Skip to content

Ahmet Nesin: 'Erdoğan'la Uras arasında fark kalmadı'

5 Mayıs 2010, ekleyen Fatih Polatlı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde alıntı yaptığı Aziz Nesin'in oğlu Ahmet Nesin, kişisel blogunda, hem bu olay, hem de BDP milletvekili Ufuk Uras'ın anayasa değişikliği oylamalarına katılması hakkındaki değerlendirmelerini paylaşmış. Nesin, "eski Marksist" dediği Uras'ın ÖDP başkanlığı yaptığı dönemlerden birinde bu partinin üyesi olduğunu da yazmış, "Herkes kendini bir bok sanır" başlıklı yazısında:

 
HERKES KENDİNİ BİR BOK SANIR
 
12 Eylül’den yaklaşık 1-2 yıl sonraydı, babamı görmeye Nesin Vakfı’na gitmiştim. Hem O’nun kitaplarını yayınlıyordum hem de yeni kurduğum Düşün Yayınevi’nin kitaplarını hazırlıyordum. Verdiğim çevirilerin çoğalmasını bekliyordum, arka arkaya 4-5 kitap çıkartarak başlamam gerekiyordu. Babamla bunların programını yaptık, 2-3 gün sohbet ettik. Dönerken bana iki öykü verdi. Bu öyküleri verirken birinin Milliyet Sanat’ta yayınlanamayacağını biliyordu, iki öykü vermesinin gerekçesi de oydu. Zeynep Oral’dan yayınlamayacağı öyküyü alacak ve Gırgır’da yayınlanması için Oğuz Aral’a verecektim ve öyle de oldu.
 
Zeynep Oral’a vermem için. Milliyet Sanat’ta yayınlanmasını istediği öyküleri vapurda okumaya başladım. Öykülerden biri aşk öyküsüydü, diğeri de birisi hakkındaydı. Ben babamın öykülerini okurken katıla katıla gülmem, sadece başkası okurken kendimi tutamam, bunu da ağabeyim Ali’yle beraber keşfettik. Adını tam olarak anımsamıyorum ama sanırım “Dingildeyen Şeyler”di, Ali sesli okumaya başladı. Okumaya başladı dediğime bakmayın, biz nerdeyse katılacağız. Ben alıyorum kitabı olmuyor, Ali devam ediyor olmuyor. İşte bu olaylardan ikincisini babamın verdiği ikinci öyküde vapurda açıkta herkesin önünde yaşadım. Deli gibi gülmeme neden olan öykünün son bölümü hemen hemen şöyle:
 
Aman efendim, O’na ne kadar benziyorsunuz, hele gazetelerde geçen gün trenden eğilerek bir çocuğun başını okşayışınızı gördüm, aynı O gibisiniz. Aman efendim O’na ne kafdar benziyorsunuz, konuşmalarınızı izliyorum, ama ne olur O’nun gibi konuşsaydınız da yellenir gibi konuşmasaydınız. Aman efendim aynı O gibisiniz, hık demiş de burnundan düşmüş gibisiniz ama akraba olmadığınızdan burnundan düşemezsiniz ama pıt demiş de biyerlerinden düşmüş gibisiniz.
 
Dün AKP Recep Tayyip Erdoğan’ı grup konuşmasını izlerken geldi bu öykü aklıma. Dün beni şaşırtan bişey oldu, Erdoğan Nazım Hikmet’ten bahsetti, AKP sıralarından alkışlar koptu,daha sonra Ahmet Kaya’dan söz etti, yine alkış. Ve en son Aziz Nesin’den bahsedince alkışlar tavan yaptı. Nerdeyse “Bis” yapıp babamı sahneye çağıracaklar sandım. Ne yalan söyleyeyim bir tuhaf oldum.
 
AKP milletvekillerini düşündüm, büyük bir çoğunluğunun evinde Aziz Nesin ve Nazım Hikmet kitapları yoktur, bir kez bile okumamışlardır. Türkiye’nin en önemli iki yazarı ve marksistinden nefret ettiklerine adım gibi eminim. Ahmet Kaya’nın da CD’leri yoktur evlerinde. Bundan da eminim. Zaten kitap okuyan ve müzik dinleyen bir kalabalık olmadıklarını da biliyorum.
 
Ama son dönemin demokratlığı böyle bişey, hem şeriatı savunup hem de demokrat olmaya çalışabiliyorsunuz. Biraz ondan, biraz da diğerinden, garip garip yemekler çıkıyor ortaya, ne tadı var ne de tuzu… Türban tartışmasında eski ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın dediği gibi “Türbanlı kızlarla Che t-şört’ü giyenler kol kola okullarına girmeliler. Bunun aksini savunan demokrat olamaz.” Ufuk Uras dün de gösterdi garip demokrat anlayışını, sorumsuz ve sorunsuz cumhurbaşkanının ne kadar sorumlu olduğunu anımsadı ve Anayasa değişimine oy verdi. Oysa kendisini meclise gönderen Kürt Milletvekilleri bu yasaya oy vermediler, yani kendi tabanının demokrasi anlayışına uymayarak ne kadar demokrat olduğunu gösterdi. Şeriatı savunmaktan hapis yatan ve Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ve Aziz Nesin örneklerini veren Recep Tayyip Erdoğan’la bana göre faşist bir yasaya evet diyen eski Marksist Ufuk Uras arasında bir fark kalmadı.
 
Yukarıda anımsattığım öyküden sonra yine babamın yazdığı bir taşlama geldi aklıma. İkisine de gülemedim bu kez, gözlerim yaşlı, göğsüm sanki baskı altında. Gerçekten bu insanlar her şeyi biliyor, hele hele demokrasiyi onlar kadar bilen yok. Tek kusuru bir zamanlar benim de üye olduğum partinin başkanlığını yaparken anlatmadı bize demokrasi savaşımının şeriatten geçtiğini. Herkese hayırlı demokratlıklar…
 
Kaynak: http://ahmetnesin.wordpress.com/2010/05/05/herkes-kendini-bir-bok-sanir/
 
İLGİLİ HABER:
 
'Daha yenilikçi' solcular Ufuk Uras'tan rahatsız

Yorumlar

(eski bir yazı) Soldan sorumlu AKP milletvekili.29 Mayıs 2008

6 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3250

Soldan sorumlu AKP milletvekili

AKP bu statüyü henüz resmen ihdas etmedi. Ama gayrı resmi kadro baştan dolu. Şimdilik bir kişi. Sol zannedilenden ibaret olsaydı fazla bile olurdu!

Kadroyu ve sol zannedilenleri temsil eden, Ufuk Uras.

Uras gerçekte AKP'nin soldan sorumlu milletvekilidir.

Bizzat icat etmediğim bu deyimi bir arkadaşımdan biraz dönüştürerek ödünç aldım. Ancak her ikimiz bu deyimin "fikri mülkiyet hakları"nı Uras'a hediye edebiliriz.

Daha önce bu görev kapsamında çeşitli faaliyetlerde bulunan Uras, bir yıl kadar önce rastlaştığımızda, kendisine atfedilen "tarikatlar sivil toplum kuruluşudur" görüşünün bir tahrifat olduğunu söyleyip sitem etmişti. Ben de bir yazımda söz etmiştim. Ufuk keşke tarikatlar sivil toplumun parçasıdır demekle kalsaydı!

"Yargının bu konularda taraf olmaması gerekir. Yargı mensupları, siyasi parti ve milletvekili gibi davranmamalı."

Bu, bir AKP tezidir. Tezin mucidinin AB olduğu anlaşılmıştır. Yargının bağımsızlığı-tarafsızlığı üstüne Avrupa'nın yeni bir literatüre ne ölçüde yataklık ettiğini bilmiyorum. Ancak bu yöndeki eğilimin işareti bol. AB yetkilileri, Avrupalı burjuva siyasetçiler yargı kurumunun ille de bağımsız olmayabileceğini alenen söyleyebilmekte, bizzat yüksek mahkeme temsilcilerinin, kendimi bildim bileli, yargının bağımsız olmayışından şikayet ettikleri Türkiye'ye "daha da az bağımsızlık" telkin etmektedirler.

Bu tezin bir versiyonu, kendini meclisin tek sosyalist milletvekili ilan eden Uras'a bulaşmış. O da "yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığının da önemli olduğunu" anlatıyor...

Uras bir yana, bu tez yanlıştır.

Birincisi; bağımsızlığı azaltılan, yani egemenlere daha doğrudan mekanizmalarla bağımlı kılınan bir kurumun nasıl tarafsız olacağını biri çıkıp anlatmalıdır!

İkincisi; sömürü düzeninin tarafı olan bir kuruma, bizim "sömürüye karşı taraf olma" çağrısı yapmamız ve daha önemlisi bunun için mücadele etmemiz meşrudur. Tarafsızlık, işte tam da bu türden haklı ve meşru baskı ve mücadeleleri boşa çıkartmanın bir argümanıdır.

Üçüncüsü; tarafsızlık ilkesinin birinci sıraya yazılması, işi yokuşa sürmekten başka ne anlama gelebilir ki? Yargı ve hukuk her zaman her yerde toplumdaki egemen ilişkilere taraftır. Daha açığı, yargı, verili toplumsal düzenin sürdürülmesinin bir aracı, verili yönetici güçlerin egemenlik mekanizmalarından biridir. Yargı kurumlarının kendi sınıfsal aidiyetlerine, düzenin yazılı ilkelerine ihanet etmesini gerçek bir kural haline getiremezsiniz. Yazılı bir kural haline getirirseniz de, döner, bir üstte söylediğim gibi bir demagoji olarak sizi vurur. Dördüncüsü; tarafsızlık tartışması gerçekten pek kısırdır. Zira çok sıkışırlarsa, evet, diye efelenebilirler, biz (kapitalist) müesses nizamdan, (12 Eylülcü) anayasanın temel ilkelerinden, hatta verimliliği bütün dünyada bir norm olarak kabul edilmiş serbest piyasa düzeninden yana tarafız!

Beşincisi; peki benzer bir savunu "bağımlılık" için yapılabilir mi? Bu karşılaştırma bile hangi kavramın üstüne gitmenin, sol açısından ön açıcı olacağını anlatmıyor mu?

Altıncısı; yukarıdaki alıntı, pratikte tek anlama gelir: Siyasi partiler (yani AKP ve dostları), milletvekilleri (yani AKP milletvekilleri) ve Uras eklememiş ama, herhalde AB komiserleri, yargıya verip veriştirmekte özgür olsun; yargının eli kolu bağlı kalsın!

Yedinci olarak ve toparlarsak; yargı objektif olarak taraftır ve başka objektivitelerde de taraf olacaktır. Ama yargı gerçekten de bağımsız olmalıdır.

Yargının dinci gericilikle laiklik, emperyalist kuruluşları merkeze oturtan bir işleyişle siyasal bağımsızlık arasında taraf olmamasını savunan bir sol kendi ipini çeker. Sol, yargının, insanın insanı sömürmesi ile eşitlik ilkesi arasında ikinciden yana taraf kılınması için mücadele etmelidir. Sol, yargıdan, savaş ile barış arasında taraf tutmasını talep etmelidir. Sol, yargının, kâr güdüsü ile kâr için patronlarınca ölüme sürüklenen işçiler arasında taraf olmasını savunur. Bütün bunlar düpedüz siyasi konulardır.

AKP, bağımlı olduğu zaten kabul edilen yargının iplerini büsbütün eline almak istemekte, kendinden yana taraf hale getirmek istediği bu kurumu tehdit ve terbiye etmeyi hedeflemektedir. Yargı reformu tam da budur.

Ve Uras AKP'nin bu operasyonuna da destek atmaktadır: "Yargı reformu belki bu açıdan gerekli. Yargı, siyasi parti gibi davranmamalı..."

"Soldan sorumlu AKP milletvekilliği" nitelemesini fazla ağır bulanlar çıkabilir. Ancak haklı olsalar bile, böyle düşüneceği kesin olanlardan bazılarının ileri derecede AKP'ci olduğu kesindir. Düşünsenize, haber sitesi sesonline'ın, yeni sendikalar yasa tasarısı için zil takıp oynaması kalmış, AKP'nin öğretmenlere grev hakkı tanıdığının altını çizmiş, durduk yerde, "muhtıracılar"ın, yani bu konjonktürde yargının buna karşı olduğunu araya sıkıştırıvermiştir. AKP diliyle bu tür bir haberciliğe "dam üstünde saksağan"dan başka ne denir!

Acaba beni sübjektif davranmaya iten, sadece 3-5 tane içiyor olsam da, şu sigara alışkanlığım mı? Biliyorsunuz, cadde duvarlarını sigara kısıtlamasına destek amacıyla parti "lideri" afişleri süslüyor. Yıllar yılı "liderlik kültü"nü eleştirmek Erdoğan, Yazıcıoğlu veya Baykal'la aynı kalıba girmeyi engellemiyormuş.

Yine de; belki gerçekten ben yanılıyorumdur, ÖDP Genel Başkanına haksızlık yapıyorumdur. Ama Uras'ın biraz çaba göstermemesi ve şu espri merakını dizginlememesi halinde haksızlık yapanlar azalmayacak, tersine çoğalacaktır. Tersane kapatmanın sorunu çözmeyeceğini, önlem alınması gerektiğini anlatmak için, işçi sınıfının 100'e yakın cenaze çıkardığı bu sektör hakkında "Başı ağrıyor diye kafa mı kesiliyor?" soru-esprisiyle (!) söze başlayan, yanlış anlaşılmayı hak etmiş demektir! Öldürülen işçiler baş ağrısı mıdır? Bu esprinin, patron ve yöneticilerinin tamamının tutuklanması, devletin el koyması gereken Selah Tersanesi'ni dostlar alışverişte görsün niyetine kapatıp açanlara yakıştığı açık değil midir?

http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=31488

 

 

AdaptiveThemes