Skip to content

DAVE HILL: Taş devri seksine dönüş

2 Mayıs 2010, ekleyen safuska

Medyadan gözlemlediğimiz kadarıyla kadınlar ile erkeklerin bazı düşünce, tutum ve davranışlarındaki farklılıkları açıklama çabası arttıkça Evrimci Psikolojinin popülaritesi de gün geçtikçe artıyor. Mars-Venüs metaforuyla temsil edilen cinsiyet savaşlarının mı Evrimci Psikolojist açıklamalara ivme kazandırdığının yoksa Evrimci Psikolojinin mi medyadaki bu savaşı körüklediğinin izini sürmek için artık çok geç. Yine de şurası kesin: ortada bir anlama çabasından çok bir açıklama bulma düşkünlüğü var. Benzer bir sürecin, son “bilimsel” gelişmelerin gerisinde kalmanın Marksistliğe yakışmadığını düşünenlere de sirayet ettiği görülüyor. Neyse ki durumumuz, en azından son günlerde tüm toplumu dehşete düşüren cinsel istismar ve tecavüz vakalarını Evrimci Psikolojist ve Sosyobiyolojist önermelerle açıklama raddesine varılmadığı için, hâlâ umut verici sayılabilir. Ancak Amerika ve İngiltere, lüzumsuz her konuda olduğu gibi, yine bu konuda da bizi geride bırakarak tecavüzün bile gen yayma saçmalığıyla açıklanmasına tanıklık etmiş. Bunu, geçenlerde Observer’ın sitesinde tesadüfen denk geldiğim bir yazı sayesinde öğrendim ve Evrimci Psikolojinin gericilikte nasıl ölçüsüzleşebildiğini gözler önüne sermesi bakımından aydınlatıcı olacağı düşüncesiyle Türkçe’ye çevirdim. Yazının yayınlandığı sitede yazar hakkında bilgi bulamadım ancak google araştırmalarımdan, kendisinin Guardian’da yazan bir gazeteci ve yazar olduğu kısıtlı bilgisine ulaşabildim. Yani alanın uzmanı değil. Bu sayede ve bu nedenle, yazarın bu iddiasız ancak eleştirel yazısı, ortalama bir sağduyu ve toplumsal sorumluluk bilincine sahip bir insanın “bilimsellik” kılığına bürünmüş gericilik karşısındaki isyanı olarak da okunabilir.  
 
DAVE HILL: Taş Devri Seksine Dönüş
 
ABD’de gürültü kopartan yeni bir kitaba göre tecavüz “doğal bir eylem”miş. Kitabın yazarları Darwin’i uçlara götüren bir grup Evrimci Psikolog. Yazarlar eleştirmenler tarafından “bilimsel porno” pazarlamakla ve cinselliği “Çakmaktaşçı” yaklaşımla ele almakla suçlanıyor. Fakat etkileri de hızla artıyor, diyor Dave Hill.
 
Bilimin “yeni yıldızı” Evrimci Psikoloji ile ilk karşılaşmam, 1998 yılının ilk gününde Broadcasting House’taki Radyo 4’te oldu. Bir hayli pişman edici bir deneyimdi. Her ne kadar gelecek yıllarda kadınlar ve erkekler açısından hayatın muhtemelen nasıl değişeceğini kestirme oyunu oynamaktan memnun olsam da çok zor bir duruma düşmüştüm. Üç panelist arkadaşım da akademisyendi: Londra Üniversitesi Queen Mary's and Westfield College’de İngilizce ve Drama Profesörü Lisa Jardine, Londra Üniversitesi Modern İngiliz Edebiyatı Profesörü Lord Northcliffe ve mikrofon başında tam karşımda oturan Londra İktisat Okulu (LSE) Doğal ve Toplumsal Bilimler Felsefesi Merkezi Eş-Müdürü Doktor Helena Cronin. Orada bulunmanın tek nedeni “Erkeklerin Geleceği” isimli kısacık – çok kısacık – bir kitap yazmış olmamdı. Ve bunu Tony Parsons bu işi yapmak istemediği için yapmıştım.
 
Gösteriyi sağ salim atlatmıştım. Fakat bittiğinde panelistlerden Cronin benden açıklama istedi. Kibarca fakat kesin bir tonla kendi kendimi mağlup ettiğimi söyledi. Kitabımın temel argümanı işgücü piyasasındaki değişimlerin, kadınların eşitlik mücadelelerinin ve erkekliğe (maskülenliğe) karşı süregiden meydan okumaların her iki cinsin ortak bir zemini paylaşmasını hem olası hem de arzu edilir kıldığıydı. Doktor ise bunun ciddi bir hata olduğu konusunda beni temin etti. Erkeklerin ve kadınların doğalarının özünde farklı olduğunu bilmiyor muydum? Örneğin, zamanın karanlıklarına kadar gidildiğinde erkek ve kadının, kendileri ve yavrularının hayatta kalabilmeleri için evrimsel süreçte farklı “üreme stratejileri” geliştirdiklerini bilmiyor muydum?
 
Birkaç gün sonra bir başka konferans programıyla ilgili bilgi geçti elime – “Darwin@LSE” – beraberinde de bir mektup. Cronin mektubunda kendisinin heyecan verici bilgi alanı ile tanıştığımda her iki cinsi değerlendirirken, iki cinsin farklı olduğunu ve ihtiyaçlarını da buna göre karşıladıklarını kabul etmenin [benimsenecek] en iyi bakış açısı olduğunu anlayacağımı belirtiyordu.
 
Bu, yüzyıllar boyunca halkın bilincine nüfuz etme yolundaki insan motivasyonunun her daim mevcut felsefesiymiş gibi görünen şeyin İngiltere’deki en kararlı savunucusunun doğrudan doğruya ağzından çıkmış temel savdı. Evrimci psikoloji – kısaca EP – yalnızca akademinin bir ürünü değildir. Kendisi başlı başına evrime ait bir fenomendir. Topu topu 20 yıldır ayrı ve adı konmuş bir disiplin olarak var olmasına karşın bazen dünyayı ele geçirmiş gibi durmaktadır. Başlangıcında, Charles Darwin tarafından kurulan evrimci biyoloji ile zihni, bilgisayar, hatta daha bayağı İsviçre çakısı gibi uzmanlaşmış işlevlerin “modüler” bir yapısı olarak kavramsallaştıran bilişsel psikolojinin melez bir bileşimi olarak ortaya çıktı. EP’nin savunucuları Darwin’in “doğal seleksiyon” kuramından yararlanarak nasıl ki göz, burun ve ayak parmakları fiziksel gereklerin üstesinden gelecek şekilde tasarlanmış (biçimlenmiş) ise zihnin de zihinsel gereklerin üstesinden gelecek şekilde tasarlanmış (biçimlenmiş) olduğu çıkarımını yaptılar. Darwinci terimin uygulama alanını genişleterek zihnin kapasitelerinin de “adapte olduğu”, yani milyonlarca yıl öncesinde çevrenin koyduğu zorlukları karşılamak üzere geliştiği sonucuna vardılar.  
 
İşte sıkıntı da burada başladı. Evrimci Psikologlar insan davranışının, mevcut toplumsal koşulları arka plana alan bir atıfla değil de Taş Devrinde meydana gelen süreçlere başvurarak en iyi şekilde anlaşılabileceği sonucuna vardılar: cinsler arasındaki farklılıklarla, daha doğrusu seks yapmakla ilk elden bağlantılı süreçlere başvurarak. EP’nin aksiyomu insanın en temel iç güdüsünün üreme olduğu ve erkekler ile kadınların bunu önemli ölçüde farklı yollardan hallettiğidir. Eninde sonunda bizim uzak atalarımızın birbirinden ayrı ihtiyaçları vardı: tehlikeli koşullar altında çocuk taşıyan ve doğuran kadınların çıkarı, sağlam, sağlıklı ve mamutlarla dövüşmek ve belki de onları pişirmek için yanlarında durabilecek eş seçmekte yatarken, buna karşılık erkekler, kısmen bedelini gebelikle ödemedikleri kısmen de birincil görevleri olan genlerini yaymayı yerine getirmenin en etkili yolu olduğu için çok eşlilikten kazanç sağlayacaklardı.
 
Tüm bunların cinsiyet ilişkileri meselelerinde geri kalan herkese getirisi nedir? Çoğu durumda tam bir can sıkıntısı. Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji’nde Psikoloji ve Cinsiyet Çalışmaları Profesörü olan sosyalist feminist Lynne Segal, “Neden Feminizm?” (Why Feminism?) adlı son kitabında uzunca bir bölümü “Darwin’e Dönüş”e ayırmış. Segal “benim için çok az şey, … gerek hâkim eğilimdeki medya tartışmalarında gerekse toplum ve biyoloji bilimlerinin en güçlü kollarında Darwinci fundamentalizmin yeniden doğuşundan daha üzüntü verici oldu” diyor. Ve Segal şu konuda net: “[bu yeniden doğuşun] hedefi, yalnızca, cinsiyete dair düşünce ve uygulamalardaki potansiyel olarak sınırsız kaymaları kavramsal bir çerçeve içine almak değil. Yakın zamana kadar kültürel olarak anlaşılan şeylerin çoğunun biyoloji bilimlerinin sözde daha katı otoritesine iadesi.”
 
Başka bir deyişle, hülyalı cinsiyet çalışmalarınızı unutun: neo-Darwinistler bizi temellere geri götürüyor.
 
Bu arada ciddi Darwinci biyologlar da yeterince sıkılmış durumdalar. Open University’de Biyoloji Profesörü Steven Rose, “her şeyden önce zihnin yapısının modüler olduğunu kabul edecek çok az biyolog vardır” şeklinde yakınıyor. Rose Evrimci Psikologları “sonu gelmeyecek spekülasyonlar”a dayanarak insanın geçmişine “Çakmaktaşı bakış açısıyla” bakmakla suçluyor ve onları bir çeşit kronik at gözlüğüyle görme [bozukluğunun] pençesine düşmüş olarak görüyor: “her türden yerel ve toplumsal etkenler, üzerinde çalıştıkları faaliyeti rahatlıkla açıklayabilecekken her şeye el yordamıyla adaptasyoncu bir açıklama bulmakta ısrar etmek”. EP’nin bazı bulgularına, diğer türler üzerindeki çalışmalardan alınan [bulgulara dayanılarak] tahmin yoluyla ulaşılıyor. Rose “bilimsel pornografi yazan bu şüpheli hayvan davranışçıları”nı özellikle yeriyor.
 
Bununla birlikte bu türden muhaliflerin sesi akademi dışında çok az duyuluyor. Aksine EP nutukçularınınki ise hep karşınızda. Gazeteye baktığınızda, bir kitapçıya gittiğinizde, radyo veya televizyonu açtığınızda bir erkek ve bir kadın arasındaki etkileşimin her yönüyle yalnızca binlerce yıl önce meydana gelmiş gen-biçimlendirici olaylarla açıklanabildiği bir yorumla karşılaşmanız olası. Pek üretken yazar ve yayıncılar, sadakatsizlikten çocuk öldürmeye, cazibeye kapılmaktan insan öldürmeye, kıskançlıktan kişisel bakıma kadar her şeyin sırrını ve heteroseksüel eş bulma oyunundaki her hareketi çözdüklerini ilan eden Evrimci Psikologların iddialarını [sahipleniyorlar]. EP’ci görüşlerin yayılmasını destekleyen televizyon programları yapılıyor, örneğin Kanal 4’te yayınlanan “Erkekler Neden Ütü Yapmaz”. Kadınların uzun boylu erkekleri tercih ettiğini çünkü yüksekliğin (uzun boyun) daha üstün “kaynakları” simgelediğini gösteren Liverpool Üniversitesi’nde yapılmış yeni bir EP araştırması, Radyo 5’teki canlı yayında Nicky Campbell ve konuklarına sabahtan öğlene dek yetecek kadar espri malzemesi vermişti.
 
Evrimci Psikoloji medyanın “cinsiyet savaşları” takıntısına entelektüel geçerlilik görüntüsü altında ivme kazandırıyor. Basın EP’ci beyanat yığını ile dolu. Geçtiğimiz günlerde bir Pazar gazetesi EP’ci görüşlerle izahat getirilen en az üç yazıya yer vermiş. Bunlardan bir tanesi, genç kadınlarla seks yapma kılavuzunun yazarı 59 yaşındaki Amerikalı Don Steele’e aitti. Yazar “erkeklerin doğurgan kadınlara ilgi duyduğunu ve kadınlar ne kadar doğurgan ise ilgilerinin o ölçüde arttığının” EP tarafından kanıtladığını anlatmış. Kendisi, şu anki – üçüncü– karısına tutulmuş çünkü “yeryüzündeki en hoş popoya” [1] sahipmiş. Yine Express, Daily Mail, Independent On Sunday, Times Higher Educational Supplement ve New Scientist’ten öğrendiğimize göre –sadece beşini sayabiliyorum – tüm dünyada erkekler açısından kadının doğurganlığının temel göstergesi kadının basen ölçüsü ile bel ölçüsü arasındaki oranmış. Eğer bu oran 0.7 ise ideal kabul ediliyormuş. Bunu nerden mi biliyoruz? Çünkü Teksas Üniversitesi’nden bir evrimci psikolog araştırma yapmış.
 
EP  hâkim eğilimler içinde kontrolsüz bir hızla ilerliyor. Gördüğünüz üzere her şey üremeyle ilgili. En fazla parlatılan Evrimci Psikologlardan birisi de Michigan Üniversitesi Psikoloji Profesörü David Buss. “Arzunun Evrimi: İnsan Eşleşmesinde Stratejiler” (Evolution of Desire: Strategies for Human Mating) adlı kitabında, erkeklerin daha çok rastgele sekse, kadınların ise bağlanmaya önem vererek oyunu her yerde farklı biçimlerde oynadıklarını göstermek üzere 37 farklı kültürden topladığı delilleri kullanmış. Elbette ki bu bulgular ancak evrimsel yönden açıklanabilirdi; bu türden ayrımların kültürel – dolayısıyla değişebilir – açıklamaları olduğu görüşünü savunan sosyal bilimcilerin ve sosyal psikologların kuramları çürütülerek. “Elimizdekiler bunun aksini gösteriyor” demiş Buss. Yeni horozlara yer açın.
 
Gerek doğal gerek sosyal bilimlerin bakış açısıyla Evrimci Psikolojiyi eleştiren makalelerin Steven Rose ve sosyal bilimci Hilary Rose tarafından ortak olarak derlendiği bir kitap yayınlanıyor Temmuzda: “Vah Zavallı Darwin” (Alas, Poor Darwin). Okuması ilginç olacak. Peki ama Mayıs ayı için planlanan EP kitapları furyasıyla aynı ilgiyi görecek mi? Buss’ın “Kıskançlık: Tehlikeli Tutku” (Jealousy: The Dangerous Passion) adlı yeni bir çalışması var. Ve Londra University College’dan Amerikalı Evrimci Psikolog Geoffrey Miller “Eş Seçen Akıl” (Mating Mind) adlı kitabı. Miller, kitabının ilk bölümünde “bazı eleştirmenler evrimci psikolojinin çok ileri gittiğini ve her şeyi açıklamaya giriştiğini düşünüyorlar. Bence yeteri kadar ileri gitmiyor” diyor. “Çok eşlilik – seks, seks, seks! – de geliyor;  Sheffield Üniversitesi’nden Tim Birkhead kadınların da “eşleşme stratejilerinin” bir parçası olarak, her ne kadar bunu erkeklerden çok farklı şekilde gerçekleştirseler de, çok eşli olabileceklerini EP’ci konumla açıklıyor.
 
Fakat tüm bunlardan önce, tecavüzü ele alan bir EP kitabının yol açtığı ufak bir sorun var: Randy Thornhill ve Craig T. Palmer adlı Amerikalı akademisyenlerden “Tecavüzün Doğal Tarihi” (A Natural History of Rape) adlı kitap.
 
Kitabın ABD’de yarattığı tartışmalar vesilesiyle hiç gecikmeksizin fırsattan yararlanıldı. Yazarların tezi, tecavüzün, feminizm-inşalı ortodoks algılanışının yanlış olduğuydu. Thornhill ve Palmer’a göre tecavüz esasında (özünde) kadın düşmanı bir şiddet eylemi değil, tohumlarını ekmek için amansız bir istek duyan erkekler tarafından icra edilen evrimleşmiş bir “eşleşme stratejisinin” çaresiz bir örneğidir. “Tecavüz”, diyor yazarlar The Sciences adlı Amerikan dergisinde, “insanın evrimsel mirasının bir ürünü olan doğal ve biyolojik bir fenomen olarak görülmelidir.”
 
Bundan ne anlamamız gerekiyor? Thornhill tecavüz tezini yıllardır fazla dikkat çekmeden pazarlamaktaydı. Uygun ortamı şimdi yakaladı. O ve Palmer tecavüzü “doğal” ilan ederek meşrulaştırdıkları yönündeki suçlamaların önüne geçmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalmışlardı. Aksine, diye itiraz ediyorlar, tecavüzü doğru bir şekilde teşhis edebilmek ve en etkili şekilde önleyebilmek için bilimi uyguladıklarını ileri sürüyorlar; tecavüzün savunucusu olmadıkları gibi kadınların mutluluğunu gönülden destekliyorlar.
 
Bu strateji bazılarının midesini bulandıracaktır. Fakat sadece bir Halkla İlişkiler operasyonundan ibaret olmayabilir. EP’nin yükselişindeki tuhaf unsurlardan birisi de kendisini feminizmle uzlaştırmaya çalışması olmuştu. Evrimci kuramın son popüler cisimleşmesi Richard Dawkins ve kitabı “Gen Bencildir”de meydana gelmişti. Olumsuz tepkiler netti: özcü, gerici ve anti-feminist idi. Bununla birlikte Birmingham Üniversitesi sosyal psikoloji öğretim görevlisi Christine Griffin, EP’nin yeniden konumlandırılmasına ve yeniden doğuşuna dikkat çekiyor. Bundan birkaç yıl öncesinde LSE’den – Helena Cronin’in yurdu – bir Evrimci Psikolog konusunun yanlış anlaşıldığını bildirmişti. Söz konusu olan kadınların aleyhine biyolojik determinizmin savunuculuğunu yapmak değildi. Konusu, aslında feminizme dosttu.
 
Şu anda daha cesaretli açılımlar yapılıyor. Cronin, Hükümetin sevgilisi cinsiyet-bilinçli bir think-tank olan Demos’un yayınlarına katkıda bulunuyor. Ve 8 Mart’ta Demos “Evrimleşmiş bir Feminizm mi?” (An Evolved Feminism?) başlığı altında bir LSE konferansına ev sahipliği yapıyor. Konuşmacılar arasında Cronin ve Segal de yer alacak. Ateşli fikir alışverişlerinin olacağı kesin görünüyor, EP’nin sadece gerici ve gereğinden fazla popülerleştirilmiş değil aynı zamanda bir sahte bilim olduğu yönündeki önerme bunlardan yalnızca bir tanesi.
 
Çeşitli sorular sorulabilir. İnsan zihnini, onun nasıl çalıştığı hakkında evrensel teoriler inşa etmeye yetecek ölçüde gerçekten bilen bir kişi var mı? Genleri gerçekten anlayan kimse var mı? Milattan milyonlarca yıl önce Afrika savanlarındaki atalarımız için neyin nasıl olduğunu bir kişi biliyor mu? Kuramı bir parça somut delillerle örtüştürebilecek kimse var mı? Ve Evrimci Psikolojinin yarattığı onca gürültü patırtı ve tartışmanın altında neredeyse hiçbir şey olmaması ihtimali var mı?
 
Kaynak: The Observer, 27 Şubat 2000
 
http://www.guardian.co.uk/theobserver/2000/feb/27/darwinbicentenary
 
(İngilizce’den çeviren Şafak İdil Ekmen)
 

[1] Çeviride, orijinal metindeki argo ifadelere yer verilmedi.

  

 

 

AdaptiveThemes