Skip to content

Agora'dan çıkan 'Emperyalizm' de bir çeviri yağması!

3 Ağustos 2010, ekleyen Erkin Özalp

Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Emperyalizm - Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” başlıklı kitap da, Lenin’in yine Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Ne Yapmalı?”sı gibi, Sol Yayınları’nın İnternet ortamına aktarılmış olan çevirisi kullanılarak ve onun üzerinde değişiklikler yapılarak hazırlanmış. Bazı cümleler çok değiştirilmiş, bazı cümleler az değiştirilmiş... Bazen İngilizce metne bakılarak düzeltmeler yapılmış, bazen İngilizce metne bakılmadığından aynı hatalar tekrarlanmış... Bazen de “çeviriyi farklı gösterme” çabası yüzünden yeni hatalar yapılmış... Bu arada, kitabın hiçbir yerinde, Cemal Süreya’nın Sol Yayınları için hazırladığı çeviriden “yararlanıldığına” değinilmemiş...

 
 
Çevirmen olarak Ferit Burak Aydar’ın imzasını taşıyan “Ne Yapmalı?” hakkındaki tartışmada, hırsızlık (intihal) yapıldığını gösteren örnekleri biraz dağınık bir şekilde vermiştim. Bu kez, sadece “açık kanıt” niteliğini taşıyan örnekleri derli toplu bir şekilde sunacağım.
 
Örneğin, Sol Yayınları’nın Cemal Süreya çevirisinde atlanmış olan bir cümlelik bir paragrafın, Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitapta da atlanmış olması gibi... (Bundan başka örnek vermeye, kanıt göstermeye gerek var mı?)
 
Örneğin, Cemal Süreya çevirisindeki bazı maddi hataların Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitapta aynen tekrarlanması gibi...
 
Örneğin, Cemal Süreya çevirisindeki ziyadesiyle “çevirmene özgü” tercihlerin Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitapta aynen tekrarlanması gibi...
 
Bu arada, iki metin arasındaki “benzerlik”leri daha da ilginç kılan bir gerçek var: Cemal Süreya, “Emperyalizm”i, Fransızcasından çevirmiş! Bu da, Ferit Burak Aydar’ın hırsızlık yaptığını anlamayı kolaylaştırıyor.
 
Ferit Burak Aydar’ın “ben çevirdim” diye imzasını attığı “Emperyalizm”den hırsızlık örnekleri (kalınlaştırmalar bana ait):
 
 
 
CS (Cemal Süreya): ... toplamı 8,8 milyon beygirgücü olan enerjinin 6 milyonunu, yani %73,3'ünü ...
 
FBA (Ferit Burak Aydar): ... toplamda 8,8 milyon beygir gücü olan buhar enerjisinin 6,6 milyonunu, yani yüzde 73,3’ünü ... (s. 4)
 
İNGİLİZCE: ... they use 6,600,000 steam horse power out of a total of 8,800,000, i.e., 75.3 per cent ...)
 
Cemal Süreya çevirisindeki “6 milyon” düzeltilmiş, ama “73,3”ün düzeltilmesi unutulmuş!
 
 
 
CS: Onbin kadar büyük işletme, her şeydir; milyonlarca küçük işletme ise, hiçbir şey.
 
FBA: 10 bin kadar büyük işletme her şeydir, milyonlarca küçük işletme ise hiçbir şey. (4)
 
İNGİLİZCE: Tens of thousands of huge enterprises are everything; millions of small ones are nothing.
 
DOĞRUSU: “On binlerce büyük işletme...”
 
 
 
CS: Amerikan istatistiklerine göre, bu ülkede, 250 sanayi dalına yayılmış 3.000 kadar dev işletme vardır. Bu da, her sanayi dalına bir düzine dev işletme düşüyor izlenimini uyandırmakta.
 
FBA: Amerikan istatistiklerine göre, ABD’de 250 sanayi dalına yayılmış 3 bin dev işletme bulunmaktadır, yani genel olarak konuşacak olursak her sanayi dalına bir düzine büyük işletme düşmektedir. (6)
 
İNGİLİZCE: American statistics speak of 3,000 giant enterprises in 250 branches of industry, as if there were only a dozen enterprises of the largest scale for each branch of industry.
 
Burada, Cemal Süreya’nın metnini değiştirmeye çalışırken, muhtemelen “speak of” ifadesi yanlış anlaşılarak “genel olarak konuşacak olursak” diye bir şey uydurulmuş; Cemal Süreya’nın Fransızca metinden hareketle doğru olarak “izlenimini uyandırmakta” diye çevirdiği “as if” ifadesi ise yok sayılmış... Diğer yandan, “bir düzine”nin başındaki Cemal Süreya çevirisinde bulunmayan “yalnızca” (“only”) sözcüğü, Ferit Burak Aydar metninde de yer bulamamış... Ama “only”, Fransızca metinde olmadığı için, Cemal Süreya çevirisinde de yok:
 
FRANSIZCA: La statistique américaine porte: 3 000 entreprises géantes pour 250 branches industrielles. Cela ne ferait, semble-t-il, qu'une douzaine d'entreprises géantes par industrie.
 
 
 
CS: Ne var ki, bu durum, sanayiin yoğunlaşmasını ve karteller, sendikalar gibi tekelci işveren birliklerinin oluşumunu ancak hızlandırmıştır.
 
FBA: Oysa Almanya’daki durum, sanayinin yoğunlaşmasını ve karteller, sendikalar gibi tekelci işveren birliklerinin oluşumunu yalnızca hızlandırmıştır. (7-8)
 
İNGİLİZCE: But this is a circumstance which only accelerates concentration and the formation of monopolist manufacturers’ associations, cartels, syndicates, etc.
 
DOĞRUSU: ... tekelci imalatçı birliklerinin, kartellerin, sendikaların vb. oluşumunu ...
 
“Ne Yapmalı?” tartışmasında “işveren” sözcüğü hakkında gürültü koparan ve beni “sınıf işbirlikçiliği”yle suçlayacak kadar saçmalayan Ferit Burak Aydar, Cemal Süreya çevirisinde “manufacturer” (imalatçı) sözcüğüne karşılık olarak kullanılan “işveren” sözcüğünü olduğu gibi bırakmış! Bu arada, Cemal Süreya’nın çevirisinde yanlış yok, çünkü Fransızcası öyle!
 
FRANSIZCA: Mais cette circonstance n'a pu que hâter la concentration et la formation d'unions monopolistes de patrons : cartels, syndicats, etc.
 
 
 
CS: ... İngiltere'de, tekelci şirketler, karteller ve tröstler...
 
FBA: ... İngiltere’de tekelci şirketler, karteller ve tröstler ... (8)
 
İNGİLİZCE: Britain ... monopolist manufacturers’ associations, cartels and trusts ...
 
Cemal Süreya, İngilizce çevirilerde “monopolist manufacturers’ associations” şeklinde geçen ifadeyi bu kez, yine Fransızca metinden hareketle, “tekelci şirketler” diye çevirmiş, Ferit Burak Aydar, İnternet’ten indirdiği metnin bu bölümünü de değişiklik yapmadan bırakmış...
 
FRANSIZCA: ... les associations monopolistes d'entrepreneurs, cartels et trusts ...
 
 
 
CS: Sorunu, Avrupa ölçeğinde ele alırsak, serbest rekabetin gelişmesinin 1860-1880 yılları arasında doruğuna vardığını görürüz.
 
FBA: Sorunu Avrupa ölçeğinde ele alırsak, serbest rekabetin gelişiminin 1860-1880 yılları arasında doruk noktasına ulaştığını görürüz. (9-10)
 
İNGİLİZCE: If we examine the question on a European scale, we will find that the development of free competition reached its apex in the sixties and seventies.
 
DOĞRUSU: ‘60’lı ve ‘70’li yıllarda
 
Yine Cemal Süreya’nın Fransızcadan çeviri yapmasından kaynaklanan bir sorun!
 
FRANSIZCA: Si l'on examine la question à l'échelle européenne, le développement de la libre concurrence atteint son apogée entre 1860 et 1880.
 
 
 
CS: Gene bunlar, toplam işçi sayısının 1904'te %70,6'sını, 1909'da %75,6'sını, yani dörtte-üçünden fazlasını çalıştırmaktaydı.
 
FBA: Bu işletmeler, toplam işçi sayısının 1904’te yüzde 70,6’sını, 1909’da yüzde 75,6’sını, yani dörtte üçünden fazlasını istihdam ediyorlardı. (12)
 
İNGİLİZCE: These employed in 1904, 70.6 per cent, and in 1909, 75.6 per cent, i.e., more than three-fourths of the total wage-earners.
 
Wage-earners = Ücretliler
 
FRANSIZCA: Elles employaient en 1904 70,6% et en 1909 75,6%, soit les trois quarts du total des ouvriers.
 
ouvriers = işçiler
 
 
 
CS: 100 milyon dolarlık adi hisse senedi, 150 milyon dolarlık imtiyazlı hisse senedi çıkarmıştı.
 
FBA: 100 milyon dolarlık adi hisse senedi, 150 milyon dolarlık imtiyazlı hisse senedi çıkarmıştı. (12)
 
İNGİLİZCE: It issued $100,000,000 common and $106,000,000 preferred stock.
 
 
 
CS: "Borsa, eskiden, bankaların çıkardıkları 'kıymetleri' henüz müşterileri arasına plase edemediği zamanlarda sahip olduğu o vazgeçilmez değişim aracısı niteliğini uzun bir süreden beri yitirmiş bulunuyor."
 
FBA: “Borsa, eskiden, bankaların piyasaya sürdükleri kıymetli kâğıtları henüz müşterileri arasına yatıramadığı zamanlarda sahip olduğu o vazgeçilmez dolaşım aracı niteliğini çoktan yitirmiş bulunuyor.” (33)
 
Bir şey anlayabildiniz mi?
 
İNGİLİZCE: “The Stock Exchange has long ceased to be the indispensable medium of circulation that it formerly was when the banks were not yet able to place the bulk of new issues with their clients.”
 
Burada, bankaların, geçmişte, yeni değerli kâğıtlar (menkul kıymetler) çıkarıp bunları müşterilerine satma olanağından yoksun oldukları söyleniyor...
 
 
 
CS: Bu sonuncuların 289'unda, ya yönetim kurulu başkanlığı ya da iki üyelik ele geçirilmiştir.
 
FBA: Bu şirketlerin 289’unda ya yönetim kurulu başkanlığı ya da iki üyelik ele geçirmişlerdir. (36)
 
İNGİLİZCE: In 289 of these companies they either had two of their representatives on each of the respective Supervisory Boards, or held the posts of chairmen.
 
DOĞRUSU: Bu şirketlerin 289’u özelinde, ya bunların her birinin Denetim Kurulunda iki temsilcileri bulunuyordu, ya da başkanlık koltuğunu ellerinde tutuyorlardı.
 
 
 
CS: “... bankaların, ayaklarının altından toprağın kaymasını önlemek için, bir alanda ya da belli bir sanayide uzmanlaşması gereğini ileri süren bazı düşüncelerin tersine ...”
 
FBA: “... bankaların ayaklarının altından toprağın kaymasını önlemek için belli bir iş alanında ya da belli bir sanayi dalında uzmanlaşması gerektiğini ileri süren bazı görüşlerin tersine ...” (39)
 
İNGİLİZCE: “... contrary to the demand sometimes expressed in the literature that banks should specialise in one kind of business or in one branch of industry in order to prevent the ground from slipping from under their feet ...”
 
DOĞRUSU: ... yazında (literatürde) zaman zaman dile getirilen talebin ...
 
 
 
CS: Bu tüccar, Rus marksizminin kurucusu geçinen [14*] ve emperyalizmi halkların birine özgü bir kusur olarak gören bazı ağzı kalabalık yazarlardan daha köklü, daha "marksist" bir emperyalizm anlayışına ulaşmıştı.
 
FBA: Bu tüccar, Rus Marksizminin kurucusu olarak bilinen ve emperyalizmi belli bir ulusa özgü bir kusur olarak gören bazı itibarsız yazarlardan daha derin, daha ‘Marksist’ bir emperyalizm anlayışına sahiptir. (46)
 
İNGİLİZCE: This merchant has a much deeper and more “Marxist” understanding of imperialism than a certain disreputable writer who is held to be one of the founders of Russian Marxism and believes that imperialism is a bad habit of a certain nation....
 
Sol Yayınları baskısında, Lenin’in bu paragrafta Plehanov’dan söz ettiği, dipnot bilgisi olarak aktarılıyor. İngilizce metinde, “yazarlar”dan değil, “belirli bir yazar”dan söz ediliyor. “Marksizmin kurucusu olarak bilinen” değil, “Marksizmin kurucularından biri sayılan” bir yazardan... (Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitapta bu cümleyle ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmiyor.)
 
 
 
CS: Açık veren işletmelerin "sağlamlaştırılması"nda sermaye-hisseleri düşük tutulmuştur, yani kârlar en küçük sermaye üzerinden dağıtılmakta, ve ona göre hesaplanmaktadır.
 
FBA: Açık veren işletmelerin ‘yeniden yapılandırılması’ söz konusu olduğunda, “sermaye hisseleri düşük tutulur, yani kârlar küçük sermaye üzerinden dağıtılır ve bu temelde hesaplamaya devam edilir. (55)
 
İNGİLİZCE: In the “reconstruction” of undertakings which have been running at a loss, “the share capital is written down, that is, profits are distributed on a smaller capital and continue to be calculated on this smaller basis.
 
Hisse senetli şirketlerin sermaye değerlerinin (daha doğrusu sermayelerinin defter değerlerinin) azaltılmasından söz ediliyor...
 
 
 
CS: [3. bölümün sonundaki tek cümlelik paragraf eksik]
 
FBA: [3. bölümün sonundaki tek cümlelik paragraf eksik] (61)
 
İNGİLİZCE: [3. bölümün sonundaki tek cümlelik paragraf:] It is particularly important to examine the part which the export of capital plays in creating the international network of dependence on and connections of finance capital.
 
 
 
CS: ... Rockefeller petrol tröstü ... başlıca düşmanı olan Felemenk-İngiliz Shell tröstüne yetişmek için Felemenk Hindistanı'ndaki petrol kaynaklarını ele geçirdi.
 
FBA: ... Rockefeller ‘petrol tröstü’ ... başlıca düşmanı olan İngiliz-Hollanda Shell tröstüne yetişmek üzere Hollanda Hindistanı’ndaki petrol sahalarını ele geçirdi. (74)
 
İNGİLİZCE: ... the Rockefeller “oil trust” ... bought up oilfields in the Dutch Indies, in order to strike at its principal enemy, the Anglo-Dutch Shell trust.
 
DOĞRUSU: ... Rockefeller “petrol tröstü” ... başlıca düşmanı olan İngiliz-Hollandalı Shell tröstüne darbe vurmak için, Hollanda Hindistanı’ndaki [Endonezya] petrol sahalarının tümünü satın aldı.
 
 
 
CS: ... Die Bank dergisi, Almanya'nin, petrol tröstü ile, ancak elektriğe tekel koyarak ve su gücünü ucuz yoldan elektrik enerjisine dönüştürerek savaşım verebileceğini yazıyordu.
 
FBA: ... Die Bank dergisi, buna ilişkin olarak, Almanya’nın petrol tröstüyle savaşabilmesinin yegâne yolunun elektriğe tekel koymak ve su gücünü ucuz yoldan elektrik enerjisine dönüştürmek olduğunu yazıyor ve ... (75)
 
İNGİLİZCE: ... Die Bank, wrote in this connection that Germany could fight the oil trust only by establishing an electricity monopoly and by converting water-power into cheap electricity.
 
DOĞRUSU: ... bir elektrik tekeli oluşturma ... su gücünü ucuz elektriğe dönüştürme ...
 
 
 
CS: Fransa, birinci, ikinci ve üçüncü yıllarda, sırasıyla, yüzde-yüzün ötesinde, yani %104,8, toplam üzerinden %4,8; %5,8 ve %6,4 oranlarla kartele katıldı.
 
FBA: Fransa, birinci, ikinci ve üçüncü yıllarda, sırasıyla yüzde 100’lük sınırın üstünde, yani yüzde 104,8 toplam üzerinden yüzde 4,8, yüzde 5,8 ve yüzde 6,4 oranlarıyla kartele katıldı. (77)
 
İNGİLİZCE: France came in later and received 4.8 per cent, 5.8 per cent and 6.4 per cent in the first, second and third year respectively, over and above the 100 per cent limit, i.e., out of a total of 104.8 per cent, etc.
 
Yüzde 104,8’lik toplam sabit değil; yüzde 5,8’lik oran söz konusu olduğunda bu toplam yüzde 105,8, yüzde 6,4’lük oran söz konusu olduğunda yüzde 106,4 oluyor...
 
 
 
CS: Yukarda, tekel-öncesi kapitalizmin, serbest rekabetin egemen olduğu kapitalizmin gelişme sınırına 1860-1870 yılları arasında vardığını görmüştük ...
 
FBA: Yukarıda, tekel öncesi kapitalizmin, yani serbest rekabetin egemen olduğu kapitalizmin gelişme sınırına 1860-1870 yılları arasında ulaştığını görmüştük. (82)
 
İNGİLİZCE: We saw above that the development of premonopoly capitalism, of capitalism in which free competition was predominant, reached its limit in the 1860s and 1870s.
 
DOĞRUSU: 1860’lı ve 1870’li yıllarda
 
FRANSIZCA: On a vu plus haut que le capitalisme prémonopoliste, le capitalisme où prédomine la libre concurrence, atteint la limite de son développement entre 1860 et 1880 ...
 
 
 
CS: 1876'dan sonra sömürge edinme olayı, dev ölçüler içinde yayılıyor: 40 milyon kilometre kareden 65 milyon kilometre kareye, yani birbuçuk katına yükseliyor.
 
FBA: 1876’dan sonra sömürgeler muazzam boyutlara ulaştı ve yüzde 50’den fazla bir artış göstererek 40 milyon kilometre kareden 65 milyon kilometre kareye çıktı. (85-86)
 
İNGİLİZCE: After 1876 colonial possessions increased to enormous dimensions, by more than fifty per cent, from 40,000,000 to 65,000,000 square kilometres for the six biggest powers ...
 
“en büyük altı güç/devlet” ifadesi atlanmış...
 
 
 
CS: Kapitalist emperyalizm çağının sömürge politikasından sözederken şu noktayı özellikle belirtmek yerinde olacaktır ki, mali-sermaye ve büyük güçlerin dünyanın ekonomik ve siyasal yönden paylaşılması olarak özetleyeceğimiz dış politikası, çeşitli devletler için geçici bağımlılık biçimleri yaratmaktadır.
 
FBA: Kapitalist emperyalizm çağının sömürge siyasetinden söz ederken şu noktayı özellikle belirtmek gerekiyor: Mali sermaye ve onun dış siyaseti, yani büyük güçlerin dünyayı ekonomik ve siyasal yönden paylaşmak uğruna yürüttükleri mücadele, bazı devletler için geçici bağımlılık biçimleri yaratmaktadır. (91)
 
İNGİLİZCE: Since we are speaking of colonial policy in the epoch of capitalist imperialism, it must be observed that finance capital and its foreign policy, which is the struggle of the great powers for the economic and political division of the world, give rise to a number of transitional forms of state dependence.
 
DOĞRUSU: ... devlet bağımlılığının bir dizi geçici/ara biçimini ortaya çıkarmaktadır.
 
 
 
CS: ... işte milyarlarlı çekip çeviren on kadar bankanın onlarla birleşip kaynaşan sermayeleri.
 
FBA: ... işte milyarları çekip çeviren on kadar bankanın onlarla birleşip kaynaşan sermayeleri. (95)
 
İNGİLİZCE: ...  and merging with them, the capital of a dozen or so banks, which manipulate thousands of millions.
 
Başka yerlerde “dozen” sözcüğünü tıpkı Cemal Süreya gibi “düzine” diye “çeviren” Ferit Burak Aydar, burada, yine tıpkı Cemal Süreya gibi, “on kadar” demeyi tercih etmiş! (Kim bilir, belki de diğer “düzine”leri görmeyen Osman Akınhay, tam da burada, Ferit Burak Aydar’ın metnindeki “düzine” sözcüğünü “on” diye değiştirmiştir, söz konusu sözcüğün güzel dilimizde pek kullanılmadığı iddiası doğrultusunda... “Ne Yapmalı?”yla ilgili tartışmalarda pek güzel bir şekilde izah etmişti “düzine” meselesini..)
 
FRANSIZCA: ... les capitaux d'une dizaine de banques brassant des milliards.
 
 
 
CS: "Yeni emperyalizm, eskisinden, ilkin, büyüyen bir tek imparatorluğun tutkusu yerine, herbiri aynı siyasal genişleme ve ticari çıkar hırsıyla hareket eden birbirlerine rakip birçok imparatorluk teori ve pratiğini koyma bakımından, ikinci olarak, mali çıkarların ve yatırım çikarlarının ticari çıkarlara egemen olması bakımından ayrılmaktadır."
 
FBA: “Yeni emperyalizm, eskisinden, ilkin, büyüyen tek bir imparatorluğun emelleri yerine, her biri aynı siyasal genişleme ve ticari çıkar hırsıyla hareket eden birbirlerine rakip birçok imparatorluk teori ve pratiğini koyma bakımından; ikinci olarak da, mali çıkarların ve yatırımcı çıkarlarının ticari çıkarlara egemen olması bakımından ayrılmaktadır.” (99)
 
İNGİLİZCE: “The new imperialism differs from the older, first, in substituting for the ambition of a single growing empire the theory and the practice of competing empires, each motivated by similar lusts of political aggrandisement and commercial gain; secondly, in the dominance of financial or investing over mercantile interests.”
 
Burada, Cemal Süreya’nın çevirisinde yalnızca bir iki ufak rötuş yapılmış; “benzer” anlamına gelen “similar” sözcüğünün “aynı” diye bırakılması, cümlelerin aşırı benzerliğinin yanında çok da önemli olmayan bir ipucu olarak kalmış... Fransızca çeviride ise “aynı” anlamına gelen “mêmes” sözcüğü kullanılıyor!
 
FRANSIZCA: Le nouvel impérialisme se distingue de l'ancien, premièrement, en ce qu'il substitue aux tendances d'un seul Empire en expansion la théorie et la pratique d'Empires rivaux, guidés chacun par les mêmes aspirations à l'expansion politique et au profit commercial; deuxièmement, en ce qu'il marque la prépondérance sur les intérêts commerciaux des intérêts financiers ou relatifs aux investissements de capitaux.
 
 
 
CS: Eskiden, örneğin, Uluslararası Ray Sendikası ya da Uluslararası Deniz Ticaret Tröstü içinde, Almanya'nın da katılmasıyla dünyayı rahatça paylaşmış olan Amerika'yı ve başka ülkelere ait mali-sermaye, şimdilerde, hiç de barışçı olmayan usullerle işleyen yeni kuvvet ilişkileri içinde, bir yeniden paylaşma çabası içinde değil midir?
 
FBA: Eskiden, örneğin, Uluslararası Demiryolu Sendikası ya da Uluslararası Deniz Ticareti Tröstü içinde, Almanya’nın da katılımıyla dünyayı rahatça paylaşmış olan Amerika’ya ve başka ülkelere ait mali sermaye, şimdilerde, hiç de barışçıl olmayan yöntemlerle işleyen yeni güç dengesine göre dünyayı yeniden paylaşma çabası içinde değil midir? (105)
 
İNGİLİZCE: Is not American and other finance capital, which divided the whole world peacefully with Germany’s participation in, for example, the international rail syndicate, or in the international mercantile shipping trust, now engaged in redividing the world on the basis of a new relation of forces that is being changed by methods anything but peaceful?
 
“Yeni kuvvet ilişkileri” ya da “yeni güç dengesi”, doğal olarak, “işlemek” gibi bir eylemde bulunmuyor; barışçı olmayan yöntemler tarafından “değiştiriliyor”...
 
 
 
CS: Oysa, kuvvetler arasındaki ilişki, değişikliğe uğradıktan sonra, kapitalist düzende çelişkilerin çözümünü sağlayacak kuvvetten başka şey var mıdır.
 
FBA: Kapitalizmde güçler dengesi değiştiğinde, çelişkileri çözmek için şiddetten başka bir yol var mıdır? (105)
 
İNGİLİZCE: Once the relation of forces is changed, what other solution of the contradictions can be found under capitalism than that of force?
 
Bu kez, Türkçe metin üzerinde “düzeltme” çalışması yapılırken, Lenin’in vurguları çöpe atılmış! Lenin, “kapitalizmde güçler dengesi değiştiğinde” ne olacağını tartışmıyor; güçler dengesi bir kez değiştiğinde, kapitalist düzende, çelişkilerin çözümü için kuvvetten başka bir yolun bulunamayacağını söylüyor... (Anlaşıldığı kadarıyla, Cemal Süreya’nın İnternet’teki çevirisi bilgisayara indirilirken, italikler yok edilmiş... Son iki örnekte, İngilizce metinde ve Cemal Süreya çevirisinde bulunan italik harfler, Ferit Burak Aydar imzalı metinde yok sayılmış...)
 
 
 
CS: "Almanya'da, Fransizların rantiye olmak özlemiyle alay edilir. Ama burjuvazi yönünden Almanya'daki durumun da gitgide Fransa'dakine benzediği unutuluyor."
 
FBA: “Almanya’da, Fransızların rantiye olma özlemiyle alay edilir. Nedense burjuvazi açısından Almanya’daki durumun gitgide Fransa’dakine benzediği unutulmaktadır.” (111)
 
İNGİLİZCE: “People in Germany are ready to sneer at the yearning to become rentiers that is observed in France. But they forget that as far as the bourgeoisie is concerned the situation in Germany is becoming more and more like that in France.”
 
“Nedense” sözcüğünün orada ne aradığını bir yana bırakalım... Cemal Süreya, Fransızca metni çevirirken, İngilizce metne göre “özet” sayılabilecek cümleler çıkmış ortaya. İngilizce metin temel alınsa, şuna benzer bir çeviri yapılabilir:
 
“Almanya’daki insanlar, Fransa’da gözlenen rantiye olma özlemiyle alay etmeye hazırdır. Ama, burjuvazi söz konusu olduğunda, Almanya’daki durumun Fransa’dakine gitgide daha fazla benzediğini unutuyorlar.”
 
FRANSIZCA: “On se moque volontiers, en Allemagne, de la tendance qu'ont les Français à se faire rentiers. Mais on oublie qu'en ce qui concerne la bourgeoisie, la situation en Allemagne devient de plus en plus analogue à celle de la France.”
 
 
 
CS: Emperyalizmin, sözünü ettiğimiz olaylar dizisine bağlanabilir özellikleri arasında ...
 
FBA: Emperyalizmin, anlattığım olaylar dizisiyle bağlantılı özelliklerinden birisi de ... (116)
 
İNGİLİZCE: One of the special features of imperialism connected with the facts I am describing ...
 
İngilizce metindeki “olgular”, her iki metinde de “olaylar dizisi”ne dönüşmüş... Tesadüf işte... Fransızca metinde “au groupe de phénomènes” denmesiyle ilgili olmasın?
 
 
 
CS: ... herbiri, karteller, mali sermaye, alacaklı-borçlu ilişkileri sayesinde ...
 
FBA: ... her biri, karteller, mali sermaye, alacaklı-borçlu ilişkileri sayesinde ... (119)
 
İNGİLİZCE: ... thanks to trusts, cartels, finance capital and creditor and debtor relations ...
 
Cemal Süreya, “tröstler” sözcüğünü atlamış; “yeni” metinde de aynısı olmuş; atlanması kolay bir sözcük tabii!..
 
 
 
CS: "Sermayedeki yayılma dürtüsü emperyalizmin baskı ve şiddet yöntemleriyle değil, barışçı demokrasiyle en elverişli ölçülere ulaşabilir."
 
FBA: “Sermayedeki yayılma dürtüsü emperyalizmin şiddet yöntemleriyle değil, barışçıl demokrasiyle en elverişli ölçülere ulaşabilir.” (125)
 
İNGİLİZCE: “The urge of capital to expand ... can be best promoted, not by the violent methods of imperialism, but by peaceful democracy.”
 
Cemal Süreya’nın “elverişli ölçülere ulaşma” şeklindeki çevirisi hayli özgün bir tercih (“peuvent être le mieux favorisées”)... Bu arada, İngilizce metinde bulunan ve alıntılanmayan bir bölümün varlığına işaret eden üç nokta, Fransızca metinde yok...
 
 
 
CS: “Alman bankalarının aracılığıyla imzalanan yeni bir ikraz anlaşmasından sonra ihracat 1907'de 84,1 milyon marka yükseldi, ancak bu da 1908'de gene 52,4 milyon marka düştü."
 
FBA: “Alman bankalarının Şili’ye verdikleri yeni bir kredinin ardından ihracat 1907’de 84,7 milyon marka yükseldi, fakat 1908’de yine 52,4 milyon marka düştü.” (129-130)
 
İNGİLİZCE: “A new Chilean loan floated by the German banks in 1906 was followed by a rise of exports to 84,700,000 marks in 1907, only to fall again to 52,400,000 marks in 1908.”
 
Cemal Süreya, “1906’da”yı atlamış, “yeni” çeviride de aynısı olmuş... (Ama bu arada, “84,1 milyon” hatası düzeltilmiş.)
 
 
 
CS: ... çelişkileri, sermayenin muazzam "işlemleri" ...
 
FBA: ... çelişkileri, sermayenin muazzam ‘işlemleri’ ... (131)
 
İNGİLİZCE: ... the gigantic “operations” (and gigantic profits) of finance capital ...
 
DOĞRUSU: mali sermayenin
 
 
 
KAYNAKLAR:
 
Cemal Süreya’nın Sol Yayınları’ndan çıkan çevirisinin İnternet’e aktarılmış hali:
 
http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/emperyalizmtr.html
 
Lenin’in “Emperyalizm”inin İngilizcesi:
 
http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1916/imp-hsc/index.htm
 
http://books.google.com/books?id=RfKMOwRb1-kC
 
http://books.google.com/books?id=Gh4KAQAAIAAJ
 
http://books.google.com/books?id=Qk_A74ZnjNMC
 
Lenin’in “Emperyalizm”inin Fransızcası:
 
http://www.marxists.org/francais/lenin/works/1916/vlimperi/vlimp.htm
 
Not: Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Emperyalizm”de, çeviri için hangi metnin temel alındığı konusunda hiçbir bilgi verilmiyor. “Türkçesi: Ferit Burak Aydar”... O kadar!..
 
 
İLGİLİ YAZILAR:
 
Agora’dan çıkan ‘Ne Yapmalı?’ bir çeviri yağması! (tartışmaları başlatan yazı)
 
ALİ MERT: Osman Akınhay’a kısa ve açık mektup
 
Muzaffer İlhan Erdost’un ‘Ne Yapmalı?’ çevirisi üzerine notları
 
‘Ne Yapmalı?’ çeviri tartışması Radikal’de
 
Muzaffer İlhan Erdost: ‘Sol Yayınları bir efsanedir’ (Erdost'un Radikal'e cevabı)
 

ALİ MERT: Yayıncı ile çevirmen yine bir gün... (Yukarıdaki yazı hakkında...)

Yorumlar

FBA hangi dilden çevirmiş?

4 Ağustos 2010, yazan Muzaffer Osmanoğlu,
Yorum no: 4077

Muhterem kitabı hangi dilden çevirmiş? Onu da bilsek daha iyi olacak sanırım. (Türkçeden Türkçeye de bir seçenek tabii)

'Çevirinin' hangi dilden yapıldığı hakkında...

4 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4079

Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Emperyalizm”de, bu “çeviri” için hangi kaynaktan/kaynaklardan yararlanıldığı hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Hangi dilden çeviri yapıldığı bile belirtilmiyor. Belki de, karşılaştırma yapılmasını zorlaştırmak için!
 
Kesin olan, “Lenin külliyatı yayınlıyoruz” diyen Agora Kitaplığı’nın bir şeyleri gizlemeye çalıştığı. Her ciddi çeviride, özgün metin (ve varsa karşılaştırma için başvurulan metinler) belirtilir.
 
“Ne Yapmalı?”yı İngilizceden çevirdiğini iddia etmiş olan Ferit Burak Aydar, “Emperyalizm”in sonuna, “Collected Works”ten, yani Lenin’in eserlerinin İngilizce çevirilerinden bazı bölümler eklemiş. Genel olarak, kitabı Fransızcadan çevirmiş olduğunu iddia edebileceğini düşündürebilecek herhangi bir şey bulunmuyor; Cemal Süreya’nın çevirisini yağmalarken düzeltmeyi unuttuğu bölümler dışında...
 

Stalin'e giydirmek için tahrifat şart mıdır?

4 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4081

Başka nasıl olabilirdi ki?

İntihal suçlamasının somut kanıtları ortada olduğu halde "kanıt yok ki, Stalinist zaten bunlar, yurtsever tetikçiler sizi, TKP işte ya başka açıklamaya gerek var mı..." tekerlemesine sığınmalarından belliydi bunun arkasının geleceği.

Bence Erkin Özalp diğer kitapları da incelemeli. Sonra Sol Yayınları mutlaka dava açmalı. Aleme rezil edilmeliler. Neyse, bu kadar ciddiyete gerek yok.

Öyle işkembeden "stalinist tahrifatlar ortaya çıkıyor diye saldırıyorlar" demekle olmuyormuş demek. Stalin bu, asılsız suçlamalarda bulunanları çırpıverir vallahi.

Bir de daha önce de demiştim; bir tanıdık araya girmeli ve Erkin Özalp diğer intihalleri de açığa çıkarmadan Agora Kitaplığı özür dilemeli ve kitapları baskıdan çekmeli. Yazıktır, Erkin hiç acımıyor. Tamam olmuş bir kere. Yakalanmayız sanıp heyecanlanmışlar. Stalin ve TKP'nin defterini de tartışmada düreceklerini sanacak kadar acemice bir telaştalar.

Geçenlerde bir haber izledim. Polis'in dur ihtarına uymayan iki genç istanbulda otomobille kaçmaya çalıştı. 1-2 saat sonra yakalanınca da "tamam korkup kaçtık ama özür diliyoruz, herkes hata yapar" dediler.

Ama Erkin Özalp ne yapıyor? Hani ağlatana kadar sorgulamak var ya, o heveste. Hırsız evine kadar kovalanmaz ki canım. Ayıptır. Herkes hata yapar.

Lenin çevirisi değil düpedüz "ayıplı mal"!

5 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4089

Gerçekten utanç verici. Hangi dilden yapıldığı bile belirtilmeyen bir çeviri zaten nasıl ciddiye alınabilir. "İşveren" komedisi ise her türlü kendi kendini aşağılamanın ötesinde. Bunu bile bir yolunu bulup pişkin pişkin savunurlarsa şayet, kesinlikle tebrik etmek lazım bu vatandaşların sahtekarlık konusundaki soğukkanlılıklarını. Klasiklerin ticari sömürüsüne karşı çok önemli bir teşhir görevini yerine getiriyor Erkin Özalp. Bu yayınevinin ilerici-devrimci okuyucuyu ne kadar ciddiye aldığı ortada, biz de onu o kadar ciddiye almalıyız. Aslında bu çevirileri alanlar "ayıplı mal" olduğu gerekçesiyle paralarını geri istemeli.

FBA'dan cevap isteriz

5 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4091

Dün haberin yayınlandığını gördüğümde, eğlenceli yorumlar okuyacağımı düşünüp sevindim. Fakat hala karşı taraf bir cevap vermiş değil.
Bunu Erkin Özalp'in stalinist, yurtsever, laikçi tetikçiliği bırakıp troçkizan eğilimler edindiği şeklinde mi yorumlamalı acaba?
Yoksa Erkin Özalp'in kitabı almış olması (Tabi ki faturasını göstererek önce bunu kanıtlaması lazım) Ferit Burak Aydar ve Osman Akınhay'ın yegane tutundukları dal olan "Erkin Özalp kitabı almadan ne biliyomuş intihal olduğunu?" savunmasını da ekarte mi etti?

Mizahi Ali Mert Bey'in kuyruk acısının sebebi

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4106

eğlence eksik olmasın tabii hayatımızda

osman hocam (bu maili sizin yayinevi adresinize de gonderiyorum), siz
nedense hiç hatirlatmiyorsunuz ama, bu tartışmayı uzaktan takip ederken,
aranızdaki alakaya tanık olmuş biri olarak çorbada benim de tuzum bulunsun, eğlence renklensin istedim...

dört beş sene önceydi

Mizahi Ali Mert beyefendi bir kitap yazmışmıştı, çöp kitabı mıydı neydi

o kitabini bastirmak için gönlünden geçen yayinevinin adi neydi: AGORA
KİTAPLIĞI
kitabi oradan yayinlansin diye araya ricaci (özgür öğretmen) sokup kapisini
çaldigi yayinevinin adi neydi: AGORA KİTAPLIĞI
o ricaci vasitasiyla mutlaka görüsmek istediği ve kitabini takdim ettiği
editörün adi neydi: OSMAN AKINHAY
bir süre sonra, yayinlanmaya değer görmeyerek dosyasini reddeden
ve kabiliyet ustamızı pek üzen editörün adi neydi: OSMAN AKINHAY

Mizahi Ali Efendi'yi saldırganlaştıran bu kuyruk acısının kaynağı bilinsin

ve sonra tabii ki

eğlence bütün hızıyla devam etsin

The show must go on...

Doğrucu Davut...

hoşgelmişsin

6 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4107

oooh, ne hoş olmuş böyle "mahalle kavgası" havası, "kuyruk acısı" falan. başka da "silah" kalmadıydı herhalde. yalnız, kitap dosyasının agora'ya uğradığını bilenler ali mert, "özgür öğretmen", kemal özer, hayri erdoğan ve osman akınhay olduğuna göre, bilin bakalım "doğrucu davut" kim oluyor?

hoşgelmişsin osman hocam, adını da kullanabilirdin. emperyalizm kitabındaki yağmayla ilgili süslü yanıtlar da verebilirdin. sen bilirsin. böylesi de güzel. bir de niye kendine -yayınevi adresine - mail atıyorsun, onu anlamadım... 

son olarak, "bababa-bebebe" kitabını bitirdim, yayınevi arıyorum, yardımcı olursan sevinirim.

kal sağlıcakla.

agora'ya ugrayinca ne oldu

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4108

agora'ya ugradin yani

ve avucunu yaladin

cok mu uzulmustun?

evet, mahvolmuştum, günlerce,

6 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4109

evet, mahvolmuştum, günlerce, aylarca kendime gelemedim. "neden ben", "neden ben" diye ağladım. kuyruğumun ya da kuyruksokumumun orada (tam yerinden emin değilim) bir acı birikti de birikti.

neyse, kitap dosyalarım yayınevlerince reddedilince hep olur böyle. sonra da pusuya yatarım, onların bir açığını beklerim. arkadaşlarım var, onlara da sipariş veririm. katıldığınız toplantılarda yapılan alıntılara falan dikkat edin derim, agora'nın bir yamuğunu bulursanız bana haber verin. kırmazlar beni, verirler haberi. sitesini de açtım bunun, haberveriyorum diye.

neyse, göndereyim mi "bababa-bebebe"yi sana, göndermeyeyim mi? 

selam...

Mizahi olamayan Osman Akınhay'a mizahi olmayan öneri

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4110

Ben yukarıda "Ali Mert mizah öyküsü yazsa..." diye yazan kişiyim. Çöpten Kitap'ı okudum. Daha sonra yazdığı Kundan Kitap'ı da okudum. Keşke siz de okusaydınız. Hem biraz derinlik kazanırdınız hem de o kitapları yazan birinin "demek kitabımı basmadınız haaa" diye bir kuyruk acısının olamayacağını anlardınız.

Gördüğünüz gibi siz mizahi olamadığınız için ben de anlayacağınız dilden yani ciddi yazıyorum. Mizahi olmayan önerim şu:

Madem anılan kitaplarda ihtihal bulunmuyor, neden dava açıp hakkınızdaki bu kuyruk acısına dayanan karalama kampanyasına dur demiyorsunuz? Mahkeme muhtemelen bilirkişi heyetine başvurur. Kanıtlar sunulur, savunmalar yapılır, hakkınızı yedirmemiş olursunuz. Madem ortada intihal yok, bu kuyruk acılı yurtsever tetikçi stalinist kemalistleri pişman edersiniz. Benim önerim budur. Eğer bu tartışmada özür dileyip geri adım atmazsanız zaten ben 2 ay sonra tüketici mahkemesine vereceğim sizi k.a.'nın bir yorumunda dediği gibi ayıplı mal satışından.

NOT: AŞAĞIDA MİZAHİ BİR ÜSLUP KULLANILDIĞINDAN OSMAN AKINHAY'IN BU BÖLÜMÜ OKUMAMASI TAVSİYE EDİLİR.

Ali Mert'in Kumdan Kitap ve Çöpten Kitap'dan sonra Boktan Kitap adlı bir çalışma hazırladığı kamuoyuna yansıdı. Ben de "bu memlekette boktan kitap yazmak için malzeme sıkıntısı çekmez ama ağırlığı nereye verecek acaba" diye düşünüyordum. Bu tarıtışmalarda beni bu düşünceden kurtaranlara teşekkür ediyorum.

zekada sınır yok maşallah!

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4112

ben neden akınhay olayım ki, kimin kitabinin nerden geri çevrildiğini bir suru kişi bilir, daha dun iki kişi arasında konuşulan şey bile dünya için sır değilken, beş sene önce beş kişinin bildiği bir adi kitap bastırma vakası niye bilinmesin ve neden beş kişi arasında kalsın, bunu da ancak ali mert zekasi tasavvur edebilir

hem, kendi partisinin yayınları falan dururken ali mert agora kapısında ne arıyordu acaba, bugun sövup saydığı bir yayınevi ona çok istediği itibarı mı sağlayacaktı?

neden gitmiş agora'ya, araya ricacı koyup 'troçkistlerin' kapısına?

d.d.

IP diye bir şey var

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4113

O yorumun hangi IP'den yazıldığına bakın. Bir de Osman Akınhay'ın daha önce yazdığı yorumun IP'sine bakın. Değilse bir şey kesinleşmez ama aynı ise doğrucu davutun kim olduğu netleşir.

Olabilir

6 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4114

Olabilir, diyelim ki Ali Mert garazından saldırıyor, diyelim ki Erkin Özalp'i de ayartmış. Var sayalım yani...
Peki bu kadar açık ve ikna edici kanıtlarla ortaya konmuş hırsızlık vakası (vakaları) telafi mi edilmiş oluyor?
Yazıklar olsun size! Bir de solcuyuz diye geçiniyorsunuz. Emeğe saygısı olmayandan solcu değil, insan bile olmaz. Bırakalım Muzaffer Erdost'u, kendinize bir gıdım saygınız olsa çıkar özür dilerdiniz.
Sizin gibiler yüzünden solcuların halkın gözünde itibarı kalmadı.

d. d. jackson

6 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4115

haklısın, ben ettim, sen etme. ne belli osman akınhay olduğun, onun "sırlar"ı yaydığı bir dostu, hatta düşmanı bile olabilirsin. diğerleri geveze değildir, bilirim! takılma zaten o kadar, ben de ali mert değilim. borges de "siz borges misiniz?" diye soranlara "bazen" dermiş, olur öyle şeyler.

çeviri disiplini içerisinde yahut kendi merceğinden bakarak anti-stalinist bağlamda söyleyeceğin şeyler varsa, onlara geçelim. 

benim kitaplara ise yayıncı bulamıyorum zaten. itibarlısı, itibarsızı hiçbiri "şey" yapmıyor. o yüzden soruyorum "bababa-bebebe"yi göndereyim mi diye. gerçi bu son yaptıklarımdan/yazdıklarımdan sonra çok ümitli değilim. affeder misin? 

bir de, moderatör olduğumdan kelli, ay-pi (IP) numaraları gözüküyor, hani başka başka ziyaretçiler kılığına bürünüp yazarken arada bilgisayar değiştirip bunu öyle denemelisin. gerçi aynı ip'den olsa bile ne olacak, bilgisayarıma başkası oturmuş da yazmış dersin. malum, orada hırsızlık vakası çok yaygın.  

hürmetler d.d.'cim. 

aklıma gelmişken, d.d. jackson diye sevdiğim bir piyanist var. "peace song" albümünü tavsiye ederim.  

İğdişlerin iktidarı

6 Ağustos 2010, yazan Ayşe K.,
Yorum no: 4116

Bu beyefendiler bizimle alay etmeye devam ediyorlar… Şimdi de ofis dedikoduları çıktı karşımıza.

Bize ne Ali Mert’in kitabı için yaptığı görüşmelerden… Bize ne Erkin Özalp’in siyasi yönelişinden… Bize ne TKP ile derdinizden… Bize ne büyüklü küçüklü, solcu sağcı gazete, dergi köşelerinde size pervasız jestler sunan hempalarınızla giriştiğiniz süslü aklama projelerinizden, boş karalama laflarınızdan…
 
Bu söyledikleriniz gün gibi açık hırsızlık kanıtlarına bir yanıt oluşturuyor mu ya da hiç olmazsa bir yanıtı çağrıştırıyor mu? Böyle safsatalarla gizlenebilir mi yaptığınız hırsızlık?
 
Bırakın artık “kuyruk acılı” sapmalarınızı, bırakın ver ver bitmeyen, illallah dedirten “sosyalist” akıllarınızı. Bundan sonra giriştiğiniz her işte karşınıza çıkacak olan açık hırsızlık kanıtlarına, metinlerinizde kaçak yolcu gibi sırıtan kelimelerinize, atladığınız, düzeltmeyi unuttuğunuz ya da aynen kopyaladığınız kelime ve cümlelerle dolu hırsızlık örneklerine, cevap verin siz.
 
Bu hırsızlık kanıtlarına bir sonraki yanıt, Mert’in ya da Özalp’in eski sevgilileriyle takıldığı mekanlarla mı ilgili olacak?... Fakat bu ne ucuzluk, bu ne utanma eksikliği, bu ne pişkinliktir ki Lenin’in büyük eserinin altında, çevirisini çaldığınız Sol Yayınları emekçisi, yaşamını, sonuçlarından sizin gibilerin de yararlandığı ve şimdi kendisine bu kadar basitçe saldırmak için kullandığı, onurlu amaçlar uğruna mücadeleye adamış bir sosyalist aydının, Muzaffer İlhan Erdost’un adının geçtiği, yazılarının okunduğu konu altında bunları söyleyebiliyorsunuz/söyletebiliyorsunuz. Bu kadar basitleşebiliyorsunuz!
 
Sizin açınızdan, “devrimci” geçindikleriniz de dahil, bütün siyaset ve yayıncılık çevrelerinde rezil olmanızdan başka bir şekilde sonuçlanamayacak bu hırsızlık meselesini, öyle görünüyor ki, ancak bir şekilde kotarmaya çalışabilirsiniz, o da, sizler gibi, bulunduğu yerde tutunmak adına yeteneksizliğini ve zayıf karakterini maskelemek zorunda olan, işi gücü bin bir zorlukla, emekle yaratılmış değerlere saldırmak, bunun için hileli, ucuz oyunlara girişmek olmuş düşünce ortaklarınızla bir araya gelerek.
 
“İğdişlerin iktidarı birleşti” diyordu, sevmediğiniz, Lenin’in öğrencisi Sovyet lideri… Basını yayını sanatı siyaseti… Döndünüz, dolandınız, birleştiniz; şimdi de hızla yozluk çukuruna yuvarlanıyorsunuz. Çevrenizdeki her şeyi de kirletmek istiyorsunuz.
 
Artık iyice mide bulandırıyorsunuz!
 
 

Osman Akınhay'ın pek zeki düşmanları...

6 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4120

Yazılarında Türkçe karakterlerin bir bölümünü İngilizce karakterlere dönüştürürken bir bölümünü de dönüştürmeyerek ortaya bir “çorba” çıkaran kaç kişi vardır?
 
Yazılarında paragraflarının pek çoğunun sonuna herhangi bir noktalama işareti koymayan kaç kişi vardır?
 
Yazılarında bazı paragrafları büyük bazı paragrafları küçük harfle başlatan kaç kişi vardır?
 
“Yayımlamak” yerine “yayınlamak” diye yazan kaç kişi vardır?
 
Ali Mert’in bir kitabını yayımlatmak için Agora’ya başvurmuş olmasını bu tartışmalarda “koz” niyetine kullanmayı düşünebilecek kaç kişi vardır?
 
Agora Kitaplığı’nın çıkardığı “Emperyalizm”in bir çeviri yağması olduğunu ortaya koyan bir yazının altına “Doğrucu Davut” imzasıyla bir yorum ekledikten kısa bir süre sonra, aynı bilgisayarı kullanarak, bu sefer de imzasız bir yorum yazacak (ve bu kez hiç Türkçe karakter ve büyük harf kullanmayarak herkesi kandırabileceğini zannedecek) kaç kişi vardır?
 
Peki, bütün bu özelliklere aynı anda sahip olabilecek kaç kişi vardır?
 
Merak işte...
 
Ama buldum!
 
Bir zamanlar Osman Akınhay’ın yakın çevresinde bulunup da sonradan ona düşman olan biri, bu siteye daha önce eklediği yorumları inceleyip, Akınhay gibi yazmaya çalışmıştır herhalde, bu tartışmalarda daha bir rezil olsun diye!
 
Tebrik etmek lazım Akınhay’ı, bu kadar zeki düşmanları olduğu için... Kendisi de biraz nasiplenmiş olsaydı, bu “zeki düşman”larının zekalarından, hırsızlık yaptıklarının açığa çıkarılması karşısında daha zekice davranabilir, vaktinde özür dileyebilirdi...
 
Boş tartışmalar bunlar...
 
“Emperyalizm” diyorduk, Agora Kitaplığı’nın çeviri yağması diyorduk... Var mı bunlara bir cevap?
 
 
Kaynaklar:
 
“Doğrucu Davut” ve “d.d.” kişisinin yukarıdaki yorumları ve Osman Akınhay’ın önceki bir yorumu:
 
 

Sorun tamamen "duygusal" bence

6 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4121

Ama siz de yapmayın. Biraz mantıklı ve insaflı olun. Adamların konuyu mümkün olan en sığ sulara çekerek boğma dışında bir şansları var mı? Sonuçta ortada süslü politik lafların ötesinde "ticari" bir girişimin zarar görmesi riski var.

Osman Akınhay'a tavsiye

8 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4136

Sorsan bir kişi baştan sona okumamıştır kitabı. Kanıt namına verilen cümlenin öncesini sonrasını bilmez; hangi anlamı verdiğini; sonraki cümlede neye bağlandığını; özündeki değişikliği görmez; kimseye de göstermezler. Gösterirsin kabul etmezler. Tekellerine almaya çalıştıkları Lenin'in başka bir anlayışla çevrilmesini hazmedemezler. Lenini stalinin tahrifatlarıyla tanımışlardır, gerisini kurcalayıp ta fincancı katırlarını ürkütmeye kalkana sopayı gösterirler. stalinist baskı altındaki resmi kurumlarda tahrif edilmiş Lenin eserleri daha önce adını bile duymadıkları Lars Lih gibi araştırmacılar tarafından yeniden ele alınmış. Sekiz yüz küsur sayfalık kocaman bir yapıta dönüştürülmüş. Lakin hem cahil hem hazımsız iftiracılar birliği biz böyle bir bilimsel araştırmadan neden faydalanmayalım diyen çevirmene sırf stalinist olmadığı için hakaret üstüne hakaret yağdırırlar.

Zamanın birinde kuyruğu koparılmış sürünün başı yapacak işi kalmadığı için internet ininden savaş açar; hazımsızlığını kusacak bahane arar. böyleyken böyle der stalinist gericilikte buluşmuş rahatına düşkün şehirli küçük burjuva şakşakçıları da onu izler. Yeni değil tek değil. Yardakçılık, tetikçilik, iftira, çamur. İşte size yurtsever gelenek.

Benim tavsiyem Osman Akınhay bu hakaretler ve iftiralar hakkında dava açsın. Şu cahilleri bilim düşmanlarını oyuncaksız bıraksın.

Tavsiyeciye tavsiyeler

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4139

Sayın tavsiyeci, 

Demek ki, siz okumuşsunuz kitabı baştan sona... Üstelik meseleye hakimmiş gibi yazmışsınız...

Osman Akınhay ile Ferit Burak Aydar'ın (henüz) yap(a)madıklarını siz yapın o zaman... 

1) Cemal Süreya tarafından yapılmış olan "Emperyalizm" çevirisinde bulunup da, Ferit Burak Aydar tarafından düzeltilmiş olan şu "Stalinist tahrifatlar" hangileridir, gösterin!

2) Daha önce gösterilmiş olup da kabul edilmemiş olan tahrifatlar hangileridir, gösterin!

3) Ferit Burak Aydar bile Lars T. Lih'in (yine Aydar'a göre en önemli olan) tercihlerini pek fazla dikkate almazken biz niye çok çok önemseyelim, izah edin! ("800 sayfa"lık bir eserle karşı karşıya bulunmamız yeterliyse, bu tavsiyeyi yok sayabilirsiniz...)

4) Kitabı okuduğunuza ve bu kadar iddialı bir şekilde yazdığınıza göre, yukarıdaki örneklerin "hazımsızlık"tan başka hiçbir şeyi ifade etmediğini "bilerek" iddia ediyorsunuz. Buyrun, paylaşın o bildiklerinizi!

5) Yardakçılık, tetikçilik, iftiracılık, çamur atma, şu bu... Dilimizde bu sözcüklere benzer daha yüzlerce, binlerce sözcük ve deyim var... Bunları sıralamakla uğraşacağınıza, yukarıdaki örneklerin neden "hırsızlık kanıtları" olmadığını kanıtlayın, çok daha ikna edici olursunuz!

Bunların dışında, Osman Akınhay dava açsın tabii ki... 

Ve yine bunların dışında, bu tartışmada her tür hakareti yağdıran tek bir taraf var: Osman Akınhay ve Ferit Burak Aydar cephesi... Size son tavsiye: Okuyun bakalım tartışmaları, bugüne kadar, "hırsızlık" yapıldığını ortaya koyarken, "hakaret" içeren herhangi bir ifade kullanmış mıyım? 

Hırsızlığı ortaya koymam, en ağır saldırı tabii ki... Varsa bu konuda söyleyecekleriniz, varsa ortaya attığım iddiayı çürütecek kanıtlarınız, onları konuşalım/yazışalım... 

Ama yok eğer siz de "İnternet ininden" saldıran şahsiyetsiz şahıslardan biriyseniz, yolunuz açık olsun...

Tavsiye mi?

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4140

Osman Akınhay'a neden buradan tavsiye verilir ki? Demek ki Akınhay'ın düzenli olarak bu siteyi takip ettiğine ilişkin bir kanaat yerleşmiş.

ben osman akinhay

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4144

böyle başlayım da kolaylık olsun, sizi zahmetten kurtarayım, öyle IP kontrolleri, cümle analizleri, Osman Akınhay üslup araştırmaları, oldu olacak bir kürsü kurun bari, toptan kafayı yemişiniz, kimse size gülünç olduğunuzu fısıldamıyor mu, demek ki iki arkadaşım daha üç kıtır atsa size, altı ay bunlarla uğraşacaksınız, boş gezenlerin boş kalfaları (bilginiz olsun: hem 'yayım', hem 'yayın'; yazar kitabını 'yayinlar', yayıncı o kitabı 'neşreder', 'yayımlar'; üslubumu didiklerken bari cehaletinizi açık etmeyin)... ne yani, onca lafı edip, ali mert'in bir aracıyla görüşerek agora'dan kitap yayınlatmak istemesini hatirlatmak için mi dublör kullanacağım, aklınızı seveyim sizin... madem biriniz yazmış 'eğlenceli yorum bakıyorum' diye, bir arkadaşım da 'hadi eğlenin' demiş, ama o ne, bir hiddet, bir köpürme, bir hafiyelik!

benim yayınevine her ay 10'dan fazla, yilda 100 civarında dosya gelir ve disaridan gelen bu dosyalarin beş-alti tanesi dışında hepsini geri çeviririm, katalogumu çok büyük çoğunlukla kendim oluştururum, onun için, benim nezdimde o kadar vaka-yı adiyeden olan böyle bir şey için mi o bilgisayar bu bilgisayar dolanacağım?..

geçelim, ben sizi hak ettiğiniz kadar (ne eksik ne fazla) ciddiye aldım, http://www.soldefter.com/2010/07/12/agoranin-ne-yapmali-cevirisi-nicin-s..., benim cevabım budur, ne yazsanız umurumda değil: Agora Kitaplığı'nın Lenin külliyatı 'parti çevresi' olarak sizi rahatsız ediyor, esas amacınız da taraftarlarınızın kafasını bulandırarak Agora'nın Lenin kitaplarından uzak tutmak, bu kadar, nokta.

Emperyalizm için yazdıklarınızda yeni bir mantık olmadığı gibi, niyeti açik eden bir cinlik ayan beyan ortada: "Bazı cümleleri çok değiştirmiş, bazı cümleleri az değiştirmiş..." Oldu, gözlerim doldu. Siz bir tek kendinizi mi akıllı sanıyorsunuz? Hani utanmasa, "bazı cümlelerin hepsini değiştirmiş" diyecek, yeter ki maksat hasıl olsun!..

Hem, hırsız olan biz isek, rezil olan biz isek, bunu kanitladıysanız (iddianız da bu değil mi), daha ne, iyi işte, ne ala, hedefinize ulaşmışsınız. Oysa bir gerginlik, bir huysuzluk her birinizde. Çıkaramadığınız bir hınç var besbelli. Yoksa iddia ettiğiniz derecede haklı olup, herkesin fark edeceği ölçüde sinirli ve hırçın davranmaz, sakin sakin zaferinizin keyfini sürerdiniz. Gördüğümüz resim ise tam tersi; biz sakiniz, çalışıyoruz, kitaplarımızı yayınlıyoruz, siz nişadir sürülmüş gibi oraya buraya tos atıyorsunuz. Dalga geçmeler, suçlamalar, hakaretler, belden aşağı öyküler, solun itibarini sifirlamiş olduğumuz saptamalari, ve saire. aman bana ne, kumda oynayip durun...

Şürekanızdan birilerine karşı bundan böyle herhangi bir cevap da yazacak değilim. Kimileri üretir, kimileri etek çekiştirir durur.

Zaten sizi 'takan' da yok galiba, baksaniza, bir haber sitesi kuracaksınız, iki-üç aydır manşetten iki üç yazı hep Agora ile Akınhay; türkiye gibi her çeyrek saatte gündemi değişen bir ülkede sizi ırgalayan başka hiçbir şey yok anlaşılan...

azıcık izanınız olsa, kendi sitesinizin değerini böyle ayaklar altina almazsiniz...

uğurlar olsun...

Osman Akınhay'a ikinci tavsiye

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4145

Siyaseti onu bunu bilmediğin Lenini anlamadığın gibi çeviriyi de bilmiyorsun. Bir yerden bir şey tutturmuşsun ötüyorsun da ötüyorsun. Sana deniyor ki Lenin anlaşılmak için sade ifadelerle yazan biri. Devrimci pratiğin içinde yazıyor tüm bunları kah kulübede kah kütüphanede. Sıcağı sıcağına işçilerin okuyacağı metinler bunlar. Kıçının üstünde devrim mücadelesi verecek entellere yazılmamış senin anlayacağın. Herkes basit ifadelerin nedenini bilir. Siz kültür merkezi solcusu olduğunuzdan “kelli” devrimci pratik içinde bulunmak, eser sunmak nedir ne değildir nerden bileceksiniz. Geç bir kalem.

İki. Sade yazması yüzündendir, çeviriler Türkçeye bazen ancak bir şekilde aktarılır. Başka bir şekilde çevirmek için süse kalkarsan özünü ve ruhunu bozarsın. Buna da hakkın yoktur. O süsü şiir çevirisinde yaparsın.

Bunların hepsi bahane. Benim işim değil sana cevap vermek. Sadece başını okuyabildim ama biri çıkıp senin de çevirilerini baştan sona okumalı bakalım o kadar çamur attığın Sevim Belliyle ne benzerliklerin var veya özgül olacak diye ne hataların var. Sen “insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar” cümlesini Türkçe hatası da yaparak –lar ekini atarak çevirmişsin. Başka türlü çevirmenin aptallık olacağı cümle için sana intihal yaptın densin mi şimdi.

SB: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yeterli değildir.

EÖ: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez.

SB: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçirdiği evreleri, ana çizgileriyle özetleyelim.

EÖ: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçtiği aşamaları, genel hatlarıyla özetleyelim.

SB: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında yokolup gideceğini önceden haber vermişti.

EÖ: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti.

Şimdi ben sana böyle 40 tane bulsam sen de intihalci mi olacaksın, böyle komik iş mi olur be müfteri adam! Be cahil! Be kendini bilmez!

Lakin bunların derdi başka. Yukarda söylediğim gibi Lenin çevirisinin stalinst yorumlanışına alışmışlar. Beyinlerini stalinle yıkadıkları tabanlarına başka bir perspektifle çevrilmiş Lenin’i başka bir anlayışla yorumlanmış Lenin’i tanıtmak işlerine gelmiyor. stalinin iftiralarını sahiplenmiş adı komünist kendi küçük burjuva parti çevresi kalkmış bize ders veriyor. Gözümüzü kulağımızı tıkayıp dünyada yapılan yeni araştırmalardan nasiplenmeyelim istiyor. Kendileri Lenin çevirene kadar çünkü kendileri çevirince bok atmayı biliyorlar Sol Yayınlarıyla yetinelim istiyorlar. Kendilerinin siyasette başka bir numarası kalmamış ancak oturdukları yerden Marksçılık Lenincilik stalincilik yapsınlar. Tek meşru siyaset yolları bu. Buna da dil uzatınca kancayı fırlatırlar tabi. Öbür yandan kendini Troçkist Agora’ya pazarlasın, Troçkist Agoranın Troçkist editörü kabul etse sorun yok, üyeleri orda burada abidik gubidik insanlarla iş yapsın, onda sakınca yok. Partiye dalarsam hele hem ağzım hem klavyem bozulur.

Osman Akınhay’a ikinci tavsiyem de şöyle. Üşenmeyin bunun da çevirilerini siz inceleyin. Bakalım bu ne tür bir intihalci.

Lenin Rediscovered

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4146

Tavsiyecilerin yorumlarından Lars Lih'in Lenin Rediscovered eserinin okunmadığı o kadar belli ki... Zira söz konusu kitabın Stalinist tahrifatlarla falan ilgisi yok. Merak eden bakabilir... Kitabın bu konudan bağımsız biçimde 3 bölümünü okumuş biri olarak söylüyorum ki kitap bir sol tarih yazımı denemesidir. Özel olarak Leninist anlayışın nasıl oluştuğu ve evrildiği, değişik ekollerin Leninizm içinden nasıl çıktığına ilişkin bir kitaptır. Öz olarak da anti-Leninist kabul edilebilir. "Stalinizm" ile Leninizm arasında Ne Yapmalı (*) üzerinden bir süreklilik görüp, "Stalinist zihniyet ve günahları" Lenin'e yıkmak gibi kestirme bir yol, kitabın her yerinde apaçık meydanda.

Kitabın merkezinde de Ne Yapmalı? duruyor. Bunu sanki, gerçekten Lenin'in eserlerinin "Stalinist tahrifatı" üzerine odaklanan bir kitap gibi göstermek bile iyi niyetli olunmadığının göstergesi. Üstüne üstlük okurlarsa arada yazar tarafından söylenen "I stand with Stalin against the academic and activist consensus" gibi cümleler görürlerse şaşırıp kalabilirler.

Bu kadarla da kalmaz aslında. Bir intihal tartışmasını siyasal düzeleme çekerek "yırtmaya" çalışanlar, bu esnada nelere sarıldıklarının farkındalar mı? Mesela Trotski'nin Ne Yapmalı'yı asla kabul etmediği, devrimden sonra bile Plehanov ile aynı noktada durduğu argümanını kabul edecekler mi acaba? Yıllardır Trotski'nin ağzından tekrarlayıp durdukları "Lenin benim devrim teorimi aldı ben Lenin'in örgüt modelini" safsatası nice olacak?

Çeviri meselesine gelirsek...

Lars Lih'in Ne Yapmalı'nın 4 farklı çevirisi üzerine yaptığı yorumların hangisine FBA çevirisinde itibar edilmiş ki şimdi Lars Lih'e sarıldılar? Daha kitabın hangi edisyondan çevrildiğine ilişkin bile bir bilgi yok.

Bu da benim kafamı meşgul eden başka bir soru.
______________

(*) Ne Yapmalı'nın ders kitabı yorumlaması olarak adlandırıyor bunu Lih... Öyle ya da böyle Marksist klasiklerin düz okuma ve yorumlamalarla iğdiş edilmesi meselesine ülkemizden ilk itiraz da ne hikmetse "stalinist" cenahtan yükselmiştir. Yalçın Küçük'ün konu ile ilgili yazısını tavsiye ederim.

iki arkadaşın attığı üç kıtır

9 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4147

iki arkadaşın attığı üç kıtır hoşuma gitti osman hodja. yüzlerce kitabı reddederken onlardan birini seçip al şunların içine bir kıtır at da ona sarsınlar diye arkadaşlarına tavsiyelerde bulunman da hoş. onların, tavsiyelerine uyup yeni tavsiyelerde bulunması da hoş. yani, seni işinden gücünden alıkoyduğumuz yetmiyormuş gibi, kıtırcı arkadaşlarını da meşgul etmiş oluyoruz/oluyorsun. sırrı süreyya'nın polemiklerde hep dediği gibi; "yerim ben onları"...

bu arada kıtırcı arkadaşların hep troçkist diyor sana? öyle misin harbi? ben böyle işçinin sesi taraflarından diye biliyordum, şimdi böyle laf döküp çaktığın gelenek'te de osman akın diye yazmıştın. yanlış mı biliyorum? 

kal sağlıcakla

ali

 

Yavuz hırsız Erkin Özalp

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4148

SB: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yeterli değildir.

EÖ: Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez.

SB: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçirdiği evreleri, ana çizgileriyle özetleyelim.

EÖ: Fransız Devriminin 24 Şubat 1848’den Aralık 1851’e kadar geçtiği aşamaları, genel hatlarıyla özetleyelim.

SB: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında yokolup gideceğini önceden haber vermişti.

EÖ: Deniz tanrıçası Tetis, Aşil’e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti.

Şimdi anlaşılıyor. Erkin Özalp kitabı çevirir çevirmez Sevim Belli'ye niçin çamur atmış. Çeviriyi çal, sonra da daha anlaşılmadan Sol Yayınları'na ve Sevim Belli'ye saldır. Herkesi de kendin bil.

d.d.

Yazıklar olsun Agora paçavrasına!

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4150

Bu ne terbiyesizlik yahu. Sınırları o kadar genişlettiler ki iğrenç bir dünyadan saldıran insan dışı fantastik canlılardan farkları kalmadı. Ne tür bir "atlama" içerisinde olduklarını da son yorumcu kanıtladı, sol girişimciliğin bu kadar adileşebileceğine de inandırdınız sonunda. Bu attığınız çamurların izi kalmayacak ne yazık ki, çünkü o berbat izleri takip edenler çok şükür(!) ki solda durduklarını iddia edemezler. Yazıklar olsun. Bu denli bataklıkta olan Agora Yayınları'nın tez zamanda nefessizlikten boğulup gitmesini diliyorum ki bunun için elimden ne geliyorsa yapacağım. Burada defalarca yenildiniz ve her defasında daha da çirkinleştiniz. Size peşinizde koşacak ahmaklar lazım bu saatten sonra, onları bulamayacaksınız.

"Lenin Rediscovered" yorumunu

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4152

"Lenin Rediscovered" yorumunu yazan arkadaş acaba Yalçın Küçük'ün hangi ilgili yazısından bahsediyor bunu belirtebilir mi lütfen?

ceviri de-de'sine...

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4153

oturup burada kildiginiz nafile namazi yerine keske FBA'nin cevirilerini redakte etseydiniz, simdi hem bu tartismalar olmazdi hem de bu yasinizda boyle ucuz numaralara basvurup duzeyinizi kayit altina aldirmazdiniz.

Agora yayınlarından da Lenin alırım

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4156

Bu tartışmayı gördükten sonra Agora yayınları ile Sol Yay. klasikleri arasında fazla bir fark olmadığını gördüğüm için Agora Yay. Lenin çevirilerini alabilirim. Ancak onlar şu aralar diğerlerinden daha pahalı olduğu için almam.

Ama seneye, İngiliz konsolosluğunun oradaki Onpunto kitapçısında tanesi 2-3 liradan satılmaya başlayacaktır. Birçok Agora kitabı, aralarında vaktiyle hayli popüler gösterilmişler de var, Arundhati Roy'lar dahil, orada üç otuz paraya satılıyor. Yani 2-3 liraya düşünce Lenin kitaplarını da alırım. Eninde sonunda Lenin, ne kadar yanlış çevrilebilir ki...

Yavuz hırsız EÖ, Fransa'da sınıf mücadelesinde...

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4160

Durun, okumaya daha yeni başladım ve kitabın metninin ilk dört cümlesinde kalakaldım: Dörtte dört iyi isabet:

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 1:

Sevim Belli: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, suç ortağı Orleans dükünü büyük sevinç gösterileriyle belediye binasına götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı. ‘Şimdi bankacıların hükümranlığı başlayacak.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuş oluyordu.”

Erkin Özalp: “Temmuz Devriminden sonra, liberal bankacı Laffitte, compere’i (suç ortağı) Orleans dükünü zafer havası içinde Hotel de Ville’e (Paris belediye binası) götürürken şu sözleri ağzından kaçırdı: ‘Şu andan itibaren bankacılar hüküm sürecek.’ Laffitte devrimin sırrını açığa vurmuştu.”

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 2:

Sevim Belli: “Louis-Philippe’in hükümdarlığı sırasında egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimi idi: bankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madeni sahipleri, orman sahipleri ve toprak mülkiyetinin onlara bağlıbölümü, mali aristokrasi denilen kesim.”

Erkin Özalp: “Louis-Philippe döneminde egemen olan sınıf, Fransız burjuvazisi değil, onun bir kesimiydi: Bankacılar, borsa kralları, demiryolu kralları, kömür ve demir madenleri ile ormanların sahipleri, toprak sahiplerinin bunlarla birlikte hareket eden bir bölümü, yani mali aristokrasi diye adlandırılan kesim.”

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 3:

Sevim Belli: “Bu kesim, tahta yerleşmiş, meclise yasalar çıkarttırıyor, bakanlıklardan tütün bürolarına kadar kamu hizmetlerini ona buna dağıtıyordu.”

Erkin Özalp: “Bu kesim tahta oturuyor, meclislerde yasaları zorla kabul ettiriyor,bakanlıklardan tütün bürosuna kadar her yerdeki devlet memurluklarını dağıtıyordu.”

Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, sayfa 1, cümle 4:

Sevim Belli: “Asıl sanayi burjuvazisi, resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani meclislerde ancak azınlık olarak teslim edilmekteydi.”

Erkin Özalp: “Gerçek sanayi burjuvazisi resmi muhalefetin bir bölümünü oluşturuyordu, yani mecliste yalnızca bir azınlık olarak temsil ediliyordu.”

The show must go on...

Alıntı yaparken bile yalancısınız işte!

9 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4161

Biraz önce göstermiştim... Ama sizde hiçbir utanma yok ki! 

http://www.haberveriyorum.net/haber/akinhayin-arkadaslarindan-muthis-buluslar#comment-4158

Söz konusu "örnek"ler hakkında yazdıklarım da yukarıdaki yorumun biraz daha altında...

Soytarılar soldan temizlenecek

9 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4164

Ortaokul çocuklarının zekasıyla saldırmak sadece Melih Gökçek'e has sanıyordum, meğer ne çok soytarı varmış kendini solcu sanan. Yakında Erkin A deyince B-C diye devam da ettirir bu saray soytarıları.

"Ne yapmalı?", "Emperyalizm" ve kamuoyu...

9 Ağustos 2010, yazan EmrahKartaL,
Yorum no: 4169

Lenin'den yapılan "Ne Yapmalı?" ve Emperyalizm" çevirilerinde intihal suçu işlendiği ve ayıp mal üretildiği gerçeği haftalardır haberveriyorum'da  tartışılırken Osman Akınhay sadece yanıt değil "saldırı" üretti.  İkinci defa tartışmaya isimiyle katılırken, son katılımında "sizi kim takar ki?" dedi. Ben de bir derleme yaptım; kimler takmış bakalım...

- Çeviribilim sitesi  haberlerle konuyu değerlendirdi. Yaptığı röportajlarla taraflara söz verdi. Sİte son gelişmeleri takip ediyor.
 

-Erkin Özalp'in belirttiği "Ne Yapmalı?" çevirisindeki intihal suçunu, Osman Akınhay ve çevirinin sahibi Ferti Burak Aydar, Mesele dergisi ve Birgün gazetesinde "sohbetle" değerlendirdi.
 

- Radikal gazetesi "Çeviride Ne Yapmalı tartışması" konuyu haberleştirdi. Haber daha sonra Muzaffer İlhan Erdost tarafından leştirildi.
 

- Ekşisözlük ve İtüsölük'te konuyla ilgili girdiler yapıldı.
 

-ANF konuyu haberleştirdi. Farklı site ve portallar haberi kendi saylfalarında aktardı.
 

-Ali Cenk Gedik ve Asaf Güven Aksel soL Portal'daki köşelerinde intihali ve Osman Akınhay'ın saldırılarını yazdı.
 

Yani konu kamuoyu tarafından izleniyor ve tartışılıyor...

bir gözlem

10 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4179

EÖ’nün iddialarında ortaya koyduğu ‘hata kopyaları’na benzer birşey bulunmaması, onun intihal yapmadığı anlamına gelmez, ancak onun iddiasının bu tür kanıtlarla daha somut hale geldiği açıktır. Bu internet üzerindeki tartışmaya çeviribilim alanında otorite isimlerin ne zaman dahil ve taaraf olacağı önemlidir. EÖ ve FBA daha önce Türkçeye çevrilmemiş eserler çevirmişler ise bunlar üzerinde yapılacak inceleme intihal için bir turnusol kağıdı olacak denli belirleyicidir.

Tartışmayı başından beri takip etmekteyim ve konunun hakaret noktasına varan eleştirilerden tehditlere, yaralamalara! ne zaman taşınacağını merak etmekteyim. EÖ’nün belli siyasetlerle ilişkisi olduğu yorum sayfalarında ardarda girilen yorumlardan, savunuculardan belli, bu yazı da FBA tarafının benzer bir tepkisi gibi geldi bana.


Göksel Kılınç

Cevaba cevap...

11 Ağustos 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4190

Ferit Burak Aydar, çok uzun yazmış, ama açık kanıtları geçiştirmiş... Sonra da, Osman Akınhay gibi, bir daha bu konuda yazmayacağını yazmış...

Bu tartışmanın bu kadar uzamasının tek bir nedeni vardı: Osman Akınhay ile Ferit Burak Aydar’ın, “intihal” olayının açığa çıkması sonrasında sergiledikleri tutum...

Sıraladıkları hakaretleri, olayı “siyasi” (ve “ticari”) bir tartışmaya dönüştürmeye çalışmalarını, şu son dönemde uyguladıkları “kirli savaş” yöntemlerini vs. hatırlatmama gerek yok herhalde...

Onlar böyle yapınca, ben de, “müfteri” olmadığımı daha açık şekilde kanıtlamak için yeni örnekler çıkardım.

Bugüne kadar yazdıklarım ortada; örneğin, “bunlar Troçkist oldukları için böyle yapıyorlar” türü şeyler yazmadım; sadece, “intihal” tartışması yürüttüm...

Daha fazla örnek çıkarmama gerek olmadığını düşünüyorum. Agora’dan çıkan “Ne Yapmalı?” ve “Emperyalizm” kitaplarıyla ilgili yazılarda yeterince örnek var. Konuyla ilgilenenler, bunları inceleyerek bir karara varabilir...
 

Özeleştiri yerine laf salatası

11 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4191

Bay FBA yukardaki linki verilen yazıda aynen şöyle yazmış:

"Benzerliklerin olması neredeyse kaçınılmaz olan örneklerle, benzerliklerin olmadığı örnekleri ve yanlış çeviri demeye getirdiğin (açıkça yanlış da diyemiyor, ortaya laf atıyor) örnekleri bir çuvala tıkıştıracaksın, cevabını alınca da susup, yeni salvolara girişeceksin."

Bu bir cevap mı? Resmen okurla gözünün içine bakarak dalga geçiyor sayın FBA.

EÖ'nün verdiği tek bir örneği alalım:

CS: 100 milyon dolarlık adi hisse senedi, 150 milyon dolarlık imtiyazlı hisse senedi çıkarmıştı.
 
FBA: 100 milyon dolarlık adi hisse senedi, 150 milyon dolarlık imtiyazlı hisse senedi çıkarmıştı. (12)
 
İNGİLİZCE: It issued $100,000,000 common and $106,000,000 preferred stock.
Şimdi İngilizcesinde 106 milyon deniyor, Cemal Süreyya bunu 150 milyon diye yanlış çevirmiş, Bay FBA da aynı yanlışı aynen kopyalamış. Buradaki benzerliğin (de ötesinde aynılığın) neresi "neredeyse kaçınılmaz" acaba? Acaba çevirmenler genellikle 106'ya bakınca 150'yi mi görür? 75,3'ü 73,3 olarak, "tens of thousands"ı "on bin kadar" diye, in the sixties and seventies"i "1880-1890 yılları arasında" diye mutlaka yanlış mı çevirirler? Gerçekten buna inanmamızı mı bekliyor Bay FBA ve Agora editörü? Ben burada hiçbir "kaçınılmazlık" göremiyorum, böylesine temelsiz bir "kaçınılmazlık" argümanıyla hiçbir kopyacı ilkokul öğrencisi öğretmenini kandıramazdı. Diğer örneklerin neredeyse tümü aynı nitelikte. Peki bu durumda FBA utanmıyor mu? Gerçekten sınırsız bir pişkinlik sözkonusu.
 
Bay FBA ve destekçileri kusura bakmasın ama, Adnan Hoca bile bariz hatalarından bazılarını kabul edip düzeltmekte daha ilkeli davranıyor. Ve hatalarını dürüstçe kabul edip ciddi bir özeleştiri yapmasını bilmeyen birisi Marksist falan olamaz.

sadece dikkat dağılmasıymış

12 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4194

dikkat dağılınca 'birkaç' (yani otuz kadar) örnek çıkmış ortaya. abartmayın:

Metinde içinden çıkılması güç olan (bazıları İngilizcesinden ötürü, bazıları hakikaten zor) mevcut diğer çevirilerle karşılaştırmak çok daha gerekliydi. Ama anlaşılan o ki, bu şekilde malzeme elde edelim derken, düşmanın eline malzeme veriyoruz. Fakat bunların intihalle değil, doğrudan dikkat dağılmasıyla alakası var, zira müfterinin de verdiği örneklerde görülebileceği üzere, internetteki metinle alakası olmayan yerlerde de birkaç eksiklik ya da yanlışlık var. Belli ki bu çeviri, çok yoğun bir dönemime denk gelmiş, bu birkaç hata bana yakışmamış, daha iyisini yapayım derken, ortalamamın altına düşmüşüm. Nitekim Emperyalizm kitabına yazdığım Sunuş’un neden dipnotlarının ve bölüm başlıklarının olmadığı yönünde de birkaç arkadaşımdan (daha önce) uyarı gelmişti ve ben de bu kitap sırasında yoğunluğumun çok fazla olduğunu, her şeye yetişemediğimi söylemiştim. Fakat bu konulara (emekçi çevirmen vs.) girdiğimizde, ana-baba parasıyla solculuk yapmaya alışmış zengin çocukları öfkeden deliye döndüğünden, kısa kesiyorum.

Bay FBA'nın "ana-baba

12 Ağustos 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 4196

Bay FBA'nın "ana-baba parasıyla yaşamaması", "kendi ekmeğini kendisi kazanması","emekçi olması" ve "solculuğu da kendi kazandığı parayla yapması" tabii ki çok iyi, saygı duyulacak şeyler ama benim bildiğim kadarıyla belli bir yaştaki çoğu solcu için durum budur. Fakat herhangi bir işçi, özellikle de solcu bir işçi, yahu ben ana-baba parasıyla yaşamıyorum, o yüzden bu duvarı yamuk örebilirim veya bu parçayı yamuk tornalayabilirim (veya benim solculuğum bu kadar oluyor işte) dediği zaman ne kadar ciddiye alınırsa, bay FBA'nın mesleğinin emekçisi olma iddiasındaki bir insan olarak bunu bir bahane olarak ileri sürmesi de ancak o kadar ciddiye alınabilir. Hiçbir bilinçli emekçi, özellikle de solculukla, devrimcilikle, Marksizmle ilgili bir konudaki hatalarını küçük göstermek için böyle bir gerekçeye sırtını dayamaya kalkmaz. "Emekçi" olmak demek (özellikle de çevirmenlik gibi daha çok zanaatçılığa yakın bir meslek sözkonusuysa) işini üstünkörü yapan insan demek değildir. Emekçi sıfatını gerçekten hakeden bir çevirmenin böyle bir durumda herşeyden önce dürüst bir özeleştiri yaparak okurdan özür dilemesi beklenirdi. O zaman tabii ki hayatını bu işten kazanan bir insanın ülkemizdeki çalışma yoğunluğu ve koşulları gibi gerekçeler ciddiye alınabilirdi. Herşeye rağmen dikkat çekilen hataları düzelteceğini ima ediyor, bu da iyi birşey. Peki bunun için hem kendisinin hem de yayınevinin zaman ayırıp bu hatalara dikkat çekenleri "düşman" olarak görmek yerine onlara teşekkür etmeleri gerekmez mi? Erkin Özalp'a kişisel saldırılar da dahil olmak üzere bu kadar saldırdıktan sonra, onun dikkat çektiği düzeltmeleri alıp koymaktan utanmayacaklar mı?

 

 

AdaptiveThemes