Skip to content

Bir 'sol' parti referandum oyunu açıklamış: Evet!

24 Mart 2010, ekleyen Erkin Özalp

Bu haberin ne kadar "haber değeri" var, tartışmalı... Çünkü "sol" olduğunu iddia eden söz konusu parti, adında "devrimci", "sosyalist" ve "işçi" sözcükleri bulunsa da, DSİP. Üyeleri arasında Taraf yazarı Roni Margulies'in de bulunduğu parti. AKP'nin her "açılım"ını alkışlayan, AKP'ye karşı çıkan herkesi milliyetçilikle, Ergenekonculukla, asker vesayetçiliğiyle şununla bununla suçlayan DSİP'in başkanı, henüz anayasa değişiklikleri pazarlık aşamasındayken, "biz buna evet diyeceğiz" açıklaması yapmış. Aslında, dürüst davranmış. Biraz bekleyip, pazarlık yapar gibi görünme çabası sergilemek yerine, AKP'nin kuyruğundan kesinlikle ayrılmayacaklarını en başından, açıkça ilan etmiş. Evet, gerçekten de varmış bir "haber değeri", Doğan Tarkan'ın yaptığı açıklamanın! Şöyle:

"Anayasa değişiklikleri yapan taslağa karşı alacağımız tutumda en önemli nokta şu anda var olan anayasanın karakterini tespit etmektir. Var olan anayasa 12 Eylül askeri diktatörlüğünün anayasasıdır ve bu nedenle hemen her maddesi baskıcıdır, halka karşıdır. 
 
12 Eylül öncesi anayasaların hepsi gene çeşitli askeri darbeler tarafından düzenlenmiştir. Bu nedenle hepsinin temelinde askeri vesayet vardır. Öne çıkardığı bütün kurumlar askeri vesayeti korumak içindir.
 
12 Mart öncesi anayasa ise tek parti diktatörlüğünün anayasasıdır. O da daha sonrakiler gibi askeri/sivil bürokrasinin egemenliğini koruma temeli etrafında kurulmuştur. 

Bugüne kadarki hiçbir anayasa işçi ve emekçiler için demokratik değildir. Hiçbir anayasa metni kabul edilebilecek bir demokratik içeriğe sahip değildir. 

Sosyalistlerin, işçi ve emekçilerin benimseyebilecekleri anayasanın temeli özgürlükler olmalıdır. İfade özgürlüğü, toplanma, örgütlenme ve eylem özgürlüğü. Ne var ki bu düzende böyle bir anayasa elde etmek olası değildir. İşçi ve emekçiler için, çalışan sınıflar için kabul edilebilecek anayasa ancak işçi ve emekçilerin hâkim sınıf oldukları bir düzende, bir işçi devletinde mümkündür. 

 
Ancak bugün askeri vesayet rejimine karşı yoğun bir mücadelenin sürdüğü koşullarda öne çıkan anayasayı eleştirmek yetmez. Zaten önümüze gelen yeni bir anayasa önerisi değil, sınırlı bir değişiklik taslağıdır. Şimdi sorun bu taslağa karşı hangi tutumu alacağımızdır.
 
Parlamentodaki muhalefet partileri taslağa karşıdır. Bu nedenle taslak referanduma gidecektir. Referandumda ya evet ya da hayır oyu verebilirsiniz.
 
Önümüzdeki referandumda hayır oyu vermek, değişikliklere karşı çıkmak 12 Eylül anayasasını benimsemektir. 12 Eylül anayasası değişmesin demektir. Hangi gerekçelerle hayır oyu verilecek olursa olsun sonuç değişmeyecektir. 12 Eylül’ün diktatörleri anayasa tarafından korunmaya devam edecektir. Günümüzün darbecileri anayasayı ve onun getirdiği kurumları kullanarak darbe girişimlerini güçlendireceklerdir.
 
Referandumda evet oyu vermek ise sonuç olarak 12 Eylül anayasasında ufak da olsa bir değişikliğe evet demektir. 12 Eylül askeri darbesine karşı çıkmaktır. Diyarbakır cezaevinin, idam edilen sayısız insanın, işkencehanelerde öldürülen yüzlerce insanın ve daha sayısız suçun hesabını sormaktır. 12 Eylül diktatörlerini koruyan 15. madde ancak evet oyu verilirse kalkacaktır. Öyleyse anayasa değişikliğine evet oyu vermek gerekir.
 
Evet oyu vermek, Anayasanın eksikliklerini, taslağın bizzat kendisinin eksikliklerini görmezlikten gelmek değildir. AKP 15. maddenin karşısına kamu işçilerine grev hakkı vermemeyi koymaktadır. Bir yandan kamu işçilerine grev hakkı isteyeceğiz, özgürlükler diyeceğiz, diğer yandan da evet oyu vereceğiz.
 
Bu referandum bütün darbecilerle darbe karşıtlarının arasındaki mücadele anlamını taşımaktadır. Bu referandum 12 Eylül Anayasası’nı savunanlarla değiştirmek isteyenler arasındaki mücadeledir." 

 

Kaynak: http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=54812

Yorumlar

Bu, olsa olsa ....

24 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2447

Haberi Anasayfadan okur okumaz, içimden bir sol parti tuttum ve haberi açtım. Yanılmamıştım. Evet DSİP’ti.
96 veya 97 yılında Sosyalist İşçi çevresi yaklaşık olarak şöyle bir tartışma yürütüyordu: Solun ve sosyalistlerin üzerinde müthiş bir baskı var, siyaset alanımız çok dar. Bu yüzden de konjonktürel olarak en mantıklı politika, sosyal demokrat partilerin içine girerek oralarda örgütlenmek ve oraları dönüştürmek. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen DSİP’liler hala kendilerini güvende hissetmiyor olacaklar ki bir türlü mücadeleye asılmıyorlar. Aslına bakılırsa yukarıdaki açıklama onların mücadele yöntemiyle çelişmiyor, bilakis örtüşüyor. Askeri vesayetin ortadan kalktığı, özgürlüklerin elde edildiği, mutlu mesut bir AKP Türkiye’sinde ne de güzel sosyalizm mücadelesi verilir. Eee sosyalizm mücadelesi için şartların olgunlaşması lazım son tahlilde

"DSİP"

25 Mart 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 2450

Ne Devrimci

Ne Sosyalist

Ne İşçi

Ne de Parti

akepe yalakalığı

26 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2490

Ben de daha haberin başlığını görür görmez, bu sözümona "sol" partinin DSİP olduğunu tahmin ettim, yanılmadım da.
Bu tiplerin izlediği aptalca politikaların Marksizm ve sosyalizmle hiç ilgisi yok kuşkusuz. Utanç verici ve tiksindirici bir akepe'ye yalakalık hastalığına yakalanmışlar, kurtulmaları da mümkün görünmüyor bu hastalıktan.

Şu sitede DSİP hakkında

26 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2492

Şu sitede DSİP hakkında yazılan yorum sayısı, DSİP'in üye sayısının 10 katıdır. DSİP'in ne olduğu belli, bu kadar irdelemeye değer mi?

solculuğun ve sağcılığın

26 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2496

solculuğun ve sağcılığın zirvede olduğu dönemlerde asi ruhlu biri ve ailemin tek çocuğu olduğum için siyasi olaylara bulaşmayayım diye ailem tarafından adeta kuşatılmıştım gerçekten de olup bitenlerden hiç haberim olmadı birkaç arkadaşımın el altında verdiği bazı kitapları dergileri okuyabildim birkaç solcu abla ve abiyle tanışabildim.içten içe kendimi solcu gördüm hep sonra 12 eylül darbesi oldu ailemin öfkesini üzüntüsünü gördüm ve üniversite yıllarım da siyasetten uzak geçti.iş yaşamına girince aileme karşı bağımsızlığımı ilan etmiştim ve nihayet içten içe hayran olduğum sol camiaya gireyim dedim o da ne çoğu insan cezaevine alınmış kimileri yurt dışına kaçmış geride kalanların bir kısmı bir zaman solculuk yaptığına adeta pişman;bir zamanlar örgütlemeye çalıştıkları gecekonduları yıkımına destekçi ,kimileri adeta alkolik,hele bir grup ki artık 40 lı yaşlara gelenlerde bir ahlaki çöküntü bu çöküntüye bahane biz kız arkadaşlarımıza hep bacı gözüyle bakardık onun için yaşanmamışlıklarımız var nidalarıyla salyasümük,kimileri biraz daha para kazanmak adına dostunu dahi kazıklamaya çalışır durumda......çok bozuldum ve kabuğuma çekildim son 5,6 yıldır genelde eylemlere katılmaya çalışıyorum ama sol kesimi gözlediğimde yine şaşırmaya devam ediyorum.kitap bilgisinde solcu amca ve teyzelerim süper ama uygulamada tuhaflıklar var sanki solu değilde televizyonda sabah kuşağını izliyorum.eylemlerden sonra barlara koşturmacalar.,bir sol grubun etkinliğini başka bir sol grup baltalamaya çalışıyor,tam sol toparlandı derken hayda dağılmışlar kaç sol grup ,parti var şaşırdım.şimdi akpye aldanma devri sol grup,aydınlar ve sanatçılar arasında moda ya anlamıyorum taş atan çocukları halen yargılamaya çalışan ,belediye başkanlarını kelepçeleyen sanatın içine tüküren....vb bir zihniyetin açılım yapacağına demokratikleşme adına anayasayı değiştireceklerine solcular nasılinanır eskiyi yaşayan solcular şöyle derdi:biz tam da artık devrim yapacağız diyorduk her süreç tamamlanmıştı ki 12 eylül sabahı herkesi elleriyle koymuş gibi baskınlar,gözaltıları darmadağı ettiler bizi.sanki gene öyle bir süreç yaşıyoruz.bu sefer de sivil darbe insanları eliyle koymuşçasına darmadağın edecek gibi.

Solculuk

27 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2499

Sanırım asıl sorun bu. Ülkemizde iyi, kötü SOLCU var ama, sosyalist dünya görüşüne sahip sosyalist veya Marksizmi anlamaya çalışan, hayatı sınıfsal bakış açısı ile yorumlamaya çalışan az... Ve AKP' oportunizminin "tuzağına" düşüyorlar; Adamın Komünist sözcüğünü seslendirmesindeki ses bana zamanında Alpaslan Türkeş'in "gomonist" söylemini anımsattı. Kendi dünya görüşüne inanmayan, kendi iktidarını nasıl olsa göremeyeceği için iktidarın eteğinde olmayı kar sayan bir SOLCULUK bu... Önünde sonunda konjoktürel olarak demokrat maske takan bu Azgın Kapitalist Parti; Amerikaya Kul Parti, sol dalga azıcık kabarsın; kuşkum yok; 12 Eylülcülere rahmet okutur!

tebrik

10 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3551

yazını cok begendim

Darbeye Hayır !

20 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3930

1982’de Türk milletine olağanüstü koşullarda ve silahların gölgesinde dayatılan darbe anayasasını değiştirmek için nihayet bir fırsat var önümüzde. Referanduma sunulan pakette neler olduğunu hatırlatalım öncelikle.
Özel surette korunması gerekenler için Pozitif Ayrımcılık Anayasaya girecek.
Kişisel verilerin korunması Anayasa teminatı altına alınacak.
Yurtdışına çıkış yasağı ancak hâkim kararıyla verilebilecek.
Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerine, toplu sözleşme yapma hakkı verilecek.
Kamu Denetçiliği Kurumu kurulacak ve idarenin isleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyecek.
YAŞ’ın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açık olacak.
Askerlere sivil yargı yolu açılacak.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirilecek.
HSYK’nın yapısı değiştirilecek.
12 Eylülcülerin yargılanmasını önleyen anayasanın geçici 15.maddesi kaldırılacak.
Darbe ürünü olan bu anayasa mutlaka değişmelidir. Çünkü bu anayasa birey temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı bir anlayışla hazırlanmıştır. Anayasada temel hak ve hürriyetleri düzenleyen bölüme baktığımızda; vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini ifade eden bir satırlık bir maddenin hemen altında özgürlükleri sınırlandıran koca bir paragrafın yer aldığını görürsünüz. Bu yaklaşım devleti merkeze koyan, vatandaşı yok sayan, insan mutluluğunu önemsemeyen jakoben bir anlayışın ürünüdür. İnsan hayatındaki her şey gibi devletin varlığı da insanı ve toplumu mutlu edebildiği oranda anlamlıdır. Bütün mantığı vatandaşa karşı devleti korumak olan bir anayasanın toplumu mutlu etmesi mümkün değildir.
12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan bu anayasa mutlaka kökten değiştirilmelidir. Çünkü bu anayasa darbecilerin ve mutlu azınlığın ayrıcalıklarını korumaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu anayasa azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesi için özel olarak dizayn edilmiştir. Bu anayasayla halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilen ve icraatlarıyla ilgili her beş yılda bir halka sandıkta hesap veren yasama organı, yargı vesayeti cenderesine sıkıştırılarak etkisizleştirilmektedir. Halktan gücünü almayan organlara, yasama organı üzerinde sınırsız denetim yapma yetkisi verildiği yönetim biçimine demokrasi değil “oligarşik bürokrasi” denir. Çoğunluğun oylarıyla seçilen meclisin anayasa değişikliği yapmasına müdahale etmek; halka egemenliği sen kullanamazsın demekle eş anlamlıdır. Demokrasilerde egemenlik hakkı yalnızca millete aittir. Millet bu yetkisini yasama ve yürütme organları aracılığı ile kullanır. Memnun olmadığında da her beş yılda bir bu tercihlerini yeniler. Demokrasilerde kararları çoğunluk alır. Ancak çoğunluk tarafından azınlığın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenlemeler yapılması da asla benimsenmez. Demokrasiler bir yandan çoğunluğun iradesini gerçekleştirirken öte yandan da azınlıkta kalan vatandaşların hak ve hürriyetlerini güvence altına alırlar. Bugün karşılaştığımız durum ise bu söylediklerimizin tam tersidir. Toplumun çok küçük bir kesimi olan bir cunta grubunun hazırladığı bir anayasa, halk çoğunluğuna silah zoruyla dayatılmıştır. Bu anayasaya dayanılarak halkın büyük bir çoğunluğuna tahakküm edilmektedir. Temel hak ve özgürlükler kolayca ayaklar altına alınabilmektedir.
Sivil siyasetin önünün açılması, askeri vesayete ve yargı sultasına son vermek için mutlaka demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün yargı adeta bir siyasi partinin arka bahçesi gibi çalışmakta, tamamen taraflı ve ideolojik kararlar vermektedir. Anayasa mahkemesi fonksiyon gaspı yapmakta, TBMM’ye ait olan yasama yetkisini kullanmaktan da geri kalmamaktadır. Yapılacak yeni anayasa ile halkın yetki verdiği yasama ve yürütme organları ile didişmeyi görev edinmiş askeri bürokrasi ve yargı tarafsız hale getirileceğinden; kurumlar arası çatışma sona erecek, anayasal organlar arasında uyum sağlanmış olacaktır.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra idam edilen, hapishanelere tıkılan, siyaset yapma hakkı elinden alınan, sürgüne gönderilen, fişlenen milyonlarca Türk vatandaşının mağduriyetini biraz olsun hafifletmek için elbette bu referanduma evet demek boynumuzun borcudur. Halkı sürü yerine koyan darbecilere haddini bildirmek için evet demekten başka yol gözükmüyor. Demokrasi şehidimiz, Türk halkının sevgilisi rahmetli Adnan Menderes’in ruhunun şad olması, kemiklerinin sızlamaması için elbette bu referanduma evet demek gerekir. Cumhurbaşkanlığına aday olmaması için askerler tarafından tehdit edilerek, yurtdışına gitmek zorunda kalan rahmetli Ali Fuat Başgil’in hatırasına elbette bu referanduma evet demek gerekir. Aydınlarımıza suikastlar düzenleyerek milletin bir kısmını diğer kısmına düşman ederek bulanık suda balık avlamak isteyen derin devlet çetelerine inat elbette bu referanduma evet demek gerekir. Referandumda hayır oyu kullanın diyen, elinde binlerce insanımızın kanı olan, İmralı’daki bebek katili terörist başının inadına elbette bu referanduma evet demek gerekir. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler sonucu hayatını kaybeden on binlerce vatandaşımızın kanı yerde kalmasın diye elbette bu referanduma evet demek gerekir.
Bu Anayasa değişikliği referandum sonucunda onaylanırsa ilk kez 12 Eylül 1980 cuntasının ürünü olan darbe anayasasında köklü bir değişiklik yapılmış olacaktır. Bir sonraki adım mutlaka bu darbe anayasasından tamamen kurtulup Türkiye’nin hak ettiği sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması olacaktır.
Daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük için bu anayasanın değiştirilmesine elbette evet diyorum.
http://idrissaim.wordpress.com/2010/07/15/nicin-evet
İdris Saim

Hadi ordan

20 Temmuz 2010, yazan cokdusunmebunları,
Yorum no: 3931

"Bu Anayasa değişikliği referandum sonucunda onaylanırsa ilk kez 12 Eylül 1980 cuntasının ürünü olan darbe anayasasında köklü bir değişiklik yapılmış olacaktır. Bir sonraki adım mutlaka bu darbe anayasasından tamamen kurtulup Türkiye’nin hak ettiği sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması olacaktır."

O kadar köklü değişiklikler var ki Kenan Evren de evet oyu verecek. Kusura bakmayın ama siz bu halkı hıyar mı sanıyorsunuz?

 

 

 

AdaptiveThemes