Skip to content

Bahçeşehir rektörü eylemden rahatsız, polis çağırıyor!

2 Ekim 2009, ekleyen Hasan Duru

“Vakıf üniversitesi” adıyla kurulan özel eğitim kurumlarından Bahçeşehir Üniversitesi’nin rektörü Deniz Ülke Arıboğan, Akşam gazetesindeki köşe yazısında, IMF protestolarını eleştirmiş ve polisi göreve çağırmış. “Üniversiteler çağımızda politik liderlerin iletişim platformları haline gelmiş durumda. Artık otel salonları değil, üniversite amfileri revaçta” diye yazan rektör Arıboğan, bu tür protestoların, üniversiteleri toplantı mekanı olarak kullanan liderleri ürkütmesinden ve bundan Bahçeşehir Üniversitesi’nin de etkilenmesinden korktuğunu gizleme gereğini duymamış.  

“Dış politika uzmanı” sayılarak televizyon ekranlarına sık sık çıkarılan Deniz Ülke Arıboğan, dünyadaki (ve Türkiye’deki) gelişmeler hakkında ne kadar bilgili olduğunu, yazısının hemen başında göstermiş: “Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi’nin ‘bu sana veda öpücüğüm köpek’ diye bağırarak fırlattığı bir çift ayakkabının hangi firma tarafından üretildiği (galiba Türk malıydı), (...) günlerce konuşulmuştu.”
 
Günlerce konuşulduğunu yazdığı olayda fırlatılan ayakkabıların hangi ülkede üretildiğini bile hatırlamayan Arıboğan, “insanların konuşmasına, fikirlerini açıklamalarına izin verilmemesi çok ayıp” tezini merkeze yerleştirmiş. Sanki, IMF başkanın fikirlerini öğrenmek için, bu kişiyi dinlemek şartmış gibi... Üstelik, IMF başkanının da vurguladığı üzere, ayakkabı fırlatmak için konuşmasını bitirmesi beklenmişti...
 
Asıl önemlisi, Deniz Ülke Arıboğan, Emniyet’e sesleniyor ve daha fazla güvenlik önlemi istiyor! Polis, bu tür toplantılara katılması muhtemel öğrencilerin kimlik ve eğilimlerini önceden araştırmalı, protesto eylemi yapabilecek öğrencilerin bu toplantılara katılmasını engellemeliymiş!
 
Rektörün “Uçan ayakkabılar” başlıklı yazısı şöyle:
 
* * *
 
Protesto eylemlerinde ayakkabı kullanımı oldukça yeni fakat hızla popülerleşen bir uygulama. Protesto edilen kişi ya da kurum kamuoyunda olumsuz algılanan biriyse, ayakkabıyı fırlatan kişi kadar, ayakkabının kendisine de kutsallık atfedildiği görülebiliyor. Nitekim Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi'nin 'bu sana veda öpücüğüm köpek' diye bağırarak fırlattığı bir çift ayakkabının hangi firma tarafından üretildiği (galiba Türk malıydı), ayakkabıları en son kimin boyadığı, kaç numara olduğu gibi ayrıntılar da gündeme gelmiş, bir Suudi işadamının ayakkabının yalnızca bir tekine bile 10 milyon dolar ödeyeceği günlerce konuşulmuştu.
 
Uçan ayakkabıların yarattığı endüstri, baskılı tişörtler, fırlatmalık ayakkabılar, İnternet ortamında Bush'a ayakkabı fırlatma oyununu ile genişledi. Birçoklarının kolayca anlayabileceği türden kolektif bir öfkenin dışa vurumuydu bu durum. Nitekim okuduğum bir yazıdan ayakkabı fırlatmanın psikolojik anlamının 'ayakkabının vücudun en alt kısmına ait bir eşya olması dolayısıyla aşağılama anlamına geldiğini' öğrenmiştim. Bu aşağılama, yüzlerce yıl Batılılar tarafından hakir görülen Doğu kültürünün bir karşı atağı olarak algılanmış ve tavır geniş kitle tarafından benimsenmişti. 
 
Ayakkabı fırlatma hadisesinin Türkiye'deki versiyonu ise Bilgi Üniversitesi'nin salonunda gerçekleşti. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn tam da kalabalık bir izleyici kitlesi önünde konuşmasını yaparken izleyicilerden birinin ayakkabılı protestosuna maruz kaldı. Sonrasında izleyicilerin arasından destek verenler de çıkınca olayın organize bir durum olduğu anlaşıldı. Bazı dersler çıkartabiliriz diye düşünüyorum:
 
1- Demokrasi, tepki göstermek ve protesto etmek adına elverişli zeminler sunan bir rejimdir. Beğenmediğiniz bir tavrı, fikri veya kişiyi protesto etmek özgürlüğü vardır. Ancak bunun biçimi, yeri ve zamanı o tavrı, kişiyi veya fikri benimseyen ve dinlemek, izlemek isteyenlerin demokratik haklarına engel olacak bir biçimde seçilemez. En beğenmediğimiz insanların beğenenleri, en istemediğimiz düşüncelerin izleyenleri olduğu gerçeğini değiştiremeyiz. Demokratik haklarımızı kullanırken, başkalarının demokratik haklarını da göz önünde bulundurmamız zorunludur. Bu bakımdan konuşmanın sonlarında bile olsa ayakkabı fırlatma hadisesini uygunsuz, toplantı sonunda slogan atan grubun protestosunu ise uygun buluyorum.
 
2- Yıllardır pek çok örneğine rastladığımız üniversitelerdeki protestolar, artık bir fikrin ifadesinden çok geleni konuşturmama üzerine bina edilmiş durumda. Bazı öğrenci gruplarının kendi fikirlerine uygun olanların dışındaki hiç kimseyi konuşturmama prensibi, kanımca kendilerini de düşünsel bir zenginlikten mahrum bırakıyor ve kendi despotizmlerinin esiri oluyorlar.
 
3- Protestocu öğrencilere karşı gösterilen tavır, (bu fırsattan istifadeyle söylüyorum) daha önce de birçok örneğini gördüğümüz üzere, çok sert ve rahatsız edici bir tonla yapılmakta. Nitekim ABD'li bodyguard'ların da devreye girdiği bu olayda da çok sert davranıldığı görülüyor. Emniyet teşkilatının bu öğrencilerin çok genç, heyecanlı ve adı üstünde delikanlı olduğunu göz önünde bulundurması gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki eylemin sonrasında görülen sertlik fazlaca bir anlam taşımıyor, öncesinde önlemlerin eksik alındığı elli. Gazeteci kimliği ile toplantıya giren birinin, ki bu gencin bir başka üniversitenin öğrencisi olduğu anlaşılıyor, kimliği ve eğilimi önceden araştırılmalıydı. Bu tür VIP yani 'çok ehemmiyetli' şahısların katıldığı toplantılarda dikkatli olunması esas olarak Emniyet'in görevi. Özellikle üniversitelerin böyle bir istihbari bilgiyi kendi başlarına sağlamaları mümkün değil. Oysa üniversiteler çağımızda politik liderlerin iletişim platformları haline gelmiş durumda. Artık otel salonları değil, üniversite amfileri revaçta. Böyle bir durumun hepimizin başına gelmesi mümkün ve çok daha tehlikeli durumlar söz konusu olabilir.
 
Kaynak: http://www.aksam.com.tr/2009/10/02/yazar/14556/deniz_ulke_aribogan/ucan_ayakkabilar.html
 

 

Yorumlar

Rektör Ülke Arıboğan, Mahir Kaynak'ın, yani babasının kızı

2 Ekim 2009, yazan efer ve san tab...,
Yorum no: 1015

"Emniyet meraklısı" rektör Ülke Arıboğan, Türk istihbaratının mahir isimlerinden Mahir Kaynak beyin kızıymış. Merak edip internette aratınca, kendisiyle ilgili gelen diğer bilgiler arasında, kocası Lütfi Arıboğan'ın eski Ülker meneceri, yeni futbol federasyonu başkan vekili olduğu, kendisinin Milli gazete, TGRT ve Kanal 7'lerde dolandıktan sonra Akşam'a geldiği, Demokrat Parti'de arayışlarda bulunduktan sonra AKP Beşiktaş belediye başkan adayı olduğu gibi gereksiz şeylere ulaşılıyor. Böyle bir profilin, üniversiteye Emniyet çağırmasından daha doğal ne olabilir!

 

 

AdaptiveThemes