Skip to content

Akınhay'ın arkadaşlarından müthiş buluşlar!

9 Ağustos 2010, ekleyen Erkin Özalp

Bugüne kadar Agora Kitaplığı'nın hırsızlıklarıyla ilgili yazıları "Soldan" bölümüne koymuş olduğumuz için, yine buraya ekliyorum... Ama Agora Kitaplığı Editörü Osman Akınhay'ın arkadaşlarının aşağıya aktaracağım yazılarında, "solculuk" bir kenara, zeka namına da pek bir şey bulunmuyor...

"Emperyalizm" yağmacılığıyla ilgili kanıtlar (http://www.haberveriyorum.net/haber/agoradan-cikan-emperyalizm-de-bir-ceviri-yagmasi) hakkında söyleyecek bir sözü bulunmadığından "ben artık tartışmayacağım" diyen Akınhay'ın arkadaşları, soldefter.com sitesine, "Agora’yı İntihalle Suçlayan Erkin Özalp’in Asıl Kendisi mi İntihalci?" başlıklı bir yazı eklemişler. 

Yazıyı kim eklemiş? 

Belli değil...  "Sol Defter Muhabiri" imzası atılmış... Yani, bu yazıyı yazan kişi(ler), bu rezilliği üstlenecek cesaretten yoksun. 

Neyse, uzatmayayım... (Gösterilen örnekler hakkındaki açıklamalar bu haberin yorumlarında...) Benim de intihalci olabileceğimin kanıtları şunlarmış: 

* * *

Agora’yı İntihalle Suçlayan Erkin Özalp’in Asıl Kendisi mi İntihalci?

Sol Defter Muhabiri

Bu sitenin okurlarının yakından takip ettiği üzere, bir haber sitesinin yöneticisi olan Erkin Özalp, Agora’dan çıkan “Ne Yapmalı?” çevirisinin çalıntı olduğunu iddia etmiş, daha sonra aynı çevirmenin aynı yayınevinden çıkan “Emperyalizm” çevirisinin de bundan farksız olduğu iddiasıyla ithamını sürdürmüştü. Bu konuda çıkan yazı ve söyleşilerinde de Agora’nın çeviri hırsızlığı yaptığını kanıtladığını söylüyordu.

Bu arada, aynı haber sitesine yazı gönderen bir yorumcu, Erkin Özalp’in kendisinin Almanca’dan yaptığını iddia ettiği ve bu çeviriden sonra Sol Yayınları’na ve Sevim Belli’ye ağır eleştirilerde bulunduğu “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” ile ilgili olarak, Erkin Özalp’in tam da Ferit Aydar’a yönelttiği türden alıntılarla kendisinin intihal yapmış olabileceği şüphesini ortaya attı ve şu örnekleri verdi:

Sevim Belli: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yeterli değildir.

Erkin Özalp: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez.

SB: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçirdiği evreleri, ana çizgileriyle özetleyelim.

EÖ: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçtiği aşamaları, genel hatlarıyla özetleyelim.

SB: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında yokolup gideceğini önceden haber vermişti.

EÖ: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti.

***

Bunun üzerine, Erkin Özalp’in Marx’ın “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri” çevirisini Sevim Belli çevirisiyle karşılaştıran başka bir okur, kitabın daha ilk sayfasının ilk dört cümlesinde, Özalp’in iddialarındaki kadar bariz benzerlikler yakaladığını bildiren bir mail gönderdi bize. İlk dört cümle, bir iki kelime oynatışı ve bir dipnot fazlasıyla, tıpatıp aynıydı:

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 1:

Sevim Belli: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, suç ortağı Orleans dükünü büyük sevinç gösterileriyle belediye binasına götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı. ‘Şimdi bankacıların hükümranlığı başlayacak.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuş oluyordu.”

Erkin Özalp: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compere’i (suç ortağı) Orleans dükünü zafer havası içinde Hotel de Ville’e (Paris belediye binası) götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: ‘Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuştu.”

 

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 2:

Sevim Belli: “Louis-Philippe’in hükümdarlığı sırasında egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimi idi: bankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madeni sahipleri, orman sahipleri ve toprak mülkiyetinin onlara bağlıbölümü, mali aristokrasi denilen kesim.”

Erkin Özalp: “Louis-Philippe döneminde egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimiydiBankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madenleri ile ormanların sahipleri, toprak sahiplerinin bunlarla birlikte hareket eden bir bölümü, yani mali aristokrasi diye adlandırılan kesim.”

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 3:

Sevim Belli: “Bu kesim, tahta yerleşmiş, meclise yasalar çıkarttırıyor, bakanlıklardan tütün bürolarına kadar kamu hizmetlerini ona buna dağıtıyordu.”

Erkin Özalp: “Bu kesim tahta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor,bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.”

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 4:

Sevim Belli: “Asıl sanayi burjuvazisi, resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani meclislerde ancak azınlık olarak teslim edilmekteydi.

Erkin Özalp: “Gerçek sanayi burjuvazisi resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani mecliste yalnızca bir azınlık olarak temsil ediliyordu.

***

Bunun üzerine Özalp’in ve Belli’nin “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri” ve “Fransa’da Sınıf Savaşımları” başlıklarıyla çıkan çevirilerini biz de biraz karıştıralım dedik ve fazla sayfa çevirmeye gerek kalmadan benzer incilere rastladık:

Sevim Belli: “Temmuz monarşisi, Fransız ulusal zenginliğinin sömürülmesi için kurulmuş bir anonim ortaklıktan başka bir şey değildi, bu ortaklığın payları (temettüler)bakanlar, meclisler, 240.000 seçmen ve onların yardakçıları arasında paylaşılmıştı.Louis-Philippe bu ortaklığın müdürü, tahta çıkmış bir Robert Macaire idi. Bu sistem, ticareti, sanayii, tarımı, denizciliği ve sanayi burjuvasinin çıkarlarını durmadan tehdit ediyor ve zarara uğratıyordu. Onun için sanayi burjuvazisi, Temmuz günleri olayları sırasında bayrağına şunları yazmıştı: Gouvernement, a bon marche (ucuz hükümet).” (sayfa 39)

Erkin Özalp: “Temmuz Monarşisi, Fransa’nın ulusal servetini sömürmek için kurulmuş bir anonim şirketten başka bir şey değildi ve bu şirketin karları, bakanlar, meclisler, 240.000 seçmen ve yakınları arasında paylaştırılıyorduLouis-Philippe, bu şirketin müdürü, tahttaki bir Robert Macaire’di. Bu sistemde ticaret, sanayi, tarım, denizcilik, sanayi burjuvazisinin çıkarları sürekli olarak tehlikeye düşmeye ve zarar görmeyemahkumdu. Aynı sistem Temmuz günlerinde bayrağına ucuz hükümet, governement a bon marche, diye yazmıştı.” (sayfa 13-14)

Sevim Belli: “Mali aristokrasi, zevklerinde olduğu gibi kazanç tarzında da, lumpen proletaryanın burjuva toplumunun doruklarında dirilişinden başka bir şey değildir.” (sayfa 39)

Erkin Özalp: “Mali aristokrasi, zevkleriyle olduğu gibi kazanç biçimleriyle de, lumpen proletaryanın burjuva toplumunun doruklarında yeniden doğumundan başka bir şey değildir.” (sayfa 14)

Sevim Belli: “Bunların kurdukları büyük kuruluşların rekabeti, bakkallar ve dükkancılar yığınının yıkımına neden oldu.” (sayfa 41)

Erkin Özalp: “Bunların kurduğu büyük mağazaların rekabeti, bakkallarla dükkancıları yığınlar halinde yıkıma sürüklemişti.” (sayfa 16)

Sevim Belli: “Şubat barikatlarından ortaya çıkmış olan Geçici Hükümet, zorunlu olarak, zaferi paylaşmakta olan çeşitli partileri kendi bünyesinde yansıtıyordu. Bu hükümet, ancak, birlikte Temmuz tahtını devirmiş bulunan, ama çıkarları düşmanca birbirine karşıt olan çeşitli sınıflar arasında bir uzlaşma olabilirdi.” (sayfa 42)

Erkin Özalp: “Şubat barikatlarının üzerinde yükselen Geçici Hükümet, bileşimiyle, zorunlu olarak, zaferi paylaşan farklı partileri yansıtıyordu. Geçici Hükümet, Temmuz tahtını birlikte deviren, ama çıkarları arasında karşıtlıklar bulunan farklı sınıfların uzlaşmasından başka bir şey olamazdı.” (sayfa 16)

Kitabın daha ilk altı sayfasında çıkan bu benzerliklere bakarak, Erkin Özalp’ın “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri” (ve belki “18 Brumaire”) çevirilerinde intihal payının, en azından kendisinin Ferit Aydar’a suç atarken başvurduğu aynı ölçütlerle kıyaslandığında, Özalp’in de bir intihalci olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olmayacaktır…

Kaynak: http://www.soldefter.com/2010/08/09/agorayi-intihalle-suclayan-erkin-ozalpin-asil-kendisi-mi-intihalci/

 

Yukarıdaki örnekler hakkındaki açıklamalarım aşağıdaki birinci ve üçüncü yorumlarda...

 

BU YAZININ YAZILMASINA NEDEN OLAN SON YAZIM:

Agora'dan çıkan 'Emperyalizm' de bir çeviri yağması!

 

Yorumlar

Alıntılarda çarpıtma yapacak kadar yalancılar!

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4158

Diyecek söz bulmak gerçekten zor... "Benzer gibi göstermek" için benim çevirilerimden harfleri, noktalama işaretlerini, hatta sözcükleri atmak gibi iğrençlikler bile yapılmış! Ne biçim insanlarla uğraşıyormuşuz...

 
Sevim Belli: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, suç ortağı Orleans dükünü büyük sevinç gösterileriyle belediye binasına götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı. ‘Şimdi bankacıların hükümranlığı başlayacak.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuş oluyordu.”
 
Erkin Özalp: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compere’i (suç ortağı) Orleans dükünü zafer havası içinde Hotel de Ville’e (Paris belediye binası) götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: ‘Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuştu.”
 
DOĞRUSU: Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compère’i [suç ortağı] Orleans dükünü zafer havası içinde Hôtel de Ville'e [2] götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: “Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.” Laffitte, devrimin sırrını açığa vurmuştu.
 
 
 
Sevim Belli: “Bu kesim, tahta yerleşmiş, meclise yasalar çıkarttırıyor, bakanlıklardan tütün bürolarına kadar kamu hizmetlerini ona buna dağıtıyordu.”
 
Erkin Özalp: “Bu kesim tahta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor,bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.”
 
DOĞRUSU: Bu kesim tahtta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor, bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.
 
 
 
Sevim Belli: “Asıl sanayi burjuvazisi, resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani meclislerde ancak azınlık olarak teslim edilmekteydi.
 
Erkin Özalp: “Gerçek sanayi burjuvazisi resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani mecliste yalnızca bir azınlık olarak temsil ediliyordu.
 
DOĞRUSU: Gerçek sanayi burjuvazisi resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyor, yani mecliste yalnızca bir azınlık olarak temsil ediliyordu.
 
 
 
Sevim Belli: “Bunların kurdukları büyük kuruluşların rekabeti, bakkallar ve dükkancılar yığınının yıkımına neden oldu.” (sayfa 41)
 
Erkin Özalp: “Bunların kurduğu büyük mağazaların rekabeti, bakkallarla dükkancıları yığınlar halinde yıkıma sürüklemişti.” (sayfa 16)
 
DOĞRUSU: Bunların kurduğu büyük mağazaların yarattığı rekabet, épiciers ile boutiquiers’i [bakkallarla dükkancıları] yığınlar halinde yıkıma sürüklemişti.
  

 

Fakat

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4159

Hangisinin doğru olduğunu anlamak için orijinal metni de vermeleri lazım. O zaman kimin daha doğru çevirdiğini anlayabilirdik. Cümle yapıları bunlarda da hayli benziyor ama iki çeviri arasındaki değişiklikler FBA çevirileri kadar diğeriyle uyumlu değil.

Mesela şu ikisi birbiriyle aynı anlama gelmiyor:
- ... çeşitli sınıflar arasında bir uzlaşma olabilirdi.
- ... farklı sınıfların uzlaşmasından başka bir şey olamazdı.

Fakat o muhabirin ismi pek gizli değil. O siteye en çok haberi giren kullanıcı, sanırım site editörü ve e-postasını da vermiş:

http://www.soldefter.com/author/muhabir/

Eğer aynı kişi ise Turnusol'da da bu isimli bir yazar var:
http://www.turnusol.biz/public/isim.aspx?id=190&isim=Yunus%20%C3%96zt%C3...

İntihal kanıtı diye gösterilen örnekler hakkında bilgi

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4162

Sevim Belli: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, suç ortağı Orleans dükünü büyük sevinç gösterileriyle belediye binasına götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı. ‘Şimdi bankacıların hükümranlığı başlayacak.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuş oluyordu.” 

Erkin Özalp: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compere’i (suç ortağı) Orleans dükünü zafer havası içinde Hotel de Ville’e (Paris belediye binası) götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: ‘Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuştu.”
 
DOĞRUSU: Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compère’i [suç ortağı] Orleans dükünü zafer havası içinde Hôtel de Ville’e [2] götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: “Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.” Laffitte, devrimin sırrını açığa vurmuştu.
 
ALMANCA:  Nach der Julirevolution, als der liberale Bankier Lafitte seinen compère <Gefatter; Helfershelfer>, den Herzog von Orléans, im Triumph auf das Hôtel de Ville <Stadthaus von Paris> geleitete, ließ er das Wort fallen: "Von nun an werden die Bankiers herrschen." Lafitte hatte das Geheimnis der Revolution verraten.
 
İNGİLİZCE: After the July Revolution [of 1830], when the liberal banker Laffitte led his compère, the Duke of Orléans, in triumph to the Hôtel de Ville, he let fall the words: “From now on the bankers will rule”. Laffitte had betrayed the secret of the revolution.
 
Marx, “compère” sözcüğünü Fransızca olarak yazmış, Sevim Belli bunu gözden kaçırmış... Sevim Belli “büyük sevinç gösterileri” derken ben “zafer havası içinde” (im Triumph - in triumph) demişim... Sevim belli “Şimdi” derken, ben “şu andan itibaren” (Von nun an - From now on) demişim...
 
 
 
 
Sevim Belli: “Louis-Philippe’in hükümdarlığı sırasında egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimi idi: bankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madeni sahipleri, orman sahipleri ve toprak mülkiyetinin onlara bağlıbölümü, mali aristokrasi denilen kesim.”
 
Erkin Özalp: “Louis-Philippe döneminde egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimiydiBankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madenleri ile ormanların sahipleri, toprak sahiplerinin bunlarla birlikte hareket eden bir bölümü, yani mali aristokrasi diye adlandırılan kesim.”
 
ALMANCA: Nicht die französische Bourgeoisie herrschte unter Louis-Philippe, sondern eine Fraktion derselben, Bankiers, Börsenkönige, Eisenbahnkönige, Besitzer von Kohlen- und Eisenbergwerken und Waldungen, ein Teil des mit ihnen ralliierten Grundeigentums - die sogenannte Finanzaristokratie. 
 
İNGİLİZCE: It was not the French bourgeoisie that ruled under Louis Philippe, but one faction of it: bankers, stock-exchange kings, railway kings, owners of coal and iron mines and forests, a part of the landed proprietors associated with them – the so-called financial aristocracy.
 
Sevim Belli “hükümdarlığı sırasında” derken, ben “döneminde” (unter Louis-Philippe - under Louis Philippe) demişim... Sevim Belli maden ve orman sektörleriyle ilgili olarak iki kez “sahipleri” derken, ben, Marx’ın metnine sadık kalarak, bir kez demişim... Sevim Belli, “toprak mülkiyetinin onlara bağlı bölümü” derken, ben “toprak sahiplerinin onlarla birlikte hareket eden bir bölümü” diye hayli farklı bir çeviri yapmışım...
 
 
 
Sevim Belli: “Bu kesim, tahta yerleşmiş, meclise yasalar çıkarttırıyor, bakanlıklardan tütün bürolarına kadar kamu hizmetlerini ona buna dağıtıyordu.”
 
Erkin Özalp: “Bu kesim tahta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor,bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.”
 
DOĞRUSU: Bu kesim tahtta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor, bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.
 
ALMANCA: Sie saß auf dem Throne, sie diktierte in den Kammern Gesetze, sie vergab die Staatsstellen vom Ministerium bis zum Tabaksbüro.
 
İNGİLİZCE: It sat on the throne, it dictated laws in the Chambers, it distributed public offices, from cabinet portfolios to tobacco bureau posts.
 
Sevim Belli “tahta yerleşmiş” derken, ben özgün metne daha sadık bir çeviriyi tercih etmişim (“tahtta oturuyor” - “saß auf dem Throne - “sat on the throne”)... Sevim Belli “meclis”ten demiş, ben “meclislerde” demişim (Kammern - Chambers)... Birinde "çıkarttırmak" öbüründe "zorla kabul ettirmek"... Sevim Belli “tütün büroları” demiş, ben “tütün bürosu” demişim.. Sevim Belli “kamu hizmetlerini” dağıttırmış, ben “devlet memurluklarını” dağıttırmışım!.. Evet, pek bir benziyorlar gerçekten!
 
 
 
Sevim Belli: “Asıl sanayi burjuvazisi, resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani meclislerde ancak azınlık olarak teslim edilmekteydi.
 
Erkin Özalp: “Gerçek sanayi burjuvazisi resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani mecliste yalnızca bir azınlık olarak temsil ediliyordu.
 
ALMANCA: Die eigentliche industrielle Bourgeoisie bildete einen Teil der offiziellen Opposition, d.h., sie war in der Kammer nur als Minorität vertreten
 
İNGİLİZCE: The industrial bourgeoisie proper formed part of the official opposition, that is, it was represented only as a minority in the Chambers. 
 
Sevim Belli “meclislerde” demiş, ben, İngilizce çeviride yine “meclislerde” (Chambers) denmiş olmasına karşın, temel aldığım Almanca metinde “mecliste” (in der Kammer) denmiş olduğu için bu şekilde çevirmişim...
 
 
 
Sevim Belli: “Temmuz monarşisi, Fransız ulusal zenginliğinin sömürülmesi için kurulmuş bir anonim ortaklıktan başka bir şey değildi, bu ortaklığın payları (temettüler)bakanlar, meclisler, 240.000 seçmen ve onların yardakçıları arasında paylaşılmıştı.Louis-Philippe bu ortaklığın müdürü, tahta çıkmış bir Robert Macaire idi. Bu sistem, ticareti, sanayii, tarımı, denizciliği ve sanayi burjuvasinin çıkarlarını durmadan tehdit ediyor ve zarara uğratıyordu. Onun için sanayi burjuvazisi, Temmuz günleri olayları sırasında bayrağına şunları yazmıştı: Gouvernement, a bon marche (ucuz hükümet).” (sayfa 39)
 
Erkin Özalp: “Temmuz Monarşisi, Fransa’nın ulusal servetini sömürmek için kurulmuş bir anonim şirketten başka bir şey değildi ve bu şirketin karları, bakanlar, meclisler, 240.000 seçmen ve yakınları arasında paylaştırılıyorduLouis-Philippe, bu şirketin müdürü, tahttaki bir Robert Macaire’di. Bu sistemde ticaret, sanayi, tarım, denizcilik, sanayi burjuvazisinin çıkarları sürekli olarak tehlikeye düşmeye ve zarar görmeye mahkumdu. Aynı sistem Temmuz günlerinde bayrağına ucuz hükümet, governement a bon marche, diye yazmıştı.” (sayfa 13-14)
 
 
ALMANCA: Die Julimonarchie war nichts als eine Aktienkompanie zur Exploitation des französischen Nationalreichtums, deren Dividenden sich verteilten unter Minister, Kammern, 240.000 Wähler und ihren Anhang. Louis-Philippe war der Direktor dieser Kompanie - Robert Macaire auf dem Throne. Handel, Industrie, Ackerbau, Schiffahrt, die Interessen der industriellen Bourgeois mußten beständig unter diesem System gefährdet und beeinträchtigt werden. Wohlfeile Regierung, gouvernement à bon marché, hatte sie in den Julitagen auf ihre Fahne geschrieben.
 
İNGİLİZCE: The July Monarchy was nothing other than a joint stock company for the exploitation of France's national wealth, whose dividends were divided among ministers, Chambers, 240,000 voters, and their adherents. Louis Philippe was the director of this company – Robert Macaire on the throne. Trade, industry, agriculture, shipping, the interests of the industrial bourgeoisie, were bound to be continually endangered and prejudiced under this system. Cheap government, governement à bon marché, was what it had inscribed on its banner in the July days.
 
Farkları görmek zor olmasa gerek... “Örnek” diye konan cümlelerden sonuncusu neredeyse hiçbir açıdan benzemiyor... Konularının aynı olması dışında tabii ki! Bu arada kalın kısımları bol gösterme üçkağıdı da yapılmış... Örneğin, Sevim Belli’nin “Temmuz günleri olayları sırasında” ifadesi de kalınlaştırılmış; oysa ben, “Temmuz günlerinde” (in den Julitagen - in the July days) demişim...
 
 
 
Sevim Belli: “Mali aristokrasi, zevklerinde olduğu gibi kazanç tarzında da, lumpen proletaryanın burjuva toplumunun doruklarında dirilişinden başka bir şey değildir.” (sayfa 39)
 
Erkin Özalp: “Mali aristokrasi, zevkleriyle olduğu gibi kazanç biçimleriyle de, lumpen proletaryanın burjuva toplumunun doruklarında yeniden doğumundan başka bir şey değildir.” (sayfa 14)
 
ALMANCA: Die Finanzaristokratie, in ihrer Erwerbsweise wie in ihren Genüssen, ist nichts als die Wiedergeburt des Lumpenproletariats auf den Höhen der bürgerlichen Gesellschaft.
 
İNGİLİZCE: The finance aristocracy, in its mode of acquisition as well as in its pleasures, is nothing but the rebirth of the lumpenproletariat on the heights of bourgeois society.
 
Bu kısacık cümlede bile, hem ifade tarzında farklılık var (“zevklerinde-tarzında” - “zevkleriyle-biçimleriyle”) hem de “diriliş” sözcüğü yerine “yeniden doğum” (Wiedergeburt - rebirth) demişim...
 
 
 
Sevim Belli: “Bunların kurdukları büyük kuruluşların rekabeti, bakkallar ve dükkancılar yığınının yıkımına neden oldu.” (sayfa 41)
 
Erkin Özalp: “Bunların kurduğu büyük mağazaların rekabeti, bakkallarla dükkancıları yığınlar halinde yıkıma sürüklemişti.” (sayfa 16)
 
DOĞRUSU: Bunların kurduğu büyük mağazaların yarattığı rekabet, épiciers ile boutiquiers’i [bakkallarla dükkancıları] yığınlar halinde yıkıma sürüklemişti.
 
ALMANCA: Sie errichteten große Etablissements, deren Konkurrenz Épiciers und Boutiquiers <Krämer und Kleinhändler> massenhaft ruinierte.
 
İNGİLİZCE: They set up large establishments, the competition of which ruined the small épiciers [grocers] andboutiquiers [shopkeepers] en masse. 
 
Bundan daha büyük pespayelik, daha büyük rezillik olur mu? Resmen, “daha bir benzer gösterelim” diyerek, alıntılarken cümlemin yapısıyla oynamışlar, aradan sözcükleri çıkarıp atmışlar!
 
 
 
Sevim Belli: “Şubat barikatlarından ortaya çıkmış olan Geçici Hükümet, zorunlu olarak, zaferi paylaşmakta olan çeşitli partileri kendi bünyesinde yansıtıyordu. Bu hükümet, ancak, birlikte Temmuz tahtını devirmiş bulunan, ama çıkarları düşmanca birbirine karşıt olan çeşitli sınıflar arasında bir uzlaşma olabilirdi.” (sayfa 42)
 
Erkin Özalp: “Şubat barikatlarının üzerinde yükselen Geçici Hükümet, bileşimiyle, zorunlu olarak, zaferi paylaşan farklı partileri yansıtıyordu. Geçici Hükümet, Temmuz tahtını birlikte deviren, ama çıkarları arasında karşıtlıklar bulunan farklı sınıfların uzlaşmasından başka bir şey olamazdı.” (sayfa 16)
 
ALMANCA: Die provisorische Regierung, die sich auf den Februarbarrikaden erhob, spiegelte in ihrer Zusammensetzung notwendig die verschiedenen Parteien ab, worunter sich der Sieg verteilte. Sie konnte nichts anderes sein als ein Kompromiß der verschiedenen Klassen, die gemeinsam den Julithron umgestürzt, deren Interessen sich aber feindlich gegenüberstanden. 
 
İNGİLİZCE: The Provisional Government which emerged from the February barricades necessarily mirrored in its composition the different parties which shared in the victory. . It could not be anything but a compromise between the different classes which together had overturned the July throne, but whose interests were mutually antagonistic.
 
Her iki cümlenin yapıları bile farklı...
 
 
İşte böyle... Sadece ve sadece çamur atmak için, ancak bu şekilde örnek gösterilebilir...
 
Demek ki neymiş? Bazı insanlara çok fazla bulaşmamak gerekirmiş... Pisliklerini sıçratırlarmış üzerinize... 
 
Bakalım, daha neler yapacaklar...
 
Kendi hırsızlıklarının açık kanıtları hakkında ise hiçbir şey söylememeyi tercih ediyorlar... Atlanan paragraf ve sözcükler, Sol Yayınları çevirisindeki maddi hataların aynen alınması, Cemal Süreya'ya özgü ifadelerin aynen korunması gibi örneklere verecek cevapları yok tabii ki:
 
 
 
 
 

Deniz tanrıçası Tetis ile Aşil sorunsalı

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4163

Benim örneklere de bir el atsaydın ya hazır elin değmişken.

FBA’nın ne günahı vardı da en aşağıdakiler yüzünden ona intihalci derken sana hemen aşağıdakiler yüzünden diyemiyoruz. Bunu da açıklayıver bi zahmet. Hem ben kalınlaştırma da yapamıyorum. Bak hile de yok bunlarda. Hepsi senden çıkma..

Mizahıyla döven Ali Mert'ten de yardım almayı unutma. Sen pek kuru çıktın, onun mizahı olmadan olmuyor.

Louis Bonapart'ın 18 Brumaire'i Çev: Erkin Özalp

SB: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yeterli değildir.

EÖ: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez.

SB: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçirdiği evreleri, ana çizgileriyle özetleyelim.

EÖ: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçtiği aşamaları, genel hatlarıyla özetleyelim.

SB: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında yokolup gideceğini önceden haber vermişti.

EÖ: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti.

******

Ne Yapmalı? Çev: Ferit Burak Aydar

ME: Güvenilmez kimselerle bile olsa, geçici ittifaklara girmekten korkanlar, ancak kendisine güvenemeyenlerdir; böyle ittifaklar olmasaydı tek bir siyasal parti varolamazdı.

FBA: Güvenilmez insanlarla bile geçici ittifaklara girmekten korkanlar yalnızca kendisine güvenmeyenlerdir; bu tür ittifaklar olmadan tek bir siyasal parti bile var olamazdı. (14)

ME: Bu ittifak sayesindedir ki, narodniklere karşı şaşılacak hızla zafer kazanıldı ve marksist düşünceler (kaba bir biçimde de olsa) çok yaygınlaştı.

FBA: Bu ittifak sayesinde Narodniklere karşı şaşılacak bir hızla zafer kazanıldı ve Marksist düşünceler (kaba biçimde de olsa) çok yaygınlaştı. (14)

ME: "Sosyal-demokrasi kendi elini-kolunu bağlamaz, eylemlerini daha önceden tasarlanmış herhangi bir planla ya da siyasal mücadele yöntemiyle sınırlandırmaz; partinin elinde bulunan güçlere denk düştüğü sürece bütün mücadele araçlarını benimser"

FBA: “Sosyal-demokrasi kendi elini kolunu bağlamaz, faaliyetlerini daha önceden tasarlanmış herhangi bir planla ya da siyasal mücadele yöntemiyle sınırlandırmaz; partinin elindeki güçlere denk düştüğü sürece her türlü mücadele aracını benimser” (52)

Evet, biz hırsızız ama siz de öylesiniz...

9 Ağustos 2010, yazan cokdusunmebunları,
Yorum no: 4165

FBA sıvama fazına geçti, hem yalan söylüyor hem de yalanında ısrarcı, gerçi emek hırsızından ne beklenir ki?

Bari bir şeyi düzgün yapın!

9 Ağustos 2010, yazan EmrahKartaL,
Yorum no: 4166

Sayın ziyaretçi, bir şeyi kanıtlamaya çalışıyorsun bari düzgün yap. Erkin Özalp'in titizliğinin yarısını göstersen bile insanlar bir yere kadar saygı duyar. Önce çavirilerin aslını koy, yorumunu yap sonra de ki "Benzerler" "Aynılar" "Yapılan hatalar aynen aktarılmış" "Kopyalanmış"... Dİyebiliyorsan. Bu arada Özalp'in çevirisi Almanca aslındandır! Bunu da unutma!

Ancak Özalp sizin gibi yapmadı, kendisi çevirilerin aslını koydu. Bari okuma zahmetine girin...

Tetis-Aşil ve kuru gerçekler...

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4167

Daha kısaları yok muydu? “Evet, haklıdır” türü cümleler bulamadınız mı? Aşağıdaki cümlelerin Almancalarını ve/veya İngilizcelerini inceleyenler, çok farklı şekillerde çevrilmelerinin mümkün olmadığını kolaylıkla görebilir (işin enteresan tarafı, tam da Tetis-Aşil olayında, “yok olup gitmek” yerine ölmek [sterben - die] deniyor): 

 
SB: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yeterli değildir.
 
EÖ: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez.
 
ALMANCA: Es genügt nicht zu sagen, wie die Franzosen tun, daß ihre Nation überrascht worden sei.
 
İNGİLİZCE: It is not enough to say, as the French do, that their nation was taken unawares.
 
 
 
SB: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçirdiği evreleri, ana çizgileriyle özetleyelim.
 
EÖ: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçtiği aşamaları, genel hatlarıyla özetleyelim.
 
ALMANCA: Rekapitulieren wir in allgemeinen Zügen die Phasen, die die französische Revolution vom 24. Februar 1848 bis zum Dezember 1851 durchlaufen hat.
 
İNGİLİZCE: Let us recapitulate in general outline the phases that the French Revolution went through from February 24, 1848, to December, 1851.
 
 
 
SB: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında yokolup gideceğini önceden haber vermişti.
 
EÖ: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti.
 
ALMANCA: Thetis, die Meergöttin, hatte dem Achilles prophezeit, daß er in der Blüte der Jugend sterben werde.
 
İNGİLİZCE: Thetis, the sea goddess, prophesied to Achilles that he would die in the bloom of youth.
 
******
 
Diğer örneklere gelince:
 
ME: Güvenilmez kimselerle bile olsa, geçici ittifaklara girmekten korkanlar, ancak kendisine güvenemeyenlerdir; böyle ittifaklar olmasaydı tek bir siyasal parti varolamazdı.
 
FBA: Güvenilmez insanlarla bile geçici ittifaklara girmekten korkanlar yalnızca kendisine güvenmeyenlerdir; bu tür ittifaklar olmadan tek bir siyasal parti bile var olamazdı. (14)
 
İNGİLİZCE: Only those who are not sure of themselves can fear to enter into temporary alliances even with unreliable people; not a single political party could exist without such alliances. 
 
İngilizce cümlede, “can fear” ifadesi kullanılıyor... Yani, “korkanlar” değil, “korkabilir”... Sol Yayınları’ndaki cümle yapısı aynen alınınca, cümleye “korkabilir” diye yazmak mümkün olmamış... Yani, “Yalnızca kendilerinden emin olmayanlar, güvenilmez kimselerle bile (olsa) geçici ittifaklara girmekten korkabilir”miş...
 
 
 
ME: Bu ittifak sayesindedir ki, narodniklere karşı şaşılacak hızla zafer kazanıldı ve marksist düşünceler (kaba bir biçimde de olsa) çok yaygınlaştı.
 
FBA: Bu ittifak sayesinde Narodniklere karşı şaşılacak bir hızla zafer kazanıldı ve Marksist düşünceler (kaba biçimde de olsa) çok yaygınlaştı. (14)
 
İNGİLİZCE: Thanks to this alliance, an astonishingly rapid victory was obtained over Narodism, and Marxist ideas (even though in a vulgarised form) became very widespread. 
 
Görüldüğü üzere, birincisi, karşılarında zafer kazanılanlar, “Narodnikler” değil, “Narodnizm” (ya da “Narodnik akım”)... Nitekim, bazı İngilizce çevirilerde “populism” sözcüğü tercih edilmiş (Kaynak). İkincisi, Marksist düşünceler “kaba biçimde” yaygınlaşmamış; “kabalaştırılmış bir biçimde bile olsa”, çok yaygın hale gelmiş...
 
 
 
ME: "Sosyal-demokrasi kendi elini-kolunu bağlamaz, eylemlerini daha önceden tasarlanmış herhangi bir planla ya da siyasal mücadele yöntemiyle sınırlandırmaz; partinin elinde bulunan güçlere denk düştüğü sürece bütün mücadele araçlarını benimser"
 
FBA: “Sosyal-demokrasi kendi elini kolunu bağlamaz, faaliyetlerini daha önceden tasarlanmış herhangi bir planla ya da siyasal mücadele yöntemiyle sınırlandırmaz; partinin elindeki güçlere denk düştüğü sürece her türlü mücadele aracını benimser” (52)
 
İNGİLİZCE: Social-Democracy does not, tie its hands, it does not restrict its activities to some one preconceived plan or method of political struggle; it recognises all means of struggle as long as they correspond to the forces at-the disposal of the Party,” etc.
 
Daha önce de göstermiştim; burada, çeviriyi farklı gösterme kaygısıyla, “bütün (ya da tüm) mücadele araçları” yerine, “her türlü mücadele aracını” denmiş... “Önceden tasarlanmış” yerine “daha önceden tasarlanmış” denmesi ise, Sol Yayınları’nın tercihiyle ilgili olsa gerek... Ama asıl önemlisi, doğrusu şöyle olmalıydı:
 
“Sosyal demokrasi ... faaliyetlerini, önceden tasarlanmış herhangi bir siyasal mücadele planıyla ya da yöntemiyle sınırlandırmaz ...”
 
İşte “kuru” gerçekler böyle...
 
Ama bunları yazmanın ne anlamı var ki? Arka arkaya her tür yalanı kolaylıkla sıralayabilenlerle tartışmak nasıl mümkün olabilir?

 

Sıra kendi sitelerine eklenen yorumlara gelince...

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4168

soldefter.com'daki yazının altına eklediğim yorum onaylanmamış ve silinmiş... İşte böyle insanlar bunlar...

"Ne Yapmalı? İşler Çığırından Çıkıyor?"

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4171

Sitemizin bu haberi herhangi bir şekilde saldırgan dil kullanılmadan hazırlanmıştır; ayrıca soldefter.com'un gözettiği prensiplerden birisi, burada sol adına yapıcı ve katkıda bulunucu tartışmalara yer verme çabasıdır. O yüzden, hakaretamiz ifade kullanan mailler yayınlanmamaktadır. Sitemize cevap göndermek isteyenlerden ricamız, maillerinin hakaret unsuru sayılan ibarelere yer verilmeden gönderilmesidir.

Kim neyi niçin tartışıyor?

10 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4173

Tartışma klasiklerin çevirilerinin sorunları üzerine olması gerekirken çok başka yerlere gitmiş durumda. Konu işin "hırsızlık" olup olmadığı üzerinde devam ediyor ve iş başka yerlere de kaydı. Elbette hırsızlık olup olmadığı önemli bir sorun. Sonuçta ortada bir emek var. Bunu çalmaya kimsenin hakkı yok. Ama ilerici okur için esas sorun bu değil. Çünkü burada herhangi bir ticari ürünün değil Marksist klasiklerin çevirilmesini tartışıyoruz -ya da onu tartışıyor olmamız gerekirdi. Esas sorun şu olmalı ve bu temelde daha düzeyli bir tartışma yürütülebilmeliydi: Marksist klasiklerin Türkçe çevirilerindeki sorunlar nelerdir, bunları nasıl daha iyi, aslına daha uygun hale getirilebiliriz? Eğer Agora yayınlarının çevirmeni, Sol Yayınları'nın Ne Yapmalı ve diğer Lenin çevirilerini Rusça orijinaline veya bu mümkün değilse yabancı dildeki düzgün bir çevirisine dayanarak kontrol etseydi ve varolan hatalarının önemli bir bölümünü gidererek bir düzeltilmiş çeviri ortaya koysaydı ve Sol Yayınları çevirisinden yararlandığını ve hangi hatalarını düzelttiğini de okuyucuya kitaba ekleyeceği bir notla veya başka bir yayındaki bir açıklama yazısıyla açıklasaydı, ben Sol Yayınlarının (eğer soruna ticari değil özel bir politik ve bilimsel önemi olan klasiklerin daha iyi çevirilerinin Türkiye'deki yaygın okuyucuyla buluşması açısından bakıyorlarsa) buna itiraz edeceğini sanmıyorum. Hatta bu konuda iki yayınevi ortak bir girişimde de bulunabilirdi soruna bu açıdan yaklaşsalardı. O zaman okuyucu da onlara fazlasıyla minettar olurdu ve her iki yayınevine olan saygısı ve sevgisi artardı. Ne yazık ki görebildiğim kadarıyla özellikle Agora yetkilileri soruna bu açıdan yaklaşamıyorlar ve "ticari ürünlerini" savunmaya odaklanmış oldukları için oldukça hırçınlaşıyorlar. Eğer soruna ticari açıdan yaklaşmasalardı -intihal suçlamasını kabul etmeseler bile- en azından Erkin Özalp'ın dikkat çektiği bariz bazı çeviri hatalarını bir katkı olarak görmeleri gerekmez miydi?

k.a.'ya

10 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4174

Siz bu tartışmayı başından beri takip ettiyseniz, tartışma hiç de yapıcı bir yerden değil, doğrudan saldırıyla başladı. Bu sitenin sahipleri, daha kitabın kendisini ve kapağını bile görmeden çeviri yağması var diye başlık attılar (bundan daha açık hırçınlık olur mu!) ve daha sonra kitabı görmediklerini itiraf ettikleri maillerini sildiler. Sonra da bu suçlamalarını kanıtlamak için kaç aydır ve kaç koldan, bin dereden su getiriyorlar... İyi niyeti ya da kötü niyeti kavganın kaynağına bakıp değerlendirin.

k.a doğru söylemişsin ama

10 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4177

k.a doğru söylemişsin ama senin dediğin objektif tartışma için önce bu stalinist gericilikle yüklü kafaların değiştirilmesi gerekir. Zamanında en hızlı stalinist anılanlar bile bugün dünyada yapılan tartışmaları baskı yıllarının merceğiyle okumuyor. stalinizmin dogmatik kabalaştıcı Marksizm anlayışını benimsemiyor, nesnel eleştirilerini sunarak olumlu alternatifini yaratmaya çabalıyor. Stalin'in tahrifatının mahsulü resmi tarihi bağnazlıkla sahiplenmiyor bu sitenin kurucuları gibi. Sen herhalde başından beridir takip edemedin tartışmaları; Agora'ya yapılan saldırının nedeni sadece ve sadece stalinist olmayan bir perspektifle stalinist olmayan bir yayınevinden Lenin çevirisi yapılmasıdır. Yukarda verilen ayrıntı da bunun kanıtıdır. Herşey ortada. Yazılama Ne Yapmalı?yı basacağını aylar önce duyurmuştu. Yapamadılar. Onlardan önce tekellerine aldıklarını zannettikleri Lenin'i stalinist olmayan bir yayınevi yayımlamış oldu. Diğer hazımsızlıklarının yanısıra başlıca garez ve saldırı nedenlerini bu oluşturdu. Sonra Agora'nın üzerine yürümek için her fırsattan yararlandılar. Bunun için önceden saygısızca saldırdıkları Sol Yayınları'nın saygıdeğer editörünü dahi saldırılarına katmaktan çekinmediler. Ama senin iyi niyetli sorgulaman ve Marksist klasiklerin okuru olarak haklı talebin karşılığını bulacaktır. Bu iftirayı siyaset sanan cenahın elle tutulur birşey üretmesi söz konusu bile değil. Agora'yı ve onun gibi ilerici saiklerle yayın yapan yayınevlerini karalama çabaları da sonuçsuz kalacaktır.

akınhay'a ve/veya değerli kıtırcı arkadaşlara

10 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4182

osman akınhay ve/veya değerli kıtırcı arkadaşları,

çeviri/intihal tartışmasında, her tür kıtırı ve kakayı ortaya atarak, tartışmanın zeminini/eksenini kaydırmak, mümkün olduğunca kirlilik yaymak konusundaki çaba ve çalışmalarınız gerçekten takdire şayan. takdir ediyorum yani. yalan değil. böyle hastalıklı ya da mazoşist bir bünyem var, seviyorum!

aynı şekilde, lenin'in eserlerindeki "stalinist şeyler" nelerdir ve nasıl temizlenirler konusundaki titiz  çalışmalarınızı da takdir edebilirim. lakin bunun için gerçekten "titiz" olmanız  gerekir.

örneğin, çevirileriniz içinde, eski çeviriler değiştirilirken kalan sözcükler (dolayısıyla türkçesi bozuk ifadeler) ya da yine benzer değiştirme çabaları içinde kullanılan yanlış takılar vb. konusunda bir titizlik göstermeniz, yahut herhangi bir açıklama yapabilmeniz gerekir. bu yok.

aynı şekilde, eski çevirilerde yapılan (ve orjinal metinde bulunmayan) hataların fba çevirilerinde de neden devam ettiğini, eski çevirilerde atlanan paragrafın, "yeni" fba çevirisinde de neden atlandığını vb. açıklayabilmeniz gerekir. bu da yok.

"biz işveren kullanmayız, sizin gibi sınıf işbirlikçileri kullanır" dedikten sonra, emperyalizm çevirisinde "işveren" neden kalmış bunu açıklamanız gerekir. eee, o da yok.

bir de, madem böyle bir "stalinist şey" var, nedir bu hakikaten yahu? lenin'in ne yapmalı ve emperyalizm çalışmalarında (sol yayınlarında ya da orijinallerinde) ne gibi "stalinist şeyler" vardı da agora onları çıkardı/dönüştürdü/yeniden ele aldı vb. hele bir diyin de bileyim, belki ben de desteklerim, dönerim, yanarım, sönerim... 

bu türden açıklamalar olmayınca ne var, kıtır tabii ki! tüm kıtır türlerini denemeniz hoş. yazılama ve stalinizm bunlar arasında en baştaydı. şimdi yine dönmüşsünüz oraya, ama yok işte yukarıdaki "titizlik" gerektiren çalışmayla hiçbir alakası. yazılama'nın rusça'dan ne yapmalı hazırladığını ben bilmiyordum bile. tam tersine agora'nın tanıtım bültenleri mail olarak geldiği için sizin yayın programınızı daha iyi biliyordum. bu tartışmayla her nasılsa bağlantısını kurduğunuz altı ay önceki yurtseverlik derlemesiyle ilgili eleştirel değerlendirme/haberimi de,  sizin bülten paylaşımınızdan hareketle yapmıştım. yani, oturduğunuz yerden komplolar/kurgular/sistemli ve stalinist saldırı planları hazırlamışlar türü şeyler üretmenize hiç gerek yok sahiden. (ama diyeceksiniz ki, sen de oturdun d.d.'nin akınhay olduğuna dair kurgu ürettin. e, kıtır atarsanız, "kirli savaş" edelim her şeyi mübah eyleyelim derseniz, kıtır atacak arkadaşlara "şöyle bir koz var" diye fiskos yaparsanız, sonra da "yok ben öyle şeylere gelmem ağır abiyim" diye takılacak olursanız olacağı budur! yerim ben o kıtırları...)  

erkin'in almanca'dan marx çevirileri ile benim agora yayınevine bir kitap dosyası vermem, diğer ve son dönem kıtırlardındı. onların da yukarıdaki "titizlik" gerektiren çalışmayla, yapmanız beklenen açıklamalarla hiçbir alakası yok. 

ama illa asıl meselede açıklama yapmayacağız, kıtırdan devam edeceğiz diyorsanız, iyidir, oyalanırız, üç beş yanıt veririz, vermeyiz, o öyle değil böyle deriz; siz yeni mevzular açtıkça, titizce yahut mizahla anlatırız, dağıtırız, toparlarız vb. vb.. lakin işimiz gücümüz var. sizin de vardır elbette. o yüzden, birincisi, polemiğin ana ekseninde, yukarıdaki "titizlik gerektiren açıklamalar"la ilgili diyeceğiniz bir şey varsa öncelikle onu diyiniz. benim izlenimim olmadığı yönünde, ki hep kıtırlarla devam ediyorsunuz. bunu boş veriniz.

ikincisi, mehmet eroğlu'nun fay kırığı serisinin ikincisini bekliyoruz, osman akınhay'dan azizler ve alimler tarzı esaslı çeviriler bekliyoruz, bu tür beklentileri karşılayacak işlere yoğunlaşınız. dilerseniz - ki benim önerim ve ilk açık mektupta ortam yumuşasın diye dile getirdiğim -intihal oldukları besbelli olan emperyalizm ve ne yapmalı kitaplarıyla ilgili özür dileyip, çeviriyi ve redaksiyonu yeniden ele alarak yeni baskılara girişiniz, ayıplı durumunuzu düzeltiniz. neticede, intihal olduğu gün gibi açık bir çeviriyi savunmaya devam ederek, o yanlışlığı fark ettirmemek için de kıtır mıtır atmaya devam ederek itibarınızı daha da düşürmeyiniz. yazık, günah...

kolay gele

ali

4174 nolu mesajı benim

11 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4185

4174 nolu mesajı benim söylediklerime cevaben yazan arkadaş Agora'nın Lenin çevirileriyle ilgili tartışmayı bu sitede başlatanların başından beri saldırgan ve kötü niyetli olduklarını söylüyor. Farzedelim ki bu tartışmayı başlatan Erkin Özalp gerçekten de Agora yayınlarına karşı ciddi bir kötü niyet besliyor - hiç öyle olduğunu sanmıyorum ama bir an için öyle olduğunu varsayalım. Benim yazdıklarımı dikkatlice okusaydınız benim sorunu sadece "iyi niyet-kötü niyet" açısından koymadığımı görebilirdiniz. Erkin Özalp'ın çok "kötü niyetli" olduğu iddiasını bir an için kabul etsek bile, onun başından beri -karşı tarafından tam tersi çabalarına rağmen- sorunu eldeki çevirinin somut sorunları üzerinde tutmaya çabaladığını görüyorum ben. Saldırgan olarak nitelenen "intihal" suçlamasını bu temelde ve kanıtlarıyla ortaya koydu Özalp. Bu noktada "efendim kitabın kapağını bile görmeden konuya girdi" demenin pek bir anlamı kalmıyor bence. Sizin buradan çıkarmak istediğiniz sonuç şu sanırım. Özalp aceleyle ve kötü niyetle, kitaptan sadece birkaç alıntıdan hareket ederek bir saldırı yaptı, sonra kitabı okuyunca durumun abarttığı kadar olmadığını, çevirinin büyük ölçüde özgün olduğunu gördü ama bunu itiraf edemediği ve kötü niyeti devam ettiği için örnekleri daha da çoğaltmaya çalıştı. Ama örnekleri incelediğimiz zaman durumun böyle olmadığını görüyoruz. Yalnızca aynı cümlelerde aynı hataların tekrar edilmekle kalmadığını, buna yeni hatalar da eklendiğini görüyoruz ve bu bir tek kitapta da değil FBA'nın bütün Lenin çevirilerinde görülüyor ve okur açısından da esas sorun burada ortaya çıkıyor. "Az intihal vardı" gibi bir savunma olamayacağına göre tekrar tekrar bu noktayı gündeme getirerek tartışmanın başına dönmenin anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Dürüstçe şöyle bir tutum alamaz mıydı acaba Agora: "Evet, yayınevimizden çıkan çevirilerde belli yerlerde açıkça Sol Yayınları çevirilerinden yararlanılmış ve aynı hatalar tekrar edilmiş, ayrıca bunların gözden geçirilmesi sırasında yer yer yapılan hatalar düzeltilmek yerine yeni hatalar yapılmıştır, bu sorunu önümüzdeki baskılarda düzelteceğiz" denilebilirdi ve buna ek olarak, eğer varsa, FBA'nın Sol Yayınlarında yanlış olup da düzelttiği noktaların örnekleri verilebilirdi ve sonraki basımlarda dikkat çekilen hataların düzeltileceği, çevirilerin tekrar gözden geçirileceği ve ilk baskıları alan kişilere yeni baskıların ücretsiz olarak sağlanabileceği söylenebilirdi. Geçmişte sorunlu yayınlarıyla ilgili olarak bu ciddiyeti göstermiş olan ilerici yayınevleri vardır. Bence Agora böyle bir tutum alsaydı iyi ya da kötü niyetli eleştirilerin sonucu olarak prestiji azalmayıp tam tersine sadece artardı, okurlara ve çevirisini sunduğu klasiklere saygısını ortaya koymuş olurdu. Siz Özalp'ın abarttığını iddia edebilirsiniz ama bu ortada bir sorun olduğunun kabul edilmesine ve bunun bir katkı olarak görülmesine engel olmamalıydı. Bunun yerine tamamen savunmacı bir konuma girerek bu haldeki bir çeviriye sahip çıkmak hatalı olarak gördüğünüz bir müdahaleye tepki olarak hatalı bir tavrı almak oluyor ve özellikle tepki verme biçiminiz sorunu bence yayınevinizin prestiji açısından daha da zora sokuyor.
 

anlaşılmaz

11 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4186

tartışmayı bir süredir tiksinerek takip ediyorum. inci sözlük'e yazsak, "adamlar liseli beyler" diyecekler.

neyse, benim meramım şu: bu siteye troçkistmişçesine yorum yapan arkadaşlar, ya torçkist kılığına girmiş "kıtırcı stalinci"ler, ya da hakikaten troçkistler salak. "lenin külliyatını stalinist olmayan bir perspektifle yeniden çevirmek" dediklerinin palavradan ibaret olması bir yana, sol yayınlarının zamanında marksist klasikleri çevirirken yaptığı "mdd'ci tahrifatlar"ı ilk dile getirenler şimdiki "yurtsever tetikçiler"in evvel zaman hizbi sosyalist devrimciler idi. sevim belli'nin sd'cilerin eline koz vermemek için kırk takla attığını bizzat o kuşağın ağzından duymuştum. zaten daha sonraları, bu adamların bir bölümü ii. tip'ten "anti-sovyet" suçlaması ile gönderilecekti.

ayrıca erkin özalp, 18 brümer ve sınıf mücadeleleri çevirisi ile sol yayınları çevirisi arasında kıyaslama yapmış ve 40 tane "hata" tespit etmişti sol yayınları aleyhine. hanimiş stalinist tahrifatçılar, hanimiş yurtsever tetikçiler?

yani ortada siyasi bir hesap olduğu da yok. intihal suçlamasına karşı mızrağın siyasi hesapçı ucunu sivrilten burak aydar, osman akınhay ve kıtırcı omuzdaşları, baltayı taştan taşa vuruyorlar. troçkistlerin okumuşları, üstüne bir de çeviri yapmaya çalışmışları böyleyse, mürekkep yalamayanlar ne durumdadır, allah bilir.

bu durumda, siyasi bir hesap yapılıyorsa, bunu yurtsever tetikçiler değil, troçkist kafadarlar yapıyor. ne kadar ayıp.

erman

 

 

AdaptiveThemes