Skip to content

Dosya: Enerji Sorunu ve Sosyalizm, İkinci Bölüm: Gerçekler ve Efsaneler; Türkiye’nin Yenilenebilir Enerji Alternatifi

31 Mart 2010, ekleyen dalkan

Türkiye'nin enerji politikalarını  ve sosyalizm'de enerji sorununu tartışan bir yazı dizisinin ikinci bölümü...

Birinci bölüm: http://www.haberveriyorum.net/haber/dosya-enerji-sorunu-ve-sosyalizm-birinci-bolum-turkiyenin-enerji-sorunu

Yenilenebilir enerji kavramı dilimize düşeli çok olmasa da sanırım artık duyulduğunda bir şeyler çağrıştırır hale geldi. Yine de kısaca özetlemek gerekirse tükenmeyen ya da yeniden üretilebilen kaynaklardan elde edilen enerji yenilenebilir enerji şeklinde adlandırılır. Pek çok doğal süreç belli oranlarda enerji barındırır. Örneğin akan suyun veya rüzgârın hareket enerjisi, jeotermal suların ise ısı enerjisi vardır ve enerji bir türden elektrik enerjisine çeşitli şekillerde dönüştürülebilir.  Bu yazı boyunca üzerinde durulacak yenilenebilir enerji kaynakları ise akarsu, rüzgâr, jeotermal,  biokütle ve güneştir.

Türkiye’nin potansiyelini değerlendirirken “ekonomik olarak kullanılabilir potansiyel” verilerini kullanıyor olacağım. Bu kavram teknik potansiyelden farklı olarak kullanımı teknik olarak mümkün olan tüm kaynakları değil, kullanımı halinde, elektrik üretiminin karlı olacağı kaynakları ifade eder. Kar gibi bir beklentimiz olmasa da, bu verileri, teknik potansiyel verilerinden daha uygun bulmamın sebebi, sosyalizmde de çok pahalı santraller kurmanın akılcı olmayacak olmasından dolayıdır.

Akarsu Enerjisi (Hidroelektrik santraller):

Dünya üzerinde en çok kullanılan yenilenebilir enerji türüdür ve dünya enerji ihtiyacının yaklaşık %20’sini karşılar. Temel olarak akarsuların barajlar yardımıyla kontrol altına alınması, sonra bu kontrol altına alınan suyun türbin(ler)den geçirilerek elektrik enerjisi elde edilmesidir. Dizinin birinci bölümünde de değinildiği üzere, Türkiye elektrik üretiminde Hidroelektrik santrallerin 2007 yılı itibari, 35851GWh ile %18,7’lik bir payı vardır (www.iea.org, 2010). Hidroelektrik santrallerin enerji üretimi yıllara göre değişiklik gösteriyor olsa da (yağış miktarı gibi doğal nedenlerle),Türkiye’nin ekonomik olarak kullanılabilir potansiyeli 126000GWh dolaylarında, ekonomik potansiyelin kullanılan kısmı ise %35’in biraz üzerindedir (Hızır ÖNSOY, 2009). Dolayısıyla Türkiye’de bugün itibariyle ekonomik ve teknik olarak elverişli olduğu halde kullanılmayan akarsu enerjisinin miktarı kabaca senelik 80000GWh dolaylarındadır. Karşılaştırma yapabilmek için belirtelim, kurulması planlanan 5000 MW’lık nükleer santralin ise senelik elektrik üretimi 43000GWh civarında, yani kurulmayan hidroelektrik santrallerin neredeyse yarısı kadar olacaktır.

Türkiye topraklarındaki barajların büyük kısmı devlete ait olsa da çok karlı olacağı yerlere özel sektörün de koyduğu üç beş baraj mevcut. Bunun yanı sıra özel sektörün küçük ölçekli, barajsız hidroelektrik santrali kurmak için satın aldığı (nehirlerin satılması meselesi, hatırlarsınız bir dönem tartışılmaktaydı), kullanım hakkı satılmış nehirlerimiz var. Elektrik ihtiyacını karşılamakta asıl kullanılan barajlar ise muhtemelen ilk yatırım maliyetinin çok yüksek olması sebebiyle, doğalgazdan üretilen elektriği, halkı keriz yerine koyup satmak kadar ilgisini çekmemiş özel sektörün.

            Sanırım devlet için de bu keriz yerine konma operasyonu çok sorun olmamış ki, hidroelektrik santrallerin elektrik üretimindeki payı son 20 yıl içerisinde %60’lardan bu noktaya kadar gerilemiş (www.emo.org.tr, 2010). Doğalgaz zengini Norveç ise, 2007 verilerine göre, doğalgazını elektrik üretiminde kullanmak yerine satarken, elektrik ihtiyacının %98,2’lik kısmını akarsularından karşılamış (www.iea.org, 2010).

Hidroelektriğin yakıt maliyetinin sıfır olduğunu sanırım belirtmeye gerek yok ama kurulan barajın maliyeti daha önce de belirttiğim gibi epeyce yüksek. Öte yandan bu barajın en az 40-50 sene boyunca orada kalacağı ve türbinlerinizin elektrik üretmeye devam edeceğini düşündüğünüz zaman hidroelektriğin toplam maliyeti (akarsuyun durumuna bağlı olarak) 5,1sent/kWh ile 11,3sent/kWh arasında değişiklik göstermekte (1 sent 1 doların yüzde biri, 1 kWh ise 1 GWh’in milyonda biri kadardır).

 

Rüzgâr Enerjisi:

Uzun yıllar boyunca insanlar tarafından yel değirmenlerini döndürmek için kullanılmış rüzgâr enerjisi, yıllarca unutulduktan sonra tekrar gündeme geldi ve gelinen noktada en ucuz yenilenebilir enerji türü olmayı başardı. Temel olarak Don Kişot’un savaştığı yel değirmenlerinden hiçbir farkı yok günümüzün modern rüzgâr türbinlerinin, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte elektrik üretecek ve aerodinamik (hava devinimsel) olarak neredeyse mükemmel hale gelmiş olmalarının dışında. Günümüzde karanın yanı sıra deniz üzerine de yerleştirmeye başladığımız bu rüzgâr türbinleri yakın bir gelecekte dünya elektrik ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor olacaklar. Türkiye’nin aralarında bulunmadığı, Danimarka Almanya gibi bazı ülkelerin ise elektrik ihtiyacının kayda değer bir kısmını hâlihazırda karşılamaktalar.

Türkiye’ye dönersek, resmi ağızlardan öğrenebildiğimiz kadarıyla, Türkiye’nin çok verimli rüzgâr santrali potansiyeli 8000 MW, orta verimli potansiyeli ise 40000 MW dolaylarındaymış (www.enerji.gov.tr, 2010). Kesin rakamlar belirtmek, söz konusu rüzgâr olduğunda kolay olmasa da; çok verimli olarak ifade edilen potansiyelin kullanımı yıllık 25000GWh, orta verimli potansiyelin kullanımı ise yıllık 80000GWh civarında elektrik enerjisi sağlayacaktır denebilir kabaca.

            Çok basit olarak rüzgâr türbinlerini açıklamak gerekirse, “P” bir türbinin kanatlarının süpürdüğü alandaki rüzgârın gücü , “d” havanın öz kütlesi, “A” türbin kanatçıklarının süpürdüğü dairenin alanı, “v” rüzgârın hızı olmak üzere;

P= 0,5 x d x A x v3

olarak ifade edilebilir. Yukarıdaki denklemden de anlaşılabileceği gibi rüzgâr türbinlerinin üretebileceği elektriğin miktarı, rüzgâr hızının küpüyle orantılıdır, yani rüzgâr hızına bağlı olarak büyük değişkenlik gösterir. Örneğin rüzgârın hızı 2 kart arttığında, rüzgârın taşıdığı enerji 8 kat artar. Rüzgâr türbinlerine dair en önemli problem de işte tam olarak budur. Rüzgâr türbininin ürettiği elektrik miktarı sürekli büyük değişiklikler gösterecektir. Dolayısıyla (küçük ölçekte elektronik bilimi bu yaraya merhem olsa da) büyük ölçekte rüzgâr enerjisi kullanımı için gelişmiş bir altyapıya ihtiyaç vardır. Türkiye’de altyapı problemlerinden ve kayıpların çokluğundan ilk yazıda bahsedilmişti, dağıtım ağlarının yenilenmesi kayıp sorununun yanı sıra bu sorun için de belli oranda çözüm oluşturacaktır. Yine de unutulmamalıdır ki rüzgâr santralleri, elektrik üretimindeki değişken yapıları nedeniyle, tek başına enerji ihtiyacını karşılamakta kullanılamazlar, onlar sadece takımın iyi oyuncularıdır. Elektrik üretiminde devamlılığı olan (nükleer enerji, barajlar, jeotermal vb.) kaynaklarca desteklenmeleri gerekir. Enerji üretimindeki değişiklikleri önemsiz hale getirmek için enerji ithalat ve ihracatı ise başka bir yoldur. Rüzgâr santralleri ile büyük miktarda elektrik üreten bazı ülkelerin başvurdukları çözümlerden birisi de budur. Elektrik üretiminin fazlasını satmak ve eksik kaldığı noktada satın almak yani. Tüm bunların yanı sıra denebilir ki,  hâlihazırda kurulu olan doğalgaz santralleri de, rüzgâr, güneş gibi gün içinde elektrik üretiminde değişiklik gösteren kaynakların yedeği olmak için Türkiye’de fazlasıyla yeterlidir. Türkiye’nin rüzgâr potansiyeli ise, görünen o ki, elektrik üretiminde doğalgazın yerini almak için matematiksel olarak kâfidir.

Jeotermal Enerji:

Yenilenebilir enerji kaynakları söz konusu olduğunda belki de en az bahsedilen kaynaklardan bir tanesidir jeotermal enerji ama söz konusu ülke Türkiye olunca değinmeden geçmeye içim elvermedi. Bu topraklarda kaynamakta olan yeraltının ceremesini depremlerle çekmek mümkün olduğu gibi jeotermalle sefasını sürmek de mümkündür. Türkiye jeotermal denildiğinde akla ilk gelen ülkelerden bir tanesi. En kötümser tabloda bile jeotermal kaynakları bakımından ilk onda sayılıyor ve belli bir derinlikteki sıcaklık elektrik üretimi için çok uygun. Türkiye’nin, jeotermal enerjiyi, ne ısınmada ne de elektrik üretiminde yeteri kadar kullandığını söylemem mümkün değilse bile sanırım günün teknolojisinin el verdiği oranda en iyi kullanılan yenilenebilir enerji kaynağı jeotermal enerji. Elektrik üretiminde değerlendirilebilecek ve kullanılmayan kaynağın miktarı, enerji açığının miktarına bakıldığında çok umut verici değilse bile bugün için, belki bir on yıl sonra, daha derine ve daha ucuza inebilecek teknolojinin geliştirilmesiyle, jeotermal enerji kesinlikle Türkiye’nin hem elektrik üretiminde hem de ısıtmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. Enerjinin bugününe baktığımızda ise özellikle ısıtmada kullanımının yaygınlaştırılması ve ısıtmada kullanılan doğalgaz, elektrik, kömür gibi diğer kaynaklardan tasarruf edilmesi gereklidir.

http://www.mmo.org.tr/resimler/ekler/ffbbd6d36993e0d_ek.pdf?dergi=480

Biokütle:

Sanırım üzerinde en çok tartışılan yenilenebilir enerji türü biokütle enerjisi. Kabaca açıklamak gerekirse, ağaçların, çeşitli bitkilerin, mantarların, çöpün, dışkının, hatta bazen fazla üremesi sorun olduğu için öldürülen hayvanların; kısaca doğada var olan ve tekrar kendini yenileyebilecek her şeyin yakılmasıyla üretilen enerji. Biokütleye dair tartışmaların ise asıl noktası, bazı bitkilerin çeşitli işlemler sonrasında akaryakıt üretiminde kullanılıyor olması ve bu durumun yol açtığı araba yakıtı mı yoksa yiyecek mi çelişkisi. Eğer açlık sorununun kapitalizmden başka bir sebebi olduğunu düşünüyorsanız siz de bu tartışmada yerinizi alabilirsiniz ama dünya nüfusunun birkaç katını besleyebilecek gıda üretimi yapılırken hala dünyada açlık sorunu olduğunu söylemem belki sizi biraz ikna eder.

Bioyakıt üretimini bir kenara bırakıp biokütleden elektrik üretimine dönersek eğer, başlıca iki tür kullanımın mümkün olduğunu söyleyerek başlayabiliriz anlatmaya. Bunlardan ilki direk kullanımı biokütlenin, yani hiçbir işlemden geçirilmeden yakılmasıdır. Sobalarımızda yaptığımız şeyin, buhar türbinlerinin kazanlarında yapılmasıdır yani. Özellikle ayrıştırma yapıldıktan ve geri dönüştürülebilir maddeler bir kenarda toplandıktan sonra, her gün dışarı çıkarttığımız çöplerimiz elektrik üretimi için biçilmiş kaftandır. Kesim için yetiştirilen ağaçlar ile birlikte bu çöpler kömürün elektrik üretimindeki payını düşürmekte kullanılabilirler. İlk başta insana çok önemsizmiş gibi gelse de, geri dönüşüm ve çöp yönetimi konularında belli oranda gelişmiş sayılabilecek Almanya’nın,  sadece çöpten 8943GWh, biokütleden (çöp burada biokütleye dahil değildir) ise 21816GWh elektrik enerjisi ürettiğini belirtmem sanırım olayın ciddiyetini daha iyi açıklar (www.iea.org.tr, 2010). Görüldüğü üzere sadece çöpten bile, kurulması planlanan nükleer santralin beşte biri kadar elektrik üretmek mümkün olabiliyor.  Biokütle ve çöp, kömürün payını düşürüp, net sera gazı üretimi miktarını azaltabilirler. Bu sayede termik santraller daha çevreci üretebilir elektriği.

Biokütlenin direk olmayan kullanımı ise, biokütleden yanıcı akışkan elde edilmesidir. Daha çok ulaşım ve ısınma için önemlidir bu çeşit kullanım dolayısıyla çok söz söylemeyeceğim hakkında ama kabaca değinmek gerekirse, çeşitli fiziksel veya kimyasal işlemlerden geçirilen biokütleden, yanıcı gaz veya sıvılar elde ediliyor, kısacası hayvan gübresi doğalgaz, şeker pancarı mazot kadar değerli olabiliyor bazen.

Güneş Enerjisi:

            Hakkında en çok efsane olan enerji türüdür. En az Türkiye’nin bor rezervleri kadar dile düşmesinin sebebi sanırım gerçekten de ateş olmayan yerden duman çıkmamasıdır ama ateş pek cılızdır. Öte yandan, bu ateş, bugün için değilse bile yakın bir gelecekte ortalığı kasıp kavurabilir.

            Elektrik üretiminde iki şekilde kullanmak mümkündür güneşi. Bunlardan ilki, aynalar yardımıyla güneşten gelen enerjiyi toplayarak suyu ısıtmak ve ısınan ve buharlaşan suyla buhar türbinlerini döndürmektir kabaca. Günümüzde özellikle İspanya ve ABD’de görebileceğimiz bu kullanımın naçizane fikrimi soracak olursanız öyle aman aman bir geleceği yoktur. Belli oranlarda elektrik üretimi mümkün olan bu tekniğin kullanımı, güneşin yüzünü bolca gösterdiği bazı yerlerde, ekonomik ve teknik olarak mümkünse de, yaraya merhem olmaktan uzaktır. Türkiye’de tabii ki de kullanılmalıdır ama çok şey beklememek gerekir.

            Asıl düşünülmesi gereken ise fotovoltaik (ışıl elektriksel) enerji üretimidir. Şu gün için emekleme sürecinde olan bu teknoloji, malzeme ve elektronik bilimlerindeki hızlı ilerleme ile yakın gelecek için en çok umut veren enerji üretim biçimi konumundadır. Fosil yakıtların artmakta olan fiyatları ve teknolojinin ilerleme hızı göz önüne alındığında, 10 yıl kadar sonra doğalgazdan (hatta belki nükleerden) daha ucuza elektrik üretmek mümkün olabilecektir güneşten.

Şekil 1, ışıl elektriksel enerji üretimini maliyetinin yıllara göre değişimi (sent/kWh)

İkinci Bölüm İçin Son Söz:

            Yukarıda az çok, belli başlı yenilenebilir enerji kaynaklarına değinilmiş oldu. İlk yazının sonunda, yıllık 10000GWh yeni kaynak yaratmak, kömürün yol açtığı çevre felaketini önlemek ve doğalgazı elektrik üretiminde devreden çıkartmak için ne yapmalı diye sormuştuk. Yukarıdaki verilen rakamlara bakılırsa yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı hiç tasarruf yapılmasa ve Türkiye’nin enerji talep artışında bir düşüş olmasa bile en az 10 sene gibi bir süre başka hiç bir şey olmadan, kâğıt üzerinde, enerji talebini karşılayabilecek yeterlilikte görünüyorlar. 10 senenin sonunda ise gelişmekte olan teknoloji sayesinde jeotermal ve güneş enerjilerinin devreye girmesi sanırım elektrik konusunu bir sorun olmaktan çıkartacaktır. Aynı zamanda 10 sene boyunca, yılda 10000GWh’lik artıştan sonra, artış hızının artık bu kadar büyük olmayacağını söylemek kâhinlik sayılmaz.

            Öte yandan dediğim gibi bu hesaplamaların tamamı kâğıt üzerindedir ve sadece matematiktir. Konu enerji olduğunda ise maalesef kullanmanız gereken tek bilim matematik, fizik, kimya değildir. Siyaset ve ekonomi bilimleri sanırım en az doğa bilimleri kadar önemlidir enerji denildiğinde. Yukarıda bahsi geçenlerin tamamının çok büyük projeler olduğunu ve planlı şekilde, merkezi olarak hayata geçirilmesi dışında çıkar yol olmadığını söyleyelim. Market ekonomisinin plansızlığı ve karmaşasına bırakılan enerji sektörü ise bu güne kadar felaketten başka bir şey getirmemiştir. Bu konunun tartışmasını ve yenilenebilir enerji yasasını ileriki günlerde daha da açacağız ama bundan önce nükleer enerjiyle devam edeceğiz yazılarımıza.

Özür Notu: Yazıları haftalık olarak yayınlamayı planlıyordum ancak kişisel yoğunluk gerekçesiyle nükleer enerji konulu yazı bir miktar gecikecek gibi görünüyor. Yazı en geç iki hafta içinde burada yayınlanacak. Olası gecikmeden dolayı şimdiden özür dilerim...

Üçüncü yazı: Nükleer Enerji nedir, ne değildir?

http://www.haberveriyorum.net/haber/dosya-enerji-sorunu-ve-sosyalizm-ucuncu-bolum-nukleer-enerji-nedir-ne-degildir

Kaynaklar:

Ülkemizde ve Doğu Karadeniz Bölgesi Hidroelektrik Enerji Potansiyeli, Hızır ÖNSOY

Elektrik Mühendisleri Odası web sayfası: www.emo.org.tr

Uluslararası Enerji Ajansı web sayfası: www.iea.org

Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığı web sayfası: www.enerji.gov.tr

ABD Enerji Departmanı web sayfası: www.energy.gov

DOSYA: ENERJİ SORUNU VE SOSYALİZM
 
Birinci Bölüm: Türkiye’nin Enerji Sorunu
 
İkinci Bölüm: Gerçekler ve Efsaneler; Türkiye’nin Yenilenebilir Enerji Alternatifi
 
Üçüncü Bölüm: Nükleer Enerji Nedir, Ne Değildir?
 
Dördüncü Bölüm: Küresel Isınma ve Yasal Düzenlemeler
 
Beşinci Bölüm: Sosyalizm ve Enerji

Yorumlar

Özel sektör 3, 5'ten 1600'e doğru

1 Nisan 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2568

Yazı, daha çok içine yerleştiği "Bilim-Teknoloji" bölümüne dönük yönleriyle öne çıksa da, ekonomiden ve "piyasa"dan da bilgiler veriyor. Bu noktada, özellikle HES'ler konusunda bir "vurgu eksikliği" var sanırım.

İlk yatırımın boyutları, primitif akümalasyonun/ilkel birikimin büyüklüğü gereği, özel sektörün değil de kamunun elini attığı bu alanda da, diğer pek çok alanda olduğu gibi bir "dönüşüm", daha doğrusu kamu varlıklarının satışı/özelleştirmesi söz konusu. Henüz, Atatürk Barajı boyutunda değil elbette ama örneğin geçtiğimiz ay 19 portföye ayrılan 52 barajın özelleştirilmesi için teklifler alındı, tam 613 teklif geldi. Şimdi bire bir görüşüyorlar, Nisan sonunda satışı tamamlayacaklar. Ardından yine 9 portföy daha oluşturdular, ilk üç portföyde termik santraller, kalan 6'sında HES'ler var. Kızılırmak ve Sakarya üzerinde bulunanlardan Ceyhan ve Fırat'taki bazı HES'lere... onları da satıyorlar. Tabii üretimdeki satışların daha büyüğü elektrik dağıtım özelleştirmelerinin sona ermesiyle gelecek. 2010'da dağıtımı bitireceğiz diyorlar, yani "üretim satış patlaması" 2011'de! HES'lerde genelde 49 yıllığına lisans devri söz konusu, termik santrallarde ise varlık satışı. 

Asıl, özelleştirmeler dışında, Bakanlığa iletilen ve bir bölümü yapımına başlanan 1600 projenin büyük bölümü de özel sektöre ait.(Bu 1600 projenin 750 kadarı Doğu Karadeniz'de. Bu arada DSİ'nin projelendirdiklerini de sonra yine satacaklar tabii ki!). Alman, Norveçli, Kanadalı şirketler bir yanda, onların ortağı konumunda ya da bağımsız olarak Çalık, Sabancı, Doğan, Doğuş, Ciner, Anadolu, Ağaoğlu, Sanko vb. neredeyse bütün büyük sermaye kuruluşlarının "enerji grupları" diğer yanda. Hedef, yüzde 30'u kullanılan akarsu potansiyelini 2023'te yüzde 100'e çıkarmak!  Yani, akarsuları, öyle böyle değil, harbiden ve bütünüyle satıyorlar...

Bir yandan da, satışlar daha kârlı olsun diye ilgili yasayı (Yenilenebilir Enerji Kanunu - YEK) yeniden düzenliyorlar. 10 yıllığına alım garantisi getirecekler, memleketi garantili yiyecekler!

Şimdilik florası zengin birkaç vadide ve içme/tarımsal sulama kullanımından yoksun kalacak birkaç beldede küçük ve orta çaplı çevreci direnişler var. Bir de açılan davalar. Hepsi o kadar!

yenilenebilir enerji yasası

1 Nisan 2010, yazan dalkan,
Yorum no: 2573

 Ali Mert’e öncelikle konuya değindiği ve tartışmayı açtığı için teşekkür ederim. Bu yazıda daha çok yenilenebilir enerji potansiyelinin, Türkiye enerji üretimi için yeterli olup olamayacağını incelemiş ve yenilenebilir enerji yasasının tartışmasıyla birlikte kapitalizmin yol açtığı çevre yağmasını incelemeyi sonraya bırakmıştım.

Ülkemizde ve Doğu Karadeniz Bölgesi Hidroelektrik Enerji Potansiyeli adlı makaleyi incelediğinizde zaten göreceksiniz ki ortada çeşitli gariplikler var. Yazarı olan profesörün başlıkta yaptığı Türkçe hatasını ve genel anlamda makalenin çok kötü oluşunu bir kenara bırakırsak eğer görüyoruz ki; devlet 292 hidroelektrik santrali (HES) yapmayı planlarken, özel sektör 1195 adet yapmayı planlıyor. Yani özel sektör bu işe giriyor hem de az buz değil. Öte yandan bu 1195 HES’in toplam gücünün devletin yapmayı planladığı 292 HES’ten daha düşük olması sanırım özel sektörün bu işe sadece küçük, genelde barajsız HES’ler ile girdiğini gösteriyor. Kanımca buradaki en önemli amaç yasadan faydalanıp, çok da para harcamadan akarsuyun kullanım hakkını satın almak. Özelleştirmeleri, yap işlet devret'i filan açıklamaya gerek bile yok sanırım.

Yeterli denetimin olmadığı ve enerji sektörünün kapitalizmin ellerine bırakıldığı yerlerde yenilenebilir enerjinin çok da çevreci olabildiğini söylemek mümkün değil. Aynı zamanda ekonomik de olmayacaktır. Yenilenebilir enerji yasasıyla birlikte nasıl çevre dostu görünen çevre katillerinin bizi soyacaklarını ayrıntılı olarak önümüzdeki günlerde açıklamaya çalışacağım ama şimdilik Ali Mert'e ön açıklaması için teşekkür etmekle yetineceğim...

 

 

AdaptiveThemes