Skip to content

Coca Cola, hamburger, kot ve Hollywood mu?

26 Eylül 2009, ekleyen cansu fırıncı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanarak Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre Kültür Bakanlığı’na bağlı Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğu ile Devlet Halk Ozanları Topluluğu müdürlüklerinin kaldırılmasına karar verildi.
 
Kararın Onaylandığı günlerde Kültür Bakanı Ertuğrul Günay UNESCO’nun Karagöz’ün Türk mirası olduğunu onaylaması üzerine şu açıklamayı yaptı:
 
 “Yakın coğrafyamızda benzer sahne gösterilerini kullanan başka toplumların da bu konuda gayretleri vardı. Ama artık Karagöz ve Hacivat’ın öz be öz Anadolu Türk geleneğinin bir motifi, güzelliği, simgesi olduğu ortaya çıktı.” açıklamasını yapmıştı.
 
 Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!
 
Konu haberveriyorum.net okurlarının da anımsayacağı üzre sitede de gündeme taşınmıştı. 
Kavuklu Dergisi'nin 4. sayısında yayımlanan yazımı, "cuk oturduğu"nu düşünerek bir de buradan paylaşıyorum...
 
Coca Cola, hamburger, kot ve Hollywood mu?
 
Ortaoyunu’nun ne zaman ve nerede çıktığı tartışmalarından ziyade, yapısal özelliklerine ve bugüne sunduğu olanaklara bakmakta fayda var. Ayrıca sonda söyleyeceğimizi başta söylersek; Türkiye’nin devrimcileri, aydınları, ilerici sanat adamları nasıl türküden ve Ruhi Su’dan vazgeçemezlerse, Ortaoyunu’ndan ve Hamdi’den, Dümbüllü’den de öylece vazgeçemezler. Çünkü bir ülkenin devrimci sanatçısının ve sanatının en büyük beslenme kaynağı şüphesiz bir şekilde halk kültürüdür.
 
Bugün Ortaoyunu’nu Fetullahçılar, Karagöz’ü dinciler, Meddah’ı tarikatçılar temsil ediyorsa bu, seyirlik sanatlarımız onlara ait olduğu için değil, bizler bu alanı onlara, hem de tamamıyla terk ettiğimiz içindir.
 
ASTDASTAHOT sürecinde gerek yerleşik sahnesinde, gerekse kasaba kasaba, köy köy dolaşarak Ortaoyunu sahneleyen büyük usta Erkan Yücel Fetullahçı, gerici ya da tarikatçı mıydı? Vatandaş Oyunu ile tanıdığımız Genç Oyuncular? Savaş Yurttaş’ın Sanat Yönetmenliği’ni yaptığı Ekin Tiyatrosu’nun kuruluş bildirgesinde, Ortaoyunu, Meddah ve Karagöz’den beslenen çağdaş bir tiyatro erek gösterilmemiş miydi?
 
Halkın bin yılların içinden süzerek oluşturduğu bilgeliği simgeleyen Pişekâr’ı, cahil, kaba, ayak takımı olarak nitelenen, halkın zekâsını ve mücadeleciliğini simgeleyen Kavuklu’yu bugün AKP’de somutlaşan zihniyet mi temsil ediyor, yoksa biz mi, devrimciler, aydınlar, ilerici sanat adamları mı?
 
Cumhuriyetle birlikte yönümüzü batıya döndüğümüz doğrudur. Bunun sayılamayacak kadar çok kazanımları da vardır. Mustafa Kemal’in önderliğindeki kadro, yönümüzü batıya çevirebilmek için önemli atılımlar gerçekleştirmiştir, örneğin Latin alfabesine geçiş gibi. Elbette bu kopuş ve yeniden kuruluş sürecinde sanatsal alanda da gözümüzü batıya dikmemizden daha doğal ne olabilirdi? Ancak bu süreçten Japonya, Çin gibi Asya ülkeleri de geçmemiş midir? Bugün rahatlıkla bir Japon sanatından, Çin sanatından bahsedebiliyoruz, Karagöz’ün Yunanistan tarafından neredeyse tescilinin alınacağından da…
 
Şiir’den örnek verecek olursak, dünyanın en büyük şairlerinden olan Nâzım Hikmet, şiirini kurarken batı şiirinden yararlandığı kadar, halk şiirinden ve hatta divan şiirinden de yararlanmadı mı? Yani öz kaynaklarımızdan?
 
Tüm bu söylenenler yeni değildir, Theodor Kasap’ından, Kunoş’una, Özdemir Nutku’suna kadar onlarca aydın ve sanatçımızın, sanatımızın batı ile buluşabilen Ortaoyunu’ndan, Karagöz Tekniği’nden, Meddah’tan geçtiğini söyleye söyleye dillerinde tüy bitmiştir. Haldun Taner’in ortaya koyduğu model de önümüzde durmaktadır.
 
Pertev Nail Boratav gibi dünyaca ünlü Halk Bilimcilerimizin bizlere bıraktığı kaynaklar, ortaoyunu üzerine gerek tiyatro adamlarımızın gerekse araştırmacı yazarlarımızın ortaya çıkarttığı bilgiler, yeniden değerlendirmek üzere, günümüzün tiyatro sanatçılarını beklemektedir.
 
Seyircinin hayal gücünü harekete geçirmek üzerine kurulu dekor anlayışı ile rüya gibi bilinçaltı unsurların kullanımı ile kostüm kullanımı, tipleme ve karakterleri ile çağdaş bir tiyatro birikimi gözümüzün önünde öylece duradurmaktadır.
 
Bizler bir olanak olarak seyirlik sanatlarımızı bırakalı çok oldu ama özellikle Ortaoyunu’nun baş komiği olan Kavuklu sinemamızda ve yazınımızda bizleri güldürmeye ve düşündürmeye devam etti. Sadri Alışık’ın Turist Ömer’i, Feridun Karakaya’nın Cilalı İbo’su, Aziz Nesin’in Zübük’ü, Kemal Sunal’ın İnek Şaban’ı, Rüştü Asyalı’nın Keloğlan'ı hep bir tarafında Kavuklu’yu taşıya geldi bizlere.
 
Haldun Taner’in büyük emeği olan Devekuşu Kabare’de Zeki Alaysa ile Metin Akpınar’ın Pişekâr ile Kavuklu’yu çağrıştırmadığını kim iddia edebilir? Münir Canar’ın Geçmiş Zaman Olur ki isimli Ortaoyunu Devlet Tiyatrosu’nda yedi sene kapalı gişe oynamadı mı, hem de tüm politik dokusuna rağmen? Ferhan Şensoy bugün evrensel bir boyuta ulaşmış olan tiyatrosunun kaynakları arasında Ortaoyunu’nu göstermiyor mu?
 
Kısa bir yazı ile Ortaoyunu’nun bizce kalıcı özelliklerini ve bugün nasıl yapılması gerektiğini anlatmaya kalkacak cesarette değilim. Ancak Evrensel ve ses getiren bir tiyatroya ulaşmak için, bugün gösterimde olan ve zevkle seyrettiğimiz pek çok oyunumuzun yanında Ortaoyunu’na, Meddaha ve Karagöz’e de muhtaç olduğumuzu söylemekten de alamıyorum kendimi.
 
Emperyalizm demek özellikle de Ortadoğu ve Balkanlar için büyük oranda kültür emperyalizmi demektir. Kendi yemek kültürünü, kendi içki kültürünü, kendi giyim kültürünü, kendi seyirlik sanatlarını kaybeden bir toplumun, kendisine yabancılaşmasından ve tepkisizleşmesinden doğal ne olabilir?
 
Eşitlik ve Özgürlük mücadelesinden taraf olan ilerici sanat adamları, kendi kültürünü yitirmekte olan halka kendisini yeniden hatırlatarak, devrimci bir çıkış için yeniden seyirlik sanatlarımıza eğilmeye ne dersiniz?

  

Yorumlar

Açıklamayı kim yapmıştı?

27 Eylül 2009, yazan turgut gemici,
Yorum no: 987

Cansu hanım yazı için teşekkürler ama girişteki açıklamadan yazının nereye "cuk oturduğu" anlaşılamıyor.

Sevgi ve saygılar,

T. Gemici

 

Haklısınız, "cuk" oturduğu

27 Eylül 2009, yazan cansu fırıncı,
Yorum no: 988

Haklısınız, "cuk" oturduğu yer anlaşılamıyordu çünkü teknik bir aksaklıktan dolayı açıklama yazısının üstten iki paragrafı okunamadı. Şimdi o aksaklığı giderdim, artık anlaşılabilir sanırım.

Cansu (Bey)

Kültür emperyalizmi?

27 Eylül 2009, yazan turgut gemici,
Yorum no: 990

Cansu Bey,

Düzeltme için teşekkürler.

Tiyatro ile çok fazla ilgili birisi değilim ne yazık ki ama solun kültür alanına dair biricik argümanı olan "kültür emperyalizmi" yaklaşımının eskidiğini düşünmemizin zamanı gelmedi mi sizce?

Biliyorsunuz coca-cola reklamları artık Amerikan yaşam tarzını değil, islami bir yaşam tarzını da propoganda edebiliyor, Ramazan ayında olduğu gibi. Emperyalizmin kültürel alana dair politikalarında oldukça temel değişimler gerçekleşeli epey oluyor. "Çok-kültürlülük" kavramsallaştırmasının, post-modern "siyasetin" ötekini yeniden keşfetmesinin böyle bir değişime karşılık geldiğini düşünüyorum.

Holywood'un da tek tip bir yaşam biçimini empoze etmeye çalıştığı yıllardan bu yana da epey zaman geçti.

Hamburgerin geriye çekilişinden bu yana da epey zaman geçti ama kot pantlon bu ülkede eskiden solcuları, komünistleri temsil etmez miydi?

Son olarak, emperyalizme karşı "kendi giyim kültürünü" bu toplum nasıl yeniden sahiplenebilir? Ya da solcular olarak artık ne giymeliyiz diye daha doğrudan bir soru yönelteyim.

Sevgi ve saygılar,

T. Gemici

Not: Tiyatro üzerine eksiğimi kapatmak için bilgilendirici yazılarınızı da merakla bekleyeceğim.

 

 

Sayın Gemici, Kültür

3 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1025

Sayın Gemici, Kültür Emperyalizmi kavramsallaştırmasının artık "eskidiğini" yani açıklayıcı olmadığını söylüyorsunuz, belki bu tarz "oturmuş jargonlar"dan gına getirmiş olabiliriz ancak kavramsal oynamaların günümüzde bizatihi emperyalist merkezler tarafından yapıldığını ya da onlara teşne siyasi odakların bunu sıkça denediğini gözden bir an olsu kaçırmamalıyız. Örneğin Sınıfsal Bakış yerine Emek Eksenli Siyaset tanımlaması gibi... Cuba'da sosyalizm yıkılırsa emin olun yapılacak ilk işlerden biri her yere birer Mc Donalds açmak olacaktır. Holywood ne kadar "değişse de" fimlerinin özellikle Asya-Ortadoğu ülkelerinde gişe rekoru kırması için inanılmaz büyüklükte yatırımlar yaptırmaya devam etmektedir ve sanatsal özü olan "özdeşleşme-arınma" anlayışı bir gıdım olsun değişmemiştir. Bununla da kalmamakta her ülkenin sinemasının Holywood'laşmasına zemin hazırlamaktadır. Kafaya geçirilen çuvalın hesabını bir kaç adamıyla Irak'ı Amerikalılara dar eden Polat Alemdarın* alması tesadüf değildir. Hamburgerin geriye çekildiği saptamanıza da ne yazık ki katılamayacağım, gençlere beslenme alışkanlıklarını soruverin derim. Cola'nın ramazan bayramlarında iftar sofralarıyla reklamının yapılması, islami yaşam tarzının propagandasını yapmaktan ziyade, emperyalizmin pek de dostça görülmediği "İslam" ülkelerinde imaj düzeltmesine yaramaktadır. Zira memleketin ramazan ayında pek de oruç güzellemesine ihtiyarcı yoktur. Solcular ne giymeli meselesine gelince, elbette Malbora içen solcuyu, Adidas giyen devrimciyi "gidinin dejeneresi" diye suçlayacak değiliz. Mesele bu kadar basit değil. Ben daha teorik bir meselenin tartışmasını yapıyorum. Emperyalizm döneminde halkların kültürlerinin giderek yok olduğu, yok olan kültürünün yerine onu düzene bağlayacak "yaşamın içinden" kimi dönüşümlerin sessiz sedasız gerçekleştirildiğini anlatmaya çabalıyorum. Solcular ne giyiyorlarsa onu giymeye devam edecekler elbette. Japonların "batılılara benzemek" için gözlerindeki çekiklikleri aldırdığı bir dünyada yaşıyoruz ve bunun bal gibi "kültür emperyalizmi" dediğimiz kavramla alakası var ve hala en açıklayıcı kavramımız da bu. Benim yazımla birlikte Erkin Özalp'in kavramlarla ilgili yazısı da okunursa, mesele daha da netleşir kanımca. Yazımı okuduğunuz ve benimle verimli bir tartışmanın kapısını açtığınız için teşekkür ederim.

Cansu

*Rambo'dan ne farkı var?

Sayın Fırıncı, "Kültür emperyalizmi

9 Ekim 2009, yazan turgut gemici,
Yorum no: 1069

Sayın Fırıncı,

"Kültür emperyalizmi" kavramına ve sizin bu kavrama dair eleştirime verdiğiniz yanıttan tatmin olmadığımı üzülerek belirtmek zorundayım. Yardıma Erkin Özalp'i de çağırsanız, Karl Marx'ı da çağırsanız kar etmeyecek gibi duruyor.

Eleştirimin temelinde "emperyalizm" kavramı değil "kültür emperyalizmi" kavramı bağlamında yazınızın başlığı ve son paragraflarınızdan birisi vardı:

"Emperyalizm demek özellikle de Ortadoğu ve Balkanlar için büyük oranda kültür emperyalizmi demektir. Kendi yemek kültürünü, kendi içki kültürünü, kendi giyim kültürünü, kendi seyirlik sanatlarını kaybeden bir toplumun, kendisine yabancılaşmasından ve tepkisizleşmesinden doğal ne olabilir?"

1. "Biliyorsunuz coca-cola reklamları artık Amerikan yaşam tarzını değil, islami bir yaşam tarzını da propoganda edebiliyor, Ramazan ayında olduğu gibi." eleştirime dair "Cola'nın ramazan bayramlarında iftar sofralarıyla reklamının yapılması, islami yaşam tarzının propagandasını yapmaktan ziyade, emperyalizmin pek de dostça görülmediği "İslam" ülkelerinde imaj düzeltmesine yaramaktadır." yanıtını vermişsiniz.

Peki, tamam, içki kültürümüze sahip çıkmak ile ilgili öneriniz nedir? Fubol oynayan ineklerden elde edilen Sütaş ayran mı yoksa Texas ortaklı "Yeni Rakı" mı içmeliyiz?
Diyelim ki ayran içtik, rakı içtik, sizin dediğiniz gibi "içki kültürümüze sahip" çıktık.

2. Peki, MacDonalds'ın "macturco" ürününü de yine ABD'nin bir imaj düzeltme çabası olarak mı görmeliyiz?
Yemek kültürümüz konusunda halkımız "macturco" zokasını yutmadı diyelim, Pınar'ın "kasap köfte", "akçaabat köfte" gibi bilimum yerek köftesini yesek, Knor çorbanın "analı kızlı", "tutmaç, "mahluta" gibi yerel çorbalarını içsek olur mu?

"Hamburgerin geriye çekildiği saptamanıza da ne yazık ki katılamayacağım, gençlere beslenme alışkanlıklarını soruverin derim." demişsiniz. Güzel! Ben de aynı soruyu size yöneltiyorum. Ülke gençliğinin MacDonalds'ın önünde kuyruk olmadığından eminim.

3. Holywood için "ne kadar "değişse de" fimlerinin özellikle Asya-Ortadoğu ülkelerinde gişe rekoru kırması için inanılmaz büyüklükte yatırımlar yaptırmaya devam etmektedir ve sanatsal özü olan "özdeşleşme-arınma" anlayışı bir gıdım olsun değişmemiştir." demişsiniz. Peki en bariz örnek James Bond'un son filmlerinden "Başka Gün Öl" için ne kadar yatırım yapıldığını ve bu filmin gişe hasılatı fiyaskosuna dair somut bir bilginiz var mıdır? Ya da "özdeşleşme-arınma" anlayışının bir gıdım geriletildiği son dönemlerden "devrimci" bir film örneği verebilir misiniz? Lütfen bu örnekler arasında Haneke'nin sapık filmi "Ölümcül Oyunlar" ya da Von Trier'in Yeşilçam melodramlarından beter "Karanlıkta Dans" filmi olmasın.

4. Bir de sürrealist bir örnek vermişsiniz: "Japonların "batılılara benzemek" için gözlerindeki çekiklikleri aldırdığı bir dünyada yaşıyoruz ve bunun bal gibi "kültür emperyalizmi" dediğimiz kavramla alakası var ve hala en açıklayıcı kavramımız da bu."

Birincisi konuyla ilgili elin(m)izde ki tek kavramın "kültür emperyalizm"i olduğuna dair bir şüphem yok. ABD'de insanlar Türk'lere ya da Kürt'lere benzemek için esmerleşseler, boylarını kısaltmaya çalışsalar, daha fazla kıllı hale gelseler bunu da ABD'nin imaj düzeltmesi olarak yorumlayacağımız kesin.
Evde Japon balığı besleyen, boş zamanlarında origami yapan, bonsai yetiştiren birisi için de Japon'yanın "kültür emperyalizm"ine maruz kalmış mı diyeceğiz? Eminim Japonya için "göz düzeltme"den çok daha iyi örnekler verilebilirdi.

5. Giyim kültürümüze sahip çıkmamızla ilgili ise bir ipucu vermemişsiniz.

6. Tiyatroya uzak olduğumu söylemiştim. Bu anlamda "devrimci bir çıkış için seyirlik sanatlarımıza eğilmek", karagöz hacivat ya da meddahları izlemek bana Haneke ya da Von Trier izlemek kadar ızdırap verici geliyor. Devrimci bir çıkış için benim durumumda olanların yapabileceği bir şeyler de olmalı.

7. Son olarak "Ben daha teorik bir meselenin tartışmasını yapıyorum." demişsiniz. Meselenin teorik olduğu kesin ama aynı şeyi yazınız ve yaklaşımınız konusunda söylemek gerçekten zor. Ama bu tür bir yaklaşımı barındıran bir yazınızı okumak harika olurdu.

8. Eleştirimi "okuduğunuz ve benimle verimli bir tartışmanın kapısını açtığınız için teşekkür ederim."

Turgut

Not: Bu arada biz "Cuba"ya buralarda Küba diyoruz. Eleştirime dair yanıtınızda ise eşitlik ve özgürlük mücadelesini geçtim haberveiyorum.net için bile çok fazla imla hatası var.

 

mevzu dağılmıŞ

9 Ekim 2009, yazan ziyafetçi,
Yorum no: 1074

siz daha iyi bilirsiniz erenleR. ama bana sorarsanız bu mevzu dağılmıŞ. cansU fırıncI kültür emperyalizmini anlatıyor, turguT gemicİ de yok böyle bir şey diyor galibA. ankaralI turguT'a sorsanız kültür emperyalizmi nedir diye, sevine sevine michaeL jacskoN'dan bir türkü okur bencE. alın işte ben de dağıttıM.

küreselleşme çağındayız,  emperyalizminizin ayarlarıyla çatır çutur oynayınıZ. 

meVzuyu toparLayalım hoCam

10 Ekim 2009, yazan turgut gemici,
Yorum no: 1077

"Kendi yemek kültürünü, kendi içki kültürünü, kendi giyim kültürünü, kendi seyirlik sanatlarını kaybeden bir toplumun, kendisine yabancılaşmasından ve tepkisizleşmesinden doğal ne olabilir?"

Merakımız yemek, içki, giyim kültürümüz ve seyirlik sanatlarımızla emperyalizm arasındaki "ilişki" ve bunları nasıl geri kazanabileceğimizle ilgili bir tartışmadır.

GeMici TuRgut

 

Sayın Gemici, yazıma ilk

10 Ekim 2009, yazan cansu fırıncı,
Yorum no: 1079

Sayın Gemici,

yazıma ilk eleştiriyi yazdığınızda amacınızın "üzüm yemek" olduğunu sanıp samimi cevaplar vermiştim. Şimdi verdiğim cevapları yeniden okudum bu vesileyle, acaba sizi kıracak ya da kızdıracak bir üslup mu kullanmışım diye, açıkçası böyle bir şey göremedim.

Neden böylesine agresifleştiğinizi anlayamadığımdan, bunu sizin anlık psikolojinize bağlıyorum.

Ben kişisel olarak Marks'ı da Erkin'i de "yardıma çağırabilirim" ve bundan da hiç ama hiç gocunmam.

Allah aşkınıza neden yardıma çağıracağımı anlayamadım ama. Sanki çok zor durumda kalmışım da, köşeye sıkışmışım da yardıma muhtaç kalmışım öyle mi?

Ben şöyle görürüm en fazla, Sayın Gemici önermelerime katılmıyor ve uzlaşamıyoruz. Hepsi bu kadar. Sorduğunuz soruları bu nedenle içtenlikle yanıtladım. Herkesi tek tek ikna etmek gibi bir zorunluluğum bulunmuyor.

Öyle şeyleri öyle bir üslupla yazmışsınız ki, ne desem bilemedim.

Teorik bir tartışma yapıyorsunuz ama yazınızdan pek de anlaşılmıyor diye kinaye yapıyorsunuz. Yazıyı hadi sizin üslubunuza yaklaşmaya çalışarak yazayım "adam" gibi ya da "gözünüzle" okumamışsınız ki anlayasanız. Ben devrimcileri, ilerici sanat adamlarımızı seyirlik sanatlarımızdan "yola çıkan" bir üretime çağırıyorum, siz meddah izlemekten sıkıldığınızı söylüyorsunuz. Demek ki sizin bu cümleden anladığınız, Meddah, Karagöz, ortaoyunu oynansın! Bir şeyden yola çıkarak yeni bir şey yapılmasını önermek var, bir de bir şeyin aynen yapılmasını önermek var.

Seyirlik sanatlarımızdan yola çıkıp model öneren örnekler var memlekette diyor bir dizi isim sayıyorum, siz ben meddah izlerken sıkılıyorum diyorsunuz. Şimdi mesleye teorik yaklaşmak bu mu oluyor?

Ben yemek kültürü, içki kültürü diyorum, giyim kültürü diyorum, sanki Malbora içmeyin Samsun için, Levis giymeyin Ay Yıldız giyin demişim gibi, meseleyi bu sığlıkla örneklemişim gibi, Sütaş Ayran mı içelim, Pınar Köfte mi yiyelim diyosunuz. Demek sizin yemek kültürünüz bu kadar, demek siz bu topraklardaki yemek kültürüyle bu kadar ilgilisiniz.

Sanki Coca-Cola'dan Mc Donald's'dan bahsedince Japonlar suşi yiyip, harakiri yapsınlar dedim sanıyorsunuz...

Her ne halse...

Üslubunuz nedeniyle, aslında çok zevk alabileceğimiz, karşılıklı olarak çok şey öğrenebileceğiniz bir tarzı tercih ederek, "verimli olabilececek bir tartışmanın kapısını kapadığınız için" müteşekkirim.

 

Cansu

Sayın Fırıncı, Bağışlayın

10 Ekim 2009, yazan turgut gemici,
Yorum no: 1080

Sayın Fırıncı,

Bağışlayın, şimdi tekrar okuyunca son yorumun gerçekten gereksiz bir sertlik içerdiğini kabul ediyorum. Pişmanım...

Baştan başlayabilir miyiz? Merhaba, ben Turgut.

Özürler, sevgiler, selamlar...

 

 

 

 

 

AdaptiveThemes