Skip to content

Bob Dylan alamamış, Herta Müller'e vermişler, Pamuk'a 2. kez vermemişler

8 Ekim 2009, ekleyen efer ve san tab...

Nobel Edebiyat Ödülü bu. Bazen Churchill gibi dış politikacıların anılarına verilir, bazen Pamuk gibi pazarlamacıların postmodern anlatılarına. Bazen de, çok nadir olarak, emperyalizm, dinamit ve savaş karşıtı onurlu yazarlar çıkar, reddeder bu ödülü.

Neyse, Nobel Edebiyat Ödülü'nü, Romanya asıllı Alman yazar Herta Müller kazanmış bu sene. Churchill kadar olmasın, adaylar arasında dışarıdan, Bob Dylan gibi bir isim de varmış. Şarkı sözlerinin ozanca olduğu düşünülmüş herhalde. Seneye de Nick Cave aday olabilir. Ya da Nobel jürisi, üç yıldır yaptığı büyük hatadan geri döner, Orhan Pamuk'a ödülü ikinci kez verir!

Müller'i ise duymamıştım daha önce, kitapları Türkçe'ye çevrildiyse, bu hafta çıkacak kitap eklerinin ilanlarında görürüz artık. 

Gazeteport'un Anadolu Ajansı kaynaklı haberinde, son yıllarda Nobel kazananların listesi ve "memleket nire hemşerim" bilgisi de var. Haber şöyle:

Müller, Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi

STOCKHOLM - İsveç Akademisi tarafından verilen Nobel Edebiyat ödülünü Romanyalı doğumlu Alman yazar Herta Müller kazandı.

Edebiyat dalında Nobel aday gösterilen Bob Dylan'sa ödülü alamadı.

Akademi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.

1960'dan bu yana Nobel Edebiyat Ödülünü kazananların tam listesi şöyle:

-2008: Jean-Marie Gustave Le Clezio, Fransız

-2007: Doris Lessing, İngiliz

-2006: Orhan Pamuk, Türk

-2005: Harold Pinter, İngiliz

-2004: Elfriede Jelinek, Avusturyalı

-2003: J.M. Coetzee, Güney Afrikalı

-2002: Imre Kertesz, Macar

-2001: V.S. Naipaul, Trinidad asıllı İngiliz

-2000: Gao Şingcien, Çin doğumlu Fransız

-1999: Günter Grass, Alman

-1998: Jose Saramago, Portekizli

-1997: Dario Fo, İtalyan

-1996: Wislawa Szymborska, Polonyalı

-1995: Seamus Heaney, İrlandalı

-1994: Kenzaburo Oe, Japon

-1993: Toni Morrison, Amerikalı

-1992: Derek Walcott, St. Lucia

-1991: Nadine Gordimer, Güney Afrikalı

-1990: Octavio Paz, Meksikalı

-1989: Camilo Jose Cela, İspanyol

-1988: Necip Mahfuz, Mısırlı

-1987: Joseph Brodsky, Rusya asıllı Amerikalı

-1986: Wole Soyinka, Nijeryalı

-1985: Claude Simon, Fransız

-1984: Jaroslav Seifert, Çekoslovakyalı

-1983: William Golding, İngiliz

-1982: Gabriel Garcia Marquez, Kolombiyalı

-1981: Elias Canetti, Bulgaristan asıllı İngiliz

-1980: Czeslaw Milosz, Polonya asıllı Amerikalı

-1979: Odisseus Elitis, Yunanlı

-1978: Isaac Bashevis Singer, Polonya asıllı Amerikalı

-1977: Vicente Aleixandre, İspanyol

-1976: Saul Bellow, Kanada asıllı Amerikalı

-1975: Eugenio Montale, İtalyan

-1974: Eyvind Johnson ve Harry Martinson, İsveçli

-1973: Patrick White, Britanya doğumlu Avusturalyalı

-1972: Heinrich Boell, Batı Almanyalı

-1971: Pablo Neruda, Şilili

-1970: Alexander Solzenitsin, Rus

-1969: Samuel Beckett, İrlandalı

-1968: Yasunari Kawabata, Japon

-1967: Miguel A. Asturias, Guatemalalı

-1966: Shmuel Y. Agnon, Polonya asıllı İsrailli ve Nelly

Sachs, Alman asıllı İsveçli

-1965: Mihail Şolohov, Rus

-1964: Jean-Paul Sartre, Fransız(ödülü kabul etmedi)

-1963: Yorgo Seferis, Urla doğumlu Yunanlı

-1962: John Steinbeck, Amerikalı

-1961: İvo Andriç, Yugoslav

-1960: Saint-John Perse, Guadeloupe asıllı Fransız

(AA)

Kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/KULTUR_SANAT/NEWS/GP_558421

 

 

Yorumlar

Milliyet, hemen bir "Herta Müller kimdir" patlatmış neyse ki

8 Ekim 2009, yazan efer ve san tab...,
Yorum no: 1064

 Herta Müller kimdir?

 

Dünyada prestiji en yüksek ödül olarak kabul edilen Nobel ödüllerinden edebiyat ödülünü kazanan Alman yazar Herta Müller, 1953 yılı ağustos ayında Romanya’nın Almanca konuşulan, Banat’a bağlı Nitzkydorf’da dünyaya geldi.
Nikolay Çavuşeksu’nun liderliği döneminde büyüyen Müller, üniversite öğrenimini Temeşvar’da Alman ve Romanya edebiyatı üzerine yaptı. Bu dönemde Çavuşesku’ya muhalif, Almanca konuşan, ifade özgürlüğü arayışındaki genç yazarların oluşturduğu Aktionsgruppe Banat’a katıldı.  Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1977-79 yılları arasında bir fabrikada çevirmen olarak çalışan Müller, gizli polis için muhbirlik yapması talebini reddedince, buradaki işinden atıldı, ardından güvenlik güçleri tarafından tartaklandı.
Edebiyat alanındaki çıkışını 1982 yılında, Romanya’da sansürlenen ve kısa öykülerden oluşan “Niederungen” kitabıyla yapan Herta Müller, iki yıl sonra kitabın sansürsüz halini Almanya’da yayımlattı, aynı yıl yazarın “Druckender Tango” kitabı Romanya’da yayımlandı.
Müller’in çalışmaları, Romanya’da ulusal basın tarafından fazlasıyla eleştirilirken, Alman basını eserlerine çok olumlu yaklaştı. Romanya’da Çavuşesku dönemini açıkça eleştirmesi nedeniyle kendi ülkesinde kitaplarının basılması yasaklandı. Herta Müller, kendisi gibi yazar olan eşi Richard Wagner ile birlikte 1987 yılında Romanya’dan Almanya’ya göç etti.
Herta Müller’in Türkçeye çevrilen “Tilki Daha O Zaman Avcıydı” (Der Fuchs war damals schon der Jaeger) ve “Yürekteki Hayvan” (Herztier) adlı kitapları da bulunuyor.

http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1148004&Date=08.10.2009&Kategori=dunya&b=Herta%20Muller%20kimdir

Herta Müller kim mi?

9 Ekim 2009, yazan Ayşe K.,
Yorum no: 1068

Müller uzun zamandır Nobel kuyruğunda bekleyen bir yazarmış ama bu kadar bekletilmesi, hayırlı bir işe vesile olması düşünüldüğündenmiş: Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20. yıldönümünde, böyle "anlamlı" bir senede, Çavuşesku "diktatoryasında" "komünizm mağduru" olarak yaşam savaşı vermiş bir Alman yazar,  Romanya'da komünizmden "çektiklerini" anlatan bir Alman yazar, ödül almayacak da kim alacaktı?

Zaten Angela Merkel de hemen buna işaret etmiş:
"Bugün, duvarın yıkılışından 20 yıl sonra, böylesi bir yaşam deneyiminin üstün kaliteli yazınının Nobel edebiyat ödülü ile onurlandırılması mükemmel bir mesajdır."

Çavuşesku'yu deviren 1989 ayaklanmasında ekran önünde bir tankın üstünde şov yapan ve şimdilerde ülkenin ulusal tiyatrosunun başında bulunan Romanyalı süper anti-komünist aktör Caramitru da akademinin, Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı şeklindeki açıklamasına pek kulak asmayarak, ödülün asıl anlam ve önemini doğru tespit edenlerden. Ona göre de bu ödül, "Romanya ve Doğu Avrupa'da yaşanan "zulmün" uluslar arası kabul gördüğünü", yani Romanya ve Doğu Avrupa'da komünizmin sözde "felaketlerinin" yalan dolanlarla ifşa edilmesinin bugün "hür dünyada" nasıl da takdir edildiğini, bu "yürekli" insanların nasıl da onurlandırıldığını ifade ediyor. Müller de hem "sonradan görme" olarak tanımladığı Çavuşesku hem de komünist Romanya hakkında ortaya attıklarıyla, "toplu hafıza kaybına uğramış Romanya halkı"na da yol göstererek aldığı ve alacağı ödüllerin hakkını fazlasıyla vermiş doğrusu.

Babası 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerin yanında savaşmış olan, savaştan sonra annesinin bir süreliğine SSCB'de bir çalışma kampına gönderilmiş olduğu söylenen Müller, Almanya'da başka bir önemli ödüle de aday olan 2009 tarihli son romanında  Romanya'daki Almanların sürgün ediliş öyküsünü anlatmış.

Solzjenitsyn, sen rahat uyu... Açtığın yoldan akın akın geliyor, seni hiiç aratmıyorlar...

http://en.wikipedia.org/wiki/Herta_M%C3%BCller
http://www.newsobserver.com/lifestyles/story/131972.html
http://www.channelnewsasia.com/stories/afp_world/view/1010156/1/.html

 

işte doğru tarZ

9 Ekim 2009, yazan ziyafetçi,
Yorum no: 1072

bravo arkadaşlaR. solcu siteler bile haberi bültenlerden aldıkları yoksulların dünyası gibi ifadelerle verirken, siz doğrusunu yazmışsınıZ. tebrik ederiM. bundan sonra bu siteye takılacağım izninizlE. varsın son harflerim büyük olsuN. bu hıyar dünyada baş harflerimin büyük olmasından iyidiR. merhabA. 

Herta Müller ve Özdemir İnce

18 Ekim 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 1122

Özdemir İnce'nin bugünkü yazısının başlığını ve ilk satırlarını okuduğumda, yerden yere vuracak herhalde Herta Müller'i ve ona ödül verenleri, diye düşünmüştüm... Bugüne kadar yirmiden fazla ödüle layık görülmüş olmasına karşın (şu son ödüle kadar) Almanya'da bile doğru dürüst tanınmayan, anti-komünist olması sayesinde Nobel'i kapan bir yazardan söz ediyoruz... Ama neredeyse tüm yazılarında liberallerle hesaplaşmaya çalışan Özdemir İnce, Herta Müller'in ödül almasına farklı ve fazlasıyla kişisel bir noktadan yaklaşmış: 

Herta Müller'in Nobel Ödülü

2009 yılı Nobel Ödülü’nü Romanya’da doğmuş Alman yazarı Herta Müller kazandı.

Herta Müller’in Nobel Ödülü’nü kazandığını bana Telos Yayıncılık’ın ortaklarından Hasan Yılmaz haber verdi. Telefonda “Abi Nobel Edebiyat Ödülü”nü kazandık!” dedi.

Ben de Orhan Pamuk’tan sonra gene bir Türk yazarı kazanmış, acaba kim kazandı diye düşünürken, “Senin Herta Müller kazandı!” diye ekledi. Benim Herta Müller?!

BENZERSİZ YAZAR

Bana Herta Müller’den 1995 yılında Paris’te bir İsviçre Almanı yazar arkadaşım söz etti.“Bildiğin, bildiğimiz gibi bir yazar değil, bütün roman mecralarının dışında yazıyor, müthiş bir şair!” dedi. Ben eleştirmenlere, gazete yazıcılarına değil, gerçek edebiyatçılara inanırım. Onlar kokuyu alırlar, beş duyularıyla büyük yazarı hissederler.

Herta Müller’in kitaplarını Paris’te aradım, bir kitabı yayınlanmıştı ama onu da bulamadılar.

O sırada Can Yayınları’nın yabancı edebiyatlar bölümünü yönetiyordum. Ama Paris dönüşü Can Yayınları’ndan ayrıldım. Birkaç ay sonra kış uykusunda yaşayan Telos Yayıncılık’ı yönetmeye başladım. İlk iş olarak Herta Müller’in kitaplarını getirttim Almanya’dan. Gelen kitapları Türkçeye çevrilmek üzere Nesrin Oral’(“Tilki Daha O Zaman Avcı İdi”) veÇağlar Tanyeli’ne (“Yürekteki Hayvan”) verdim.

Yazar arkadaşım Herta Müller’in değerini abartmamıştı. Benzersiz bir yazardı. Güneşin bir“kızgın kabak” olduğunu yazıyordu. Tam anlamıyla bir şairdi.

“Yürekteki Hayvan”nı 1997’de, “Tilki Daha O Zaman Avcı İdi”yi de 1998 yılında Telos Yayıncılık’ta yayınladık. Zaten Telos’ta geleceğin yazarlarını yayınlıyorduk. Bu nedenle şu anda Telos’un deposunda tozlanmakta olan yazarlara dikkat etmenizi salık veririm.

FARK EDEMEDİLER

Türkiye’de böyledir: Büyük kabul edilen yayınevleri tanınmamış yabancı yazarlarla hiç mi hiç ilgilenmezler. Yani yeni bir yazarı keşfetmeye kesinlikle yanaşmazlar. Ama küçük yayınevlerinin keşfettiği yazarları izlemekten de geri kalmazlar. Yazar tanınınca, ödül, Nobel falan alınca üzerine balıklama atlarlar. Küçük yayınevinin emeğini gasp ederler.

Sözünü ettiğim iki roman yayınlandığı zaman bizim edebiyat eleştirmenleri ve edebiyat yazarları kitapların değerini fark edemediler. Kitaplar hakkında, olumlu-olumsuz eleştirileri bir yana bırakın, tanıtım yazıları bile yayınlanmadı. Oysa ben Herta Müller’i TÜYAP Kitap Fuarı’da davet etmeyi, ettirmeyi bile düşünüyordum.

Kitaplar bir kez dağıtıldıktan sonra kitapçılar tarafından ikinci kez istenmedi ve depoda uyumaya başladılar. Telos Yayıncılık’tan 1999 yılı sonunda ayrıldım. Kitaplar kaderleriyle baş başa kaldı.

OKUMADAN ALİMLER!

Hasan Yılmaz’ın telefonundan sonra televizyonlar, gazeteler beni aramaya başladılar. Herta Müller’in kim olduğu bilen hiç kimse yokmuş Türkiye’de.

Şimdi gazetelerin kültür sayfalarına, kitap eklerine bakıyorum: Haber ve tanıtım yazıları yazanların hepsi Herta Müller hakkında yeterli bilgi bulunmamasından şikâyetçi. Ama akıllarına şu iki kitabı alıp okumak da gelmiyor. Okusalar, ya da ellerine alsalar, arka kapak için yazdığım tanıtım yazılarından yararlanabilirler. Ama burası Türkiye, okumadan âlim, yazmadan kâtip olanların güzel memleketi!

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12716364.asp?yazarid=72&gid=61

Müller: “Kabak”ın içindekiler

18 Ekim 2009, yazan Ayşe K.,
Yorum no: 1124

Özdemir İnce'yi okuduktan sonra, sanatın toplumsal işlevine pek inanmayan, etliye sütlüye karışmayan, "yazar kendisi için yazar" düsturunu benimsemiş çekinik bir yazarın Nobel ödülünü aldığı düşünülebilir. Ancak Müller'i yalnızca "kendisi için yazan" bir yazar olarak görmek pek mümkün değil. Son günlerde yayınlanan röportajlarında değindiği konular, söylemleri, mesajları, demeçleri ve gazete yazıları bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Romanya'da "komünist diktatörlük" yıllarında geçen çocukluk ve gençlik döneminde belleğinin ancak bu izleklerle şekillenmiş oluşunu, Romanya dışında hiçbir şey yazmamış olmasının nedeni olarak gösteriyor ve bu edebi türün Küba'dan Çin'e kadar her yerde bulunduğunu iddia ediyor. Hayatın onu bir yazar olarak önümüze çıkardığı sürecin başlangıcını, Stalin'in “kendisi ölmüş olsa da ölmeyen düşüncelerinin” dışa vurumu olarak gördüğü "komünist diktatörlük" dönemi olarak algılamamızı istiyor. Kanıt öne sürmeden, ısrarla gizli tutulan arşivler nedeniyle bizim bilemeyeceğimizi kendisinin bildiğini beyan ederek Çavuşesku hakkında bir yığın iddia ortaya atıyor (oysa biz açılan Sovyet arşivlerinin anti-komünistleri ne kadar hayal kırıklığına uğrattığını, "sosyalizm kurbanı" 110 milyon insandan bahseden diğer Nobel ödüllü yazar Solzjenitsyn’in nasıl da yalan söylemiş olduğunu bugün bu sayede biliyoruz) ve bunun gibi pek çok siyasi düşüncesini bizlerle paylaşıyor.

Hal böyleyken, "şiir tadında" eserler kaleme almış bir yazarın önüne, komünizmi karalayan her türlü sanatsal, zihinsel faaliyetin şöhret ve para getirdiği bir dünyada yer edinmek için anti-komünist siyasi düşüncelerini yarıştıran bir yazar geçmiş bulunuyor.

Biz bunu görüyoruz görmesine de, İnce'nin bu yazısı ne anlama geliyor? Bizi neye, hangi edebi değerlendirme kriterine yönlendirmeye çalışıyor? İnce'nin yukarıdaki yazısına bakarak, bir yazarın nasıl anlattığıyla olduğu kadar neyi anlattığıyla da ilgilenmemeli miyiz? Yazarın güneşi "kızgın kabak" ifadesiyle tasvir etmesi bizi etkiler elbette ama “kabak”ın içindekiler, yani bu yazarın hangi bilinçle neyi anlattığı, hangi mesajları verdiği, doğru söyleyip söylemediği bizi ilgilendirmez mi? İlgilendirmesin mi?
 
Ne yazık ki hayatta olmayan ve yerleri de pek kolay doldurulamayacağa benzer değerli eleştirmenlerimizden Fethi Naci soruyordu: "Yalan üzerine kurulu güzellik olabilir mi? Örneğin bugün barışa karşı, özgürlüğe karşı, ulusal bağımsızlığa karşı yazılmış bir şiiri, hikâyeyi, romanı, sanat değeri ne kadar üstün olursa olsun, sevebilir miyiz?"
 
İnce'nin bu ölçüsüz övgü yazısı bu sorulara yanıt vermiyor.
 
 

 

Deniz Kavukçuoğlu'nun Hertha Müller yorumu

21 Ekim 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 1134

Cumhuriyet yazarlarından ve TÜYAP kitap fuarı koordinatörlerinden Deniz Kavukçuoğlu, gazetedeki köşesinde Frankfurt Kitap Fuarı'yla ilgili izlenimlerini aktarırken açtığı Hertha Müller paragrafında şu yorumlarda bulunmuş:

Bu yılki Nobel Edebiyat Ödülünün Romanyada bir Alman azınlık grubu olan Banat Schwablarına mensup yazar Herta Müllere verilmesi ödül sahibinin belirlenmesinde yazarın siyasal eğilimlerinin ölçüt alınıp alınmadığına ilişkin tartışmalara yeni bir ivme kazandırdı.

Herta Müller, toprakları II. Dünya Savaşı sonrası kurulan sosyalist rejim tarafından kolektifleştirilmiş bir büyük toprak sahibinin torunu. Rejim karşıtı olan annesi Sovyetler Birliğine sürgüne gönderilmiş, babası ise Nazilerin askeri kolu Waffen-SSin bir üyesi, Alman ordusunda savaşmış. Kendisi ise 1987 yılında Romanyayı terk ederek Almanyaya göçmüş bir antikomünist. Hemen tüm kitaplarında ele aldığı konuları bu eksene oturtarak Romanyadaki reel sosyalist rejimi eleştiriyor. Doğal ki edebiyat yapıtlarında da toplumsal eleştiri yazarın en doğal hakkı, fakat bu sıklıkta yinelendikçe, eleştiri bir reflekse dönüşüp mekanikleştikçe yapıtların tümü ele alındığında belirgin bir kurulukgözlemleniyor.

Şu sıralar onun bu yıl çıkan son kitabını (Atemschaukel/Soluk Salıncağı) okuyorum. Herta Müller bu kitabının konusunu da aynı eksene oturtmuş, Romen-Alman bir gencin Rusyadaki bir çalışma kampındaki yaşamından kesitler sunuyor. Bakalım sonunu getirebilecek miyim?

 

 

AdaptiveThemes