracak, ücretten gelir vergisi almayacağız. Ekonomiye dinamizm kazandırmak amacıyla küçük ve orta ölçekli firmaların üzerindeki sosyal güvenlik ve vergi yükünü azaltacağız.
27. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin haklarını korumak, ürünlerini değerlendirmek ve üretimlerini artırmak için kooperatif biçiminde örgütlenmeleri dahil, tüm yeniden yapılanma ihtiyaçlarını teşvik edeceğiz.
 
28. Kırsal yerleşim alanlarını ekonomik, toplumsal ve fiziksel olarak geliştireceğiz; tarımda, hayvancılıkta ve balıkçılıkta üretimi teşvik edeceğiz ve bu alanlarda bilişim teknolojilerinin uygulanmasını ve yaygınlaşmasını sağlayacağız.
 
29. ‘Kalkınma ajanslarını’, bugünkü gibi devletin temsil edildiği organizasyonlar olmaktan çıkarıp, bölge insanlarının bölgenin kalkınması için kararlar alabildiği ve uygulayabildiği kurumsal yapılara dönüştüreceğiz.
 
30. Nüfusumuzun yüzde biri açlık sınırının altında, yüzde yirmisine yakın bir bölümü de yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Bu çerçevede bir yurttaş hakkı olarak asgari gelir güvencesi uygulamasını en kısa zamanda hayata geçireceğiz. Belli bir seviyenin altında gelire sahip bütün hanelerin koşulsuz sahip olacakları ve vergi gelirleriyle finanse edilecek bir ‘yurttaşlık geliri’ hakkını yürürlüğe sokacağız ve bu uygulamayı yurttaşlar arasında dayanışmanın simgesi yapacağız. İşsizlerin ve yoksulların tümünün, gerekli yasal koşullar çerçevesinde ve yurttaşlık hakkı kapsamında, ‘sosyal yardım' ve ‘işsizlik yardımı’ almalarını sağlayacağız.
 
31. Emekçilerin, çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tahrip eden güvencesiz, kuralsız ve insani olmayan çalışma biçimlerine karşı üretim sürecini insanileştirecek, herkesin bir iş edinme hakkını hedefleyeceğiz.
 
 
TARIM REFORMU YAPACAĞIZ!
 
32. Tarımda bir yandan güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen işletmelerin oluşmasını sağlayacak, bir yandan da güçlü bir kooperatifleşme hareketini destekleyeceğiz.
 
33. Çiftçileri, sübvansiyonlu dünya ürün fiyatları karşısında koruyacak ve destekleyeceğiz. Ürün fiyatlarının maliyet, kar ve insanca yaşama paylarının eklenerek tespit edilmesini sağlayacağız.
34. Çiftçilerin, üretim yaparken başta toprak, su ve tohum olmak üzere yararlandıkları ve kullandıkları kaynak ve girdileri ile küçük aile işletmelerinin doğayla uyumlu sürdürülebilir tarım tarzını destekleyeceğiz.
 
35. Bölgesel eşitsizlikleri de gözeten bir noktadan, yerel dinamiklerle işlenmiş nihai ürünler yaratmaya öncelik vereceğiz.
 
36. Yerel tarıma dayalı sanayi girişimlerine proje ve yatırım kredi teşvikleri sağlayacağız.
 
37. Var olan Ziraat Odaları, Birlikler, Dernekler ve Kooperatif türü örgütlerin katılımcı ve demokratik yapılara kavuşmalarını ve güçlenmelerini sağlarken, çiftçi sendikaları gibi yeni örgütlenmelerin de önlerini yasal olarak açacağız.
 
 
İNSANİ VE SOSYAL BİR ÇALIŞMA YAŞAMI OLUŞTURACAĞIZ!
 
38. Sendikalaşma hakkını yalnızca işçileri değil, kamu görevlilerini, emeklileri, işsizleri ve öğrencileri de kapsayacak bir biçimde tanımlayacağız. Bu çerçevede çalışanların haklarını arayabilmeleri ve alabilmeleri için sendikalar, toplusözleşme ve grev mevzuatını demokratikleştireceğiz.
 
39. Toplu pazarlık hakkının çok düzeyli ve çoğulcu bir biçimde kullanılmasını sağlayacak, toplu pazarlığın düzeyini ve içeriğini sınırlayan yasal düzenlemelerin yapılmasını engelleyecek ve lokavt uygulamasına son verecek düzenlemeler yapacağız.
 
40. Sendikal hakların kullanımında başta Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ürettiği kurallar olmak üzere, uluslararası çalışma hukukunun demokratik esaslarını, kararlarını ve sözleşmelerini kabul edip uygulayacağız, bunlara aykırı yasal ve idari düzenlemeleri ilga edeceğiz. Türkiye’nin onayladığı sendikal hakları da içeren uluslararası insan hakları sözleşmelerini Anayasa’nın 90. maddesi gereğince doğrudan uygulayacağız.
 
41. Etkin bir işgüvencesi sistemi oluşturacağız. Sendikal nedenli işten çıkarmalarda etkin ve hızlı bir yargılama ve işe iade sistemi oluşturacağız. Sendika karşıtlığını ve sendikasızlaştırmayı temel bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık olarak kabul edeceğiz ve bu konuda caydırıcı önlemler alacağız.
 
42. Sendikalaşma hakkının güvenceye alınması için referandumu temel bir hak haline getirecek, sendikaların kuruluş esaslarında, örgütlenme biçimlerinde ve çalışmalarında serbestliği eksiksiz bir biçimde sağlayacak ve sendika içi demokrasiyi güvence altına alacak düzenlemeler yapacağız.
 
43. Toplumda her yurttaşın sosyal güvenceye sahip olmasını ve insanca barınma hakkını hedefleyen sosyal politikaları hak temelli ve ihtiyaç odaklı yaklaşımlarla ele alacağız. Sosyal hakları tanımlarken, sadece gelir seviyesi değil, cinsiyet, engellilik vb. gibi ayrımcılığın tüm biçimlerini ve bölgesel gelişme seviyesini de dikkate alacağız.
 
 
İNANÇLARA EŞİT MESAFEDE DURACAĞIZ!
 
44. Din, inanç ve ibadet özgürlüğü temel bir insanlık hakkıdır. İnanç özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. Bugün Türkiye’de devlet ‘laik’ değildir. Türkiye’de devleti laik yapacağız. Yurttaşlarımızı ‘din devletinin veya devlet dininin kıskacı’ndan kurtaracağız. Bugünkü durumu değiştirecek, devletin dini örgütlemesine son verecek, bütün inançlara tam ve eşit hak ve özgürlük getireceğiz. Devleti, bütün dinler, mezhepler ve inançlardan ayırarak, hepsiyle eşit uzaklıkta duracağı bir anlayışla yöneteceğiz.
 
45. Özgürlükçü bir laiklik anlayışı çerçevesinde, evrensel insan haklarına aykırı olmayacak her tür inanç ve vicdan özgürlüğünü kayıtsız şartsız güvence altına alacağız.
 
46. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerini zorunluluk olmaktan çıkaracağız; katılımın isteğe bağlı olduğu, içeriğinin bağımsız uzmanlar tarafından, ilgili dini ve felsefi inanç gruplarının katılımıyla, nesnel ve çoğulculuk esasları çerçevesinde oluşturulduğu, not sisteminin dışında yürütülen, genel içerikli bir ders haline getireceğiz.
 
47. Kamu hizmeti sunanların, inanç ve kültürel kimliklerini kamu hizmeti alanlar karşısında bir baskı aracı olarak kullanamayacakları, kamusal alanda hizmet alan yurttaşların kılık kıyafetlerinden ötürü ayrımcılığa uğramayacakları bir anlayışı benimseyeceğiz.
 
48. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, devlet örgütlenmesinin dışına çıkaracak ve süreç içerisinde tasfiye edeceğiz.
 
49. Ayrımsız tüm ibadet mekanlarına eşit hukuki güvence sağlayacak, bir yerin ibadet mekanı olup olmadığını, herhangi bir siyasal veya dinsel makamın değil, o inanç grubu mensuplarının kararıyla belirleneceğini ilke olarak kabul edeceğiz.
 
50. Dinsel azınlıklara mensup yurttaşlarımıza yönelik ırkçı duyguların körüklenmesine karşı çıkacak, farklı kültür ve dini inanç taşıyan insanlarla bir arada yaşama kültürünü geliştireceğiz. Yazılı ve görsel yayınlarda, farklı toplumsal gruplar arasında diyalog ve birlikte yaşama kültürünün oluşturulmasını amaç edinen bir dil ve yayın anlayışını hakim kılacağız.
 
51. Herhangi bir alanda azınlıkta olan din, inanç ve kültür gruplarına karşı toplumsal hayatta ortaya çıkabilecek bastırma, sindirme ve dışlama faaliyetlerine karşı kamusal güvenceler oluşturacağız.
 
52. Yazılı  ve görsel medyada, farklı dini ve felsefi inanç ve görüşlere sahip topluluklara karşı her türlü aşağılayıcı, ayırımcı, dışlayıcı ifadelerin kullanımını yasaklayacak, bu tür eylemleri nefret suçları kapsamında düzenleyeceğiz.
 
 
DEMOKRATİK TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU OLMAYACAK!
 
53. Kürt sorununda ‘gönüllü yurttaşlık’ zeminini güçlendirecek adımlar için, toplumda farklı dilleri ve kültürleri güvence altına alan bir anayasal, siyasal, sosyal ve kültürel yaşam ortamı yaratacağız; ‘anayasal yurttaşlık’ güvencesi ile farklı kültürlerin herhangi bir biçimde tartışma konusu yapılmasını engelleyeceğiz.
 
54. Çok dilli kamu hizmetini de içeren yerinden yönetim anlayışını, uygulanabileceği tüm alanlarda hızla hayata geçireceğiz.
 
55. Kürt sorununun çözümü için bir genel siyasi affı öncelikle gündeme alacağız. Bunun yanısıra dağda yaşayan yurttaşlarımızın dağdan inmeleri için her türlü çabayı göstereceğiz.
 
56. Türkiye’de çatışma ortamının yarattığı toplum içi güvensizliğin ve önyargıların giderilmesi, kültürlerarası etkileşimin yaygınlaşması için önlemler alacak, eşit koşullarda bir arada yaşama ortamını güçlendirmeye çalışacağız.
 
57. Ortak ve eşit yaşam kültürünün sağlanması açısından, bugüne kadar çatışmalarda hayatlarını kaybeden insanların hepsi hakkında saygılı bir dil kullanılmasını sağlayacak ve böyle bir dili yerleştirmek suretiyle kayıplar ve acılar üzerinden gerginlik hesabı yapan siyasal manevraların başarı şansını azaltacağız.
 
58. ‘Tarihsel adalet’i sağlamak bakımından, geçmişle yüzleşmeyi bir gereklilik sayıyoruz. Bu çerçevede, ortak yaşamı ve siyasal yapıyı demokratik kültür temelinde yeniden inşa etme gibi saik ve hedeflere hizmet edecek yöntemler üzerinde ciddiyet ve hassasiyetle duracağız.
 
59. İktisadi ve sosyal eşitsizliğin kabul edilemez boyutlara ulaştığı bölgede ekonomik ve sosyal yaşam koşullarının düzeltilmesine, istihdam olanaklarının arttırılmasına çaba göstereceğiz.
 
60. Bölgede normalleşme sağlanırken, çatışma ortamında bulundukları yerlerden göçe zorlananlara geri dönüş olanağı tanıyacağız, evleri ve malları tahrip edilenlerin zararlarını tazmin edeceğiz.
 
61. Bir sorun ve suç üretme kaynağı haline gelmiş olan koruculuğu tasfiye edeceğiz.
 
62. Bölgede yaşananlardan en fazla zarar görenler arasında kadınların olduğunu göz önüne alarak, taciz, tecavüz ve tespit edilen her türlü şiddet ve baskı yönteminin işlemesinin şartlarını ortadan kaldırmak ve bugüne kadarki sonuçlarını telafi etmek amacıyla gereken yasal ve idari düzenlemeleri yapacağız.
 
63. Kadınların toplumsal hayata katılımını sağlamak için ekonomik, politik ve sosyal alanlarda gerekli bütün şartları yaratacağız.
 
64. 18 yaş altı tüm çocukların çocuk adalet sistemi içinde yargılanmasını, Terörle Mücadele Kanunu mağduru çocukların ise uğradıkları adaletsizliğe derhal son verilmesini sağlayacağız.
 
65. Şiddete maruz kalan çocuklara yönelik sosyal çalışma ve sosyal hizmet alanlarını geliştirecek, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik eğitim ve rehabilitasyon faaliyetlerine hız verecek ve bu alana yönelik kurumsal çalışmaları artıracağız.
 
66. Yerel yönetimleri merkezi idare karşısında güçlendirerek, her yerelliğin kendine özgü nitelikleriyle uyumlu çalışabilmesini sağlayacağız.
 
 
EĞİTİMDE HERKESE FIRSAT EŞİTLİĞİ VERECEĞİZ!
 
67. Eğitimin herkes için ‘insan olmaktan kaynaklı’ temel bir hak olduğu düşüncesinden hareketle, tüm yurttaşlara ayrım gözetmeksizin her düzeyde eşit, nitelikli ve parasız eğitim olanağı sağlayacağız.
 
68. Eğitim süreçlerini bilimsel bir temelde yeniden yapılandıracağız. Türk-İslam sentezci ve piyasacı anlayış temelinde şekillenmiş, sormayan, sorgulamayan, ben merkezci bireyler yetiştiren, ırkçı-gerici-ayrımcı öğeler içeren müfredatı değiştireceğiz, ders kitaplarını ve tüm eğitim materyallerini bu temelde bilimsel ölçütlere uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz. Okullardan milli güvenlik derslerini kaldıracağız.
 
69. Eğitimin laiklik ilkesine aykırı olan, insan haklarını, din ve vicdan hürriyetini düzenleyen uluslararası düzeyde imzalanmış birçok anlaşmaya ve hukuksal karara rağmen çocuklara dayatılan ‘zorunlu din dersi’ uygulamasını kaldıracağız.
 
70. Uluslararası düzeyde, bilimsel, nitelikli eğitimin vazgeçilmez ilkelerinden biri olarak kabul edilen ‘anadilde eğitim’ hakkının yaşama geçirilmesinin önündeki engelleri kaldırıp, kamusal eğitim-öğretim olanakları sunacağız.
 
71. Kız öğrencilerin okullaşma oranının artırılması konusunda özel bir çaba sarf edeceğiz.
 
72. Nitelikli bir eğitim sürecinin ancak eğitime yeterli bütçe ayrılması ile gerçekleştirilebileceğinden yola çıkarak, okul, derslik, altyapı, öğretmen açığı gibi temel sorunların giderilmesine olanak sağlayacak düzeyde bir bütçe düzenlemesi yapacağız.
 
73. Herkese eğitim hakkı ilkesinden yola çıkarak, ilköğretimden yükseköğretime kadar çocukların eğitim hakkının önünde bir engel oluşturan, çocuklarımızı dersanelere mahkum eden sınav maratonunu ortadan kaldıracağız.
 
74. 12 Eylül 1980 sürecinin ürünü olan, üniversitelerin özerk, bilimsel, demokratik işleyişinin önünde temel bir engel oluşturan YÖK’ü kaldıracağız. Yerine katılımcı bir biçimde yönetilen düzenleyici bir kurul oluşturacağız.
 
75. Engellilerin eğitimi için bütçeden yeterli kaynak ayıracak, kamuya ait eğitim kurumlarının sayısını artıracağız. Eğitim ve bilim emekçilerinin, başta toplu iş sözleşmesi ve grev olmak üzere, çalışma yaşamlarının adaletli ve demokratik bir şekilde düzenlenmesini sağlayacak hakları yaşama geçireceğiz.
 
76. Eğitim yönetimini; önceden belirlenmiş bilimsel kriterler ışığında demokratik bir şekilde gerçekleştirilecek ve seçimler sonucu belirlenecek yöneticiler aracılığıyla sürdüreceğiz.
 
77. Meslek eğitimine öncelik vereceğiz, İmam Hatip Liselerini yalnızca mesleğe yönelik olarak yeniden yapılandıracağız, ihtiyaç fazlası olan İHL’ni meslek okullarına dönüştüreceğiz.
 
SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÜCRETSİZ YAPACAĞIZ!
 
78. Herkese eşit, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti sağlayacağız.
 
79. Sağlıkta, pahalı olan ve özel sektörü özendiren tedavi edici sağlık hizmeti yerine, kolay ulaşılabilir ve yaygın olan koruyucu sağlık hizmetini, sağlık sistemi olarak uygulayacağız.
 
80. Sağlığı doğrudan ve dolaylı etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerde dezavantajlı toplumsal sınıflar lehine köklü değişiklikler yapacağız.
 
81. Kamuda hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma süreleri, çalışma koşulları, ücret ve özlük hakları, hizmetin verilme biçimi, ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenecek yeni hastane, sağlık ocağı açılması çalışmalarını, ilaç politikasını; ilgili meslek odaları, sendikalar, sivil toplum örgütleri ile yapılacak ortak çalışmalar doğrultusunda belirleyeceğiz ve kamu denetimine açacağız.
 
82. Hekimlerin ülke düzeyinde dağılımındaki dengesizlikleri azaltmak için, özendirici ve teşvik edici bir istihdam politikası izleyeceğiz.
 
 
TOPLUMSAL HAYATA KATILIMI ARTTIRACAĞIZ!
 
83. Yerel ve sivil yurttaş inisiyatiflerini geliştirecek, sendikaların ve meslek birliklerinin, demokratik derneklerin ve kooperatiflerin siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne katkı sunmaları için toplumsal hayata katılımlarını arttıracağız.
 
84. Kadınların ve gençlerin toplumsal ve siyasal yaşama en üst düzeyde katılmalarının tüm yollarını açacağız.
 
85. Erkek egemenliğini pekiştiren sistemle, yasalarla, kurallarla, alışkanlıklarla ve en çok da kadınları ev içi emeğe mahkûm eden ve aile içine kapatmayı yücelten muhafazakâr ideolojiyle mücadele edeceğiz.
 
86. Kadının sosyal eşitliğini sağlamak, toplumsal yaşamda eşitliğin egemen olmasının bir önkoşuludur. Kadın-erkek eşitsizliği birçok sosyal soruna yol açmaktadır. Bu nedenle kadınları ilave önlemlerle destekleyecek, toplumsal hayata katılımlarını sağlamakla ilgili her düzeyde pozitif ayırımcılık yapacağız.
 
87. Hukukta ‘kadınlara karşı suç’ kavramını oluşturacağız; cinsiyetçi ayrımlar, bekaret kontrolü gibi uygulamaların cinsel şiddet kapsamında görülmesini ve yasal yaptırımlara tabi tutulmasını sağlayacağız.
 
88. Kamu çalışanlarına siyasal yaşama aktif katılım hakkını tanıyıp, bunun hayata geçirilmesine yardımcı olacağız.
89. Gençlerin ve öğrencilerin yanında yer alacağız, onların güncel sorunları çerçevesinde eşitlikçi ve özgürlükçü bir öğrenci-gençlik hareketinin oluşmasına yardımcı olacağız.
 
90. Bu doğrultuda, genç bireylerin toplumsal ve siyasal yaşama katılımını teşvik edeceğiz ve her aşamada söz ve karar sahibi olmalarını sağlamaya çalışacağız.
 
91. Gençlere yönelik uygulanan tüm politikalarda bu politikaların oluşturulması, uygulanması ve denetlenmesinde gençlerin tam katılımının sağlanmasına ve buna yönelik yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine çalışacağız.
 
92. Gençlerin boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için merkezi ve yerel düzeyde her türlü eğitsel, sportif, sanatsal ve kültürel gençlik merkezlerinin açılmasını sağlayacağız.
 
 
YEREL YÖNETİMLERİ DEMOKRATİKLEŞTİRECEĞİZ!
 
93. Yerinden yönetim anlayışının uygulanabileceği tüm konularda hızla hayata geçirilmesini, yerel yönetimleri çok dilli kamu hizmeti de verebilecek bir anlayışla güçlendirerek demokratikleşmesini sağlayacağız. 
           
94. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, yurttaşların doğrudan denetiminin kolaylaştırılmasına, katılımcı karar mekanizmalarının oluşturulmasına ve merkezi vesayete son verilerek yerel yönetimlerin özerkliklerinin sağlanmasına özel önem vereceğiz.
 
95. Merkezi idare görevlilerinin seçilmiş yerel yönetim organları üzerindeki vesayetine son vererek, yerel meclisleri yerinden yönetimin kaynağı haline getireceğiz.
 
96. Kentlerde yaşama normlarını ‘haklar-özgürlükler-sorumluluklar’ ekseninde kuracak; ‘yurttaşların birlikte yaşama mekânı’ olarak tanımlanması gereken kentleri, üretim, sosyal adalet, kimlik ve çevre sorunlarına ilişkin, kararların yurttaşın katılımına açık bir biçimde müzakere yoluyla alındığı bir yönetim anlayışıyla geliştireceğiz.
 
97. Kentlerdeki değişimi kamu yararını, çevreyi ve olası doğal afetleri göz önünde bulunduran çalışmalarla yürüteceğiz, sağlıklı yaşam alanları yaratacak ve dönüşüm projelerinin ‘yerinde dönüşüm’ projeleri olarak oluşmasına çalışacağız.
 
98. Yoksulluk, sosyal dışlanma ve yoksunlukla mücadele politikalarını kent politikalarının başat eksenleri olarak ele alacağız.
 
 
DOĞAYI KORUYACAĞIZ, YAŞAMI SAVUNACAĞIZ!
 
99. Doğayı tahrip etmeden, doğal kaynakları bütünüyle tüketmeden, doğanın kendini yenileyebilmesini gözeterek, insanı ve diğer bütün canlıların yaşamını merkeze alarak, yaşam kaynaklarını yok etmeyen bir ekonomik büyümeyi sağlayacağız.
 
100. Küçük üreticilerin korunmasını da gözeterek ekolojik tarımı özendireceğiz ve kırsal kesimin sosyal ve kültürel olarak zenginleşmesini amaçlayan aktif kamu politikaları uygulayacağız.
 
101. Ülkemizin doğayı koruma amaçlı uluslararası protokol ve anlaşmaları imzalamasını ve yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlayacağız.
 
102. Küresel olarak yaşanan ve canlı yaşamını tehdit eden iklim değişikliği sorunlarını göz önünde bulundurarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına öncelik vereceğiz; ucuz, temiz, yeterli ve güvenilir enerji temini için araştırma ve geliştirme faaliyetlerini destekleyeceğiz, yenilenebilir enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payını hızla yükselteceğiz.
 
103. Topraklarımızın enerji verimliliği düşük geri teknolojilerin kullanıldığı ve zararlı atıkların depolama alanı olmasına izin vermeyeceğiz. Nükleer santraller inşa etme projelerine son vereceğiz. Dünyayı çatışmalara sürükleyen petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtların yerine güneş, rüzgar, akarsu, dalga, jeotermal, bioyakıt gibi yenilenebilir – barışçı/demokratik - kaynakları geçireceğiz. Çatışmalara yol açan ve doğayı tahrip eden enerji kaynaklarına yatırımı caydırıcı, yenilenebilir ve demokratik enerji kaynaklarına yatırımı özendirici politikalar izleyeceğiz.
 
104. Yatırım ve üretim süreçlerinin insan sağlığına ve doğal çevreye yapacağı tahribatın maliyetini, işletme ve yatırım maliyetlerine, toplumsal ve çevresel maliyet olarak ekleyeceğiz.
 
105. İnsanlığın ortak mirası olan tüm doğal ve kültürel varlıkların kamu tarafından korunmasını sağlayacağız.
 
106. İnsanların ve tüm canlıların, yaşamın vazgeçilmezi olan suya erişim hakkı vardır. Bu nedenle suyun ticari bir mal haline getirilmesini önleyeceğiz. Geçmiş ve gelecek bütün insanlığın ortak malı olan suyun ekonomik kullanılması ile adil paylaşılmasını sağlayacak su politikaları oluşturacağız.
 
 
ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE AKTİF, YAPICI VE BARIŞÇI OLACAĞIZ!
 
107. Uluslararası ilişkilerde aktif, yapıcı ve çok-boyutlu bir politika ile bölgesel işbirliği girişimlerini hayata geçireceğiz. Türkiye’nin uluslararası saygınlığı bölgesel askeri güç olmaya değil, bir barış ve demokrasi gücü olmaya dayanmalıdır. Bu çerçevede hiçbir bölgesel vasi-himayeci güç projesi taşımadan, insan hakları ve demokrasi konusunda duyarlı bir dış politika sürdüreceğiz.
 
108. Türkiye’nin komşularıyla sorunsuz ilişki politikasını tıkayan Kıbrıs sorununun, en kısa zamanda eşit siyasal haklara dayalı iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon bünyesinde çözülmesi için uğraşacağız.
 
109. Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleri ile ilgili reform politikalarına hız vereceğiz. AB’ye üyelik hedefini Ortadoğu ve Kafkaslara yönelik barış ve istikrar politikalarından ayrı görmeyeceğiz. Avrupa Birliği’nin dayanışmacı ve sosyal bir Avrupa’ya doğru evrilmesi mücadelesine dahil olacağız.
 
110. Komşularla sorunsuz politika hedefine uygun olarak, Ermenistan’la siyasal, toplumsal ve kültürel ilişkileri hızla normalleştireceğiz.
 
 
SORUNLARI BİLİYORUZ, ÇÖZÜMLERİ DE!
 
Karşı karşıya kalacağımız güçlükleri biliyoruz. Türkiye’nin sorunlarının ağırlığından, tarihimizin kirli sayfalarından, bölünme tehditlerinden, darbe girişimlerinden, şeriat geliyor korkutmalarından, küreselleşmeden doğan sorunlardan, geniş kitleleri sarmış bulunan yoksulluktan, geri kalmışlıktan, çevre felaketlerinden, geleceğin belirsizliklerinden, yolsuzluk, rüşvetçilik gibi devleti kemiren hastalıklardan korkmuyoruz.
 
Bunlarla baş edeceğimize inanıyoruz!
Yalnızca şikayet eden, analiz edip eleştiren olmak istemiyoruz.
Ülkemizin değişime ve dönüşüme ihtiyacı var!
 
Sorunları biliyoruz, çözümleri de…
Kararlı ve iddialıyız!
 
Türkiye’yi, dünyanın en yüksek hak ve özgürlükler standartlarına ulaştıracağız!
Ülkemizde adaleti, üretkenliği yeniden tesis edeceğiz!
Ülkemizde kaybolan toplumsal vicdanı yeniden ayakları üzerine dikeceğiz!
Ülkemiz insanının emeğinin karşılığını almasını sağlayacağız.
İnsanca yaşama kalitesini artıracağız!
En önemlisi de, biz iktidar olduğumuzda, barışın, kardeşliğin, eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün yaşanmasının sorun değil, huzuru ve refahı getirdiğini göstereceğiz…
 
Kimsenin aç ve açıkta olmadığı, adaletin ve özgürlüğün gerçekten solunduğu, bütün sorunların serbestçe tartışıldığı, kimsenin dinsel ve etnik kimliğini gizlemediği, kimseye bu tür kimliklerin zorla dayatılmadığı, tarihiyle ve bütün komşularıyla barışık özgür ve demokratik Türkiye’yi yaratacağız.
 
Bütün bu söylediklerimizi gerçekleştirmek için sizi de bu büyük buluşmaya davet ediyoruz!
12 Mart 2010
ANKARA
 
Kaynak: http://www.turnusol.biz/images/cust_files/100314010832.doc

 

Yorumlar

Haber değeri olan fotoğrafı

14 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2258

Haber değeri olan fotoğrafı koymuş ama yorumunu yapmamışsınız. Yepyeni sol partinin kongresinde Mustafa Kemal Atatürk'ün resminin bulunması hoş olmuş. Daha da hoş olanı, "liderlik kültleri"yle mücadele eden partinin iki yöneticisinin resimlerinin pankart olarak sallandırılması olmuş. Bu arada, nereden bulunduğunu parti üyelerinin bile bilmediği gökten zembille indirilmiş yeni başkan Ziya Halis "Dış politikada Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü kılavuzumuz olacaktır." demiş. Kalın kafalı ortodoks stalinist marksist leninist solculara ders olsun.

Eşitlik ve Demokrasi Partisi

15 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2277

Uzun metni burda yayınlamak büyük incelik, teşekkür önce.

Siz “sosyolojik sol” diye bir kavram duydunuz mu? Duymadınızsa araştırın. Bu parti, sosyolojik sol ile siyasal solu bütünleştirmeyi amaç edinmiş bir partidir, sosyalist bir parti değildir. Olduğunu iddia eden yoktur. Parti, sosyalistleri içinde bulundurur, sosyalizmle alakası “bu aşamada” bundan ibarettir. Toplumsal mücadelenin geniş tabanını yaratmayı amaçlayan bir partinin sosyalizm şiarıyla ortaya çıktığında başarılı olamadığını gördük, görüyoruz. İçinde geçen sözcükler geçmeyenlerin anlamına birebir uygundur, anlamak isteyene tabi. Sosyal demokratları da Alevileri de Kürtleri de kapsayan geniş bir oluşumun partisidir bu. Mustafa Kemal’in resminin bulunması bu hassasiyeti gözetir. Siyasette ittifak geleneğine aykırı bir durum değildir. (siz bir parti olsanız! ve sizinle de bileşsek Talat paşanın yanısıra bu resmi de kullanmamız icab ederdi, bu kesime hoşgörüsü en geniş topluluk sizsiniz, bu ne celal!) Lider kültüne de lafınız var (aman ne güzel, ilerleme var), bu sağ-sol Türkiye siyaset geleneğinin aşamadığı ama aşmaya çalışacağı bir fenomendir. Resmi asılan “liderler” de parti bileşenlerinin bir kısmı da sosyalist değildir, bizim sosyalist olarak taşıdığımız kaygıyı taşımazlar, nefret ettiğimiz lider kültüne tepkileri gelişmemiştir. Onlarla siyaseten buluşmuşuzdur ve siyaset bir dönüşüm sürecidir. İşimiz kolay değildir. Fakat insanın dönüp kendine bakması elzemdir. Bir komünist partinin sol org tr’sinde en baş köşede “baykuş” her gün bizi selamlamaktadır! Neden aynı yazı ve yazar hergün orda bulunmaktadır? Başkalarının o kadar yetkince yazma ehliyeti mi yoktur, yoksa eleştirme yetkeniz mi? Bu birgünlük resim asmaktan daha vahim daha sıkı araştırılması lazım bi durumdur, vaka hergün gözümüzün önünde vuku bulmaktadır zira. En ünlü uluslar arası sol sitelerde, komünist parti sitelerinde 5 kafa sembolleri vardır. Komünist partiler lider kültü ile mücadele edememişken, etmeye hiç niyetleri yokken, aksine yeni metodlarla onu güçlendirmekteler iken yeni ve içinde sosyalist olmayan kişilerin oluşumların bulunduğu bir partinin açıldığı gün bunu halledememesi ayıp değildir. Bizim için bu lanet olası dertle mücadele azminde bir gıdım azalma yoktur. “kalın kafalı ortodoks stalinist marksist leninist solculara” ders olması canı gönülden temenni edilir...

yeni solcu (EDP’li) arkadaş

yeni solcu (EDP’li) arkadaş'a teşekkürler...

15 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2284

Teşekkür, EDP'nin ne olmadığını özetlediğin için... Ama, dur! Dakika bir gol bir... Ayıptır ya! Daha adım atar atmaz sola saldırmaya başlamışsınız... "Sosyalist olmayan bir sol", “kalın kafalı ortodoks stalinist marksist leninist solculara” ders olması canı gönülden temenni edilir..." cümlelerini rahatça kurarken, sosyalistlere kinini kusuyorsun da, kısaca; "liberalizmin bayraktarlığını yapan yeni bir sağa çeken sol bir partiyiz" demekten neden imtina ediyorsun... Yani EDPsizliğin lüzumu yok...

O Baykuş'un resmini gördünüz mü

15 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2290

Lider kültü yaratmak meselesinden bahsedilirken öne çıkardığınız örnek o partinin sempatizanları ve üyeleri tarafından cismiyle, cesametiyle ne kadar tanınıyor dersiniz. Siz yolda görseniz tanır mısınız? Böyle kült mü olur be. Bırakın kongrede posterini falan, kaç yayında o baykuşun resmini gördünüz? O bahsettiğiniz gibi bir liderse niye 30 yaşında bir adamı başkan yaptılar ve her kürsüye o çocuk çıkıyor? Ve bir sorun bakalım mesela taraftarlarına 'Teorik olarak Metin mi Kemal mi daha önemlidir' diye ne cevap alırsınız? Sahi adına niye bir site kurulmamıştır bu liderin? Orada bulunması gündeme acil müdahale olabilir mi acaba? İşbölümü içinde yayınlarla daha fazla ilgilenmesi gereken kişi o olduğu için olabilir mi? Editörlük diye bir şey duydunuz mu? O baykuşun çok ciddi bir ağırlığı var elbet ama sizin 'liderler'le ve bizim eskilerle karşılaştırıldığında bunun ne önemi var ki... Açık söyleyim, o parti kadroları içinde Kemal bana en az sempatik gelenlerdendir, parti yöneticileri arasında belki en az sempatiğidir ama bir Ufuk, Baskın, bu SHP başkanı şu bu düşünüldüğünde çok daha az 'lider'dir, çok daha az poz yapar ve çok daha fazla bu işlerin emekçisidir. Ben talebeyken partiliydim, bunlar partide kapı açan, çay demleyen adamlardı, hiçbir yamuklarını görmedim. Hizip ayrılıklarında birbirlerini kırsalar da öyle egoyla falan yürümediler hiç. Bkz. Çulhaoğlu'nun gidişi ve geri gelişi. Kalanlara da arkalarından ağır laf ettirmediler, heyecanlı çocukları uyardılar.. Ayrılık sevdaya dahil diye gelenekte yazı yazıldığını hatırlarım. Siz onları bize kötüleyemezsiniz hocam. Kendi aranızda laflayın.

2277 no'lu yoruma

15 Mart 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 2293

Kutluyorum; bulmuşsunuz, pratikte herhangi bir ilkeye bağlı kalmadan, teoride sizden başka herkesi bazı ilkeler adına mahkum etmenin yolunu!

Bir yandan başkalarını kolay yoldan Kemalistlikle, tepeden inmecilikle, "lider kültü" yaratmakla vs. suçlamak, diğer yandan "bizim partimizde bunlar olacak tabii ki, bu böyle bir parti" deyivermek... 

Bir yandan "Kemalistleri ne kadar kolay ötekileştiriyorsunuz, bakın içlerinde şöyle unsurlar da var" türünden bir laf edildiğinde, "gördünüz mü, Kemalist olduğunu itiraf etti, bunlar böyle aşağılık adamlardır işte" diye yaygara koparmak, diğer yandan "tabii ki olacak bu partinin kongresinde Mustafa Kemal'in resmi, amma kalın kafalısınız" tadında yazmak...

"Siyasette ittifak geleneğine aykırı bir durum" değilmiş... Demek ki neymiş, "gelenek" de, yenilikçi solcularımızın elindeki bir silahmış... İşlerine geldiği şekilde yorumlayabildikleri ölçüde tabii ki... Yeri gelir, kamulaştırma yapılırken para ödenmesini "kitaba aykırı" bularak reddedebilirler! Yahu, hani güç dengelerini de gözetiyorduk, hani körü körüne kitaba bağlı kalmayacaktık? Ama anlaşılan, "yeni sol"cularımız açısından, yapılan değil, yapan önemli... 

"Yeni" partinin "Programatik Belge"sinde eksik olan yalnızca "sosyalizm" sözcüğü mü?

Hadi diyelim ki, "kapitalizm" eleştirisi, "sosyalizm"i çağrıştırdığı için yok... "Emperyalizm" niye yok? Hadi, diyelim ki, partinin bileşenlerinden bazıları bu sözcüğü "ağır" ya da "siyasal açıdan riskli" vs. buluyor... NATO, IMF, Dünya Bankası türü kuruluşlara bile neden itiraz edilmiyor? Hani "bağımsızlık" falan denmiş olsa, diyeceğiz ki, belki de emperyalist bağımlılık ilişkileriyle mücadele etmek gibi bir niyetleri vardır arkadaşların... Ama o da yok... Peki ya "özelleştirme"? O niye yok?

Sırf "yeni solcu"larımız bu işin içinde diye, sırf onlar "yeni" olduklarını iddia ediyorlar diye, gerçekte her şeyiyle "eski" olan tezleri ve siyasal çizgiyi doğru bulmamız isteniyor. 

Hani bugüne kadarki tarihleriyle sütten çıkmış ak kaşık olsalar, neyse...

Baykuş çağrışımları, sosyalist iktidar ilişkileri...

16 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2297

Güldürmeyin yahu insanı. Ne anlatmaya çalışıyorsunuz siz? Yandaş medyada bile olmayan bir uygulamayla günlerce başyazı sitede asılı kalıyor. Bu sağcı yazar çizer kliğinden bile daha geri bir uygulama. Herkesin yazı formatından ayrı, herkesin yazısından üstte, herkesten uzun süre, herkesinkinden daha fazla bunu okuyun deniliyor. Birileri okur olan benim adıma feci biçimde kalıcı kafaya kazıyıcı fikir beyan ediyor bütün öteki yazarlardan ve yazılardan daha kalıcı daha önemli olacak yazıyı birileri benim adıma belirliyor. Sosyalist iktidar ilişkilerini kendi aranızda bile bir hegemonik yapıya dönüştürmüşsünüz, yani baykuş sizin iktidar anlayışınızın özeti olmuş, bu yapının gücünü okura feci halde duyuruyor, onun beğeni ve değerlendirme gücünü küçümsüyorsunuz, bu ilişkilerin kollektivizasyonu gibi bir düşünceniz ise hiç mi hiç yok. İnsanı sizden ilerici bir hamle geleceğine hangi tezler hangi pratiklerle ikna etmeye çalışıyorsunuz bakar mısınız? İnsanın bir gıdım inancı varsa size şu uygulamayı savunmanızla o da uçar gider. Bunun nesi neye müdahaleymiş? Çocuk mu kandırıyorsunuz? Boşverin anılarınızı, ahbaplığınızı, bize ne? Bizim dayı oğlumuz değil baykuş, tanımayız. Bu hak nerden gelir? Bir insanın böylesine sağcı basında bile görülmemiş bir ayrıcalığa sahip olmasının meşru zemini nedir? Siz ondan haber verin. Şu baykuş neyin nesidir, hergün aynı baykuşun orda olması günlük gazete okuma ziyaretlerinden birini soL’a yapan bir okura ne mesaj vermektedir? Hele bi bunu açıklayın, tepkisel yaklaşmayın da severek sol oluru olan birçok insandan duyduğum bu eleştiriyi objektif olarak bi değerlendirin, bakalım. Sosyalist olmadığını söyleyen bir partiden inatla sorduklarınızı bi aşın, siz sosyalistken muaf olamayacaklarınıza yeni sorularla üstünü örtmeden, cevap verin önce! Erkin Bey, burdan size malzeme çıkmaz. Hele daha şimdiden hiç çıkmaz. Durun bi bu ne acele? Sosyalist parti olmadığımızı söylemedim mi? Ama bu demek değildir ki ben sosyalist değilim. Siyasetten o kadar kopuksunuz ki ikisi arasındaki farkın pratik anlamını kavrayamıyorsunuz. Benim bir sosyalist olarak Kemalizme meyletmem bahis konusu olamaz. Bu benim dokuma aykırıdır. Hiçbir sosyalistin de meyletmesini hoş görmem. Kemalizmle ve Kemalistlerle sonuna dek savaşım var. Nasıl ki Stalinizm dünya sosyalizmine damgasını vurmuştur bu ülke soluna da çok da ayrı olmayarak Kemalizm damgasını vurmuştur. Bugün solun temel koordinatlarını çizen, dikkat edin ideolojik referanslardan da bahsediyorum, 1.Stalinizm 2. Kemalizm, 3-Orduculuktur. Tümüyle de derdim var. İnsanın yok edilmesinin tezlerini sosyalizm adına savunan zihni yapı ilkinin teorik zemininde ikincinin pratik olanaklılığında vuku bulmuştur. Siz bir komünist parti adına Kemalistlerle işbirliği yapamazsınız, orducu olamazsınız, bu kuramsal bir hezimettir. Bunun siyasi “gelenekte” adı başka bir şeydir, söylemiyorum. Kişisel olarak hem sosyalist olup hem de Kemalizme yeşil ışık yakamazsınız, bu feci bir tutarsızlıktır. Marksizmin hiçbir tezi milliyetçiliği ve Kemalizmin içinde bulunan diğer bileşenleri haklı çıkartamaz. İşte ben bunları söyleyebiliyorum. Dolandırıcı olan hangi ittifakçı söyler? Sonuna dek de söyleyeceğim, diğer insanlara da anlatacağım. Sosyolojik solu oluşturan kesim içinde Kemalistler var, Müslümanlar da var. Bunlar emekçiler, üreten insanlar. Tepkilerini yönlendirmek siyasetin işi, siyasi solun işi. Gördüğünüz gibi kuyrukçu biçimde değil ama orducu Kemalistlerin Kürt tezlerini benimseyerek, içindeki milliyetçiliği politik hat haline getirerek, her türlü ayrımcı tutumlarını besleyerek değil eleştirerek kabullenmeyerek dönüştürmeye çalışarak tabanıyla bir arada durabiliriz. Bu arada elbet ak kaşık değiliz, hiç birimiz!!!

demokratik enerji

16 Mart 2010, yazan dalkan,
Yorum no: 2302

Yenilenebilir Enerji Mühendisliği çalışan bir öğrenci olarak böyle bir belge görünce ister istemez gözüm enerji politikalarına kayıyor. 103. maddede geçen "yenilenebilir ve demokratik enerji kaynaklarına yatırımı özendirici politikalar izleyeceğiz" meselesi karışık olmuş biraz.

İlk olarak "demokratik enerjinin" ne olduğunu tam kestiremediğimi itiraf etmem gerekiyor, ama kızmayın bana, daha biraz var yüksek lisansımı bitirmeme, belki son konulardandır o. Yoksa kavramların ağza sakız edilip içlerinin boşaltıldığından söz ettiğim yok, darılmayın.

İkincisi yatırım teşviki denilince nedendir bilmem içim bulanıyor benim biraz. Özellikle yenilenebilir enerji konusunda. Devlet sanki çevreci ve sevimli görünerek birilerini zengin ediyormuş gibi geliyor bana bu lafı duydukça. Sanki yel esti değirmen döndü diye birileri zengin edilmese de olur gibi. İşletmesi de mesele değil o tribünlerin, dönüyor kendiliğinden, hani devlet işletmeyi beceremez, özel sektör lazım diyorsanız. Rüzgar güneş hepimizin, onlardan bari para kaptırmayalım çakallara diyorum hani ben. Bakın sosyalizm filan da dediğim yok, ama en azından solcuymuş gibi yapmayı becerebilelim diyorum ben...

Seni ciddiye almıyorlar boşuna uğraşma

16 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2303

Sol da TKP de, onları sevenler de senin gibi hırçınları dikkate almıyorlar. Boşuna çırpınma. Biz oraya her gittiğimizde Kemal'in yazısını aramayalım diye oraya koydular. Gayet memnunuz, her geçen gün de izleyicisi artıyor sol'un.

Serbest piyasa değil mi kardeşim, solu beğenmiyorsan, baykuşu beğenmiyorsan git turnusol oku, aerosol oku, karga oku, yarasa oku ya hu. Biz gidip tarafa yorum yapıyor muyuz. Cins misiniz, çeşit misiniz nesiniz ya hu.

Sosyolojik solda müslüman da varmış, bilmem neymiş. Onu ikna edecekmiş. Sanki TKP'de sih var, budist var. Bir dünya inançlı insan var TKP'ye oy veren, takip eden.. Kemalistleri ikna ederlermiş miş miş, sanki onlar başka bir iş yapıyor. Üç gün sonra caart diye ortadan yırtılacak bir parti için yorma kendini bu kadar. Bir numara çıkmaz oradan. Sarıgül'ü de dönüştürmeye çalışırsınız yakında. Onda da sosyolojik sol var.

baykuş meselesi hakkında eleştiri

16 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2310

yeni solcu (EDP'li) ziyaretçi arkadaşın görüşlerinin çoğuna katılmıyorum ama söylediklerinin hepsini bir kalemde silme yaklaşımınızı da doğru bulmadım. medyada grassroots diye bir kavramdan bahsedilir, alternatif medya iletişim teorilerinin de başat kavramlarından biridir. duymamış olmanız mümkün değil. ot köküne atıfta bulunur. başka deyişle, spontan, yöneteni yönetileni vurgulanmayan, kökleri birbirine karışmış yani etkileşimli ve etkileşimin aynı temelden ya da zeminden başladığı doğal örgütleri tarif eder. en çok medya için uygulama alanı bulur, okur ve okuyucu hiyerarşisini yıkmayı amaçlar ki bu bence çok önemli, sol yayınların aşamadığı bir yanlışlıktır, bir eksikliktir. hiçbir pratik anlamı olmayan baykuş köşesi beni de rahatsız ediyor bu açıdan. üstelik sıkı ve sadık bir soL okuruyum. bu baykuş uygulamasına başvurulmasının nedenini merakla bekledim açıklar biri diye ama "serbest piyasa kardeşim beğenmiyorsan git başka bir mal satın al" cevabını nasıl kullanacağımı bilemiyorum serbest piyasacı biri olmayarak. bunu bir sosyalist nasıl söyler onu da anlayamıyorum. yazdıklarınızı sadece küçük bir grup okuyup değerlendirmiyor, biraz daha dikkat edin olmaz mı eğer gerçekten düşünceniz böyle değilse elbet?

evren

 

 

AdaptiveThemes