Skip to content

Devrimci Sendikal Dayanışma'dan KESK eleştirisi

12 Mayıs 2010, ekleyen Hasan Duru

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) çizgisindeki Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) grubunun Türkiye Yürütmesi, sendika konfederasyonlarının 1 Mayıs'tan sonra yaptığı açıklama hakkındaki değerlendirmelerini paylaşmış.

10 Mayıs'ta Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK tarafından yapılan ortak açıklamada, 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'nda Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun TEKEL işçileri tarafından konuşturulmaması hakkında şunlar söylenmişti:

"Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir. " (Kaynak)

DSD Türkiye Yürütmesi'nin bu açıklama hakkındaki değerlendirmesinde, asıl olarak, Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) çizgisindeki "Eşitlikçi Özgürlükçü Devrimci Sendikal Dayanışma" grubunun ağırlık sahibi olduğu KESK yönetiminin eleştirisi yapılmış: 

İŞÇİ SINIFINA KARŞI BÜROKRATİK BİRLİK!..
Sınıflar mücadelesinin yükseldiği, krizin yarattığı çelişkilere karşı toplumsal muhalefetin geliştiği bir dönemdeyiz. Dönemin temel görevi gerek siyasal gerekse sendikal zeminlerden doğru sistemin krizini sisteme karşı mücadeleyle derinleştirme sınıflar mücadelesini siyasal ve sendikal düzlemde büyütmek olarak belirginleşiyor.
 
Peki, sınıf örgütleri, sendikalar –elbette ki yöneticilerinden söz ediyoruz- ne yapıyor? Çok öteye gitmeye gerek yok. Tekel işçileri direnişi gibi tarihsel dönemde elbirliği ile mücadele ivmesini zayıflatmaya, bilinçli zamanlamalarla eylemlerin etkisizleşmesine, Başbakanın 28 Şubat tehdidine karşı 27 Şubatta biten eylem takvimlerine imza atıyor. Sınıfın acil grev istediği bir evrede 3 ay sonrasına, 26 Mayıs'a çağrı yaparak ipe un seriyor. Tekel işçilerini çaresizliğe iterek evlerine göndermeye çalışıyor.   
 
Yıllardır kararlı bir şekilde sürdürülen mücadeleler sonucu - Tekel direnişinin sistemi tehdit eden direnişinin de etkisiyle - 1 Mayısta Taksim alanı açılıyor. Bazı bürokratik sendikal kadrolar bunu hemen kendilerine mal ederek zafer çığlıklarını iktidarla paylaşma telaşına sürüklenirken aynı Tekel işçileri Taksim alanında da yerini alıyor. 1 Nisanda Ankara polisiyle danışıklı kendi sendikalarının yanına dahi sokulmayan, yerellerde AKP'li bakanların neredeyse kâbusu haline gelen işçiler güvencesizlik başta olmak üzere sınıfın temel sorunlarını alana taşıyor, tüm toplumun vicdanı olduklarını bu alanda da kanıtlıyorlardı. Kürsü konuşmalarında, işçilere sırtını dönen Kumlu'lar söz kullanırken Tekel işçileri de sendikal bürokrasiye karşı tavırlarını ifade ediyor, "sizin burada ne işiniz var" diyen Kumlu'ya "asıl sizin ne işiniz var" diyerek tam da 1 Mayısın ruhuna uygun tavır alarak tepkilerini fiili duruma dönüştürüyorlar.
 
Şiddet ve şiddete başvurma hali şüphesiz eleştirilebilir. Ama bunu eleştirenler bu kavganın sınıf kavgası, politik bir sınıf savaşı olduğunu, sermayenin işçi sınıfı önüne aracılarla, sınıfa yabancılaşmış, temel misyonu sınıfı kontrolde tutan sendika ağaları şeklinde çıktığı asla unutulmamalıdır. Bu anlayışın adını ve işlevini en iyi KESK'liler bilir. Tüm açıklamalarında üzüntü belirtmek dışında söz kullanmayan sendika yöneticilerini bu eylemden 10 gün geçtikten sonra bir araya gelerek işçileri kınayan bir açıklamaya imza atmaları en hafif deyimiyle sınıfa karşı bürokratik birlik çabasıdır. Bu yaklaşımın temel gerekçesi de sınıftan korkmak ve mevcut iktidarlarını kaybetme kaygısıdır.
 
Sendikal bürokrasinin mücadele eden işçi sınıfını kınama hakkı olamaz. Hele bunu devlet ağzıyla yapmak egemenlerin yapamadıklarını yapmak, 1 Mayısa gölge düşürmek anlamına gelir. Şayet bu yöneticiler tutarlı olacaklarsa 78 gün boyunca Türk – İş genel merkezinin aynı işçiler tarafından işgalini ve direniş esnasında sıklıkla kullandıkları inisiyatifi de kınamalıydılar. Bu yöneticiler ya Tekel direnişini sahiplenerek sınıfa önderlik yapacak, sınıfın önünde barikat olmaktan vazgeçecekler ya da sınıfın öfkesini sürekli enselerinde hissedeceklerdir.
 
Böylesi bir kınama zamanlama itibarıyla 26 Mayıs eyleminin arifesinde yaşanmaktadır. Belli ki bürokratik pazarlıkların yansımasıdır. KESK'i yönetenlerin tarihimizde olmayan davranışlara, birlikteliklere imza atması affedilemez bir hatadır. Tekel işçilerinin son derece geri (milliyetçi, muhafazakâr) bir noktadan sınıf mücadelesinin devrimci dönüşümüyle ileri bir noktaya yöneldiği, bu durumun tüm emekçilerde heyecan ve umut yarattığı bir dönemde çubuğu geriye büken, ilkesiz birlikteliklerle sınıfın kafasını karıştıran, öz güven eksikliği yaşayarak sınıfsal zeminde sendikal önderlik görevini yerine getirmeyen mevcut KESK yönetimi bir kez daha zan altındadır. (Kaynak)
 

 

 

AdaptiveThemes