Skip to content

130 bilimci, GDO yasaklarının sınırlanmasını istemiş

9 Nisan 2010, ekleyen Erkin Özalp

130 akademisyen ve araştırmacı, bir ay kadar önce, "Biyogüvenlik Kanunu'nda, bilimsel araştırmalarda kullanılan GDO ve ürünlerinin kapsam dışı bırakılmasını" talep etmiş. Bugüne kadar fazla yankı bulmayan ortak çağrı metninin imzacıları arasında yer alan Bilkent Üniversitesi Moleküller Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Mehmet Öztürk, Cumhuriyet Bilim Teknoloji'nin bugünkü sayısında çıkan yazısında, bilimsel araştırmalarda GDO kullanımının yasaklanmasının ne tür sonuçlar doğuracağını tartışmış. 

Çağrı metni şöyle (imzacıların listesi için Kaynak'a tıklanabilir):

"Genetiği değiştirilmiş tarım bitki (GDO) ve ürünlerinin ülkemize ticari kullanımını düzenleyen Biyogüvenlik Kanunu’nu destekliyoruz. Ancak, tasarıda her türlü GDO ve ürünlerinin araştırmalarda kullanımı, ticari kullanımla eşdeğer olarak ele alınmıştır. Kanunla, rekombinant DNA kullanımı gerektiren tibbi, biyolojik, farmasötik ve biyoteknolojik araştırmalarımız derinden etkilenecek, Türkiye’nin bilim ve teknoloji geleceği tehlike altına girecektir.

Biyogüvenlik Kanunu'nda, bilimsel araştırmalarda kullanılan GDO ve ürünlerinin kapsam dışı bırakılmasını talep ediyoruz.

Araştırmalarla ilgili düzenlemeler Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar dikkate alınarak yapılmalıdır." (Kaynak)

Mehmet Öztürk'ün " 'GDO'ların öteki yüzü ve modernleşme" başlıklı yazısı:

Kanser, hepatit, böbrek yetmezliği gibi ölümcül hastalıkların tedavisinde, ya da bazı virüslere karşı aşı olarak kullanılan bu ilaçların ithalatına her yıl yüzmilyonlarca doları harcıyoruz. Biyogüvenlik Kanunu ülkemizde bu tür ilaçların geliştirilmesi ve üretiminin önünü öyle kesmektedir ki, bu ilaçları üreten değil, sadece tüketen bir ülke konumunda kalmaya mahkûm olmuş durumdayız.
 
Geçtiğimiz yıllar içinde GDO kısa adı ile anılan “genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar” ülkemizde heyecanlı tartışmalara yol açtı. Bu tartışmaların öznesi olan GDO’lar tarım bitkileriydi. Tüketicilerden çiftçilere, çevrecilerden küreselleşme karşıtlarına, hayvancılıkla uğraşanlardan zirai ilaç ve gübre satıcılarına kadar uzanan geniş bir cephenin ateşli kampanyaları sayesinde, tarımsal GDO’ları bir numaralı halk düşmanı ilan ettik.
 
Bazı kesimlerin sözcülüğüne soyunan ya da kolay şöhret peşinde koşan konuyla alakasız birkaç üniversite hocası hariç tutulursa, ülkemizdeki GDO tartışmaları bilimden ve bilimsel verilerden çok uzakta cerayan etti. Sonunda öyle bir noktaya gelindi ki, GDO konusuna daha geniş bir perspektiften bakmaya çalışan bilim insanları, bırakın başkalarına, eşlerine ve çocuklarına bile söz geçiremez hale geldiler.
 
Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım bu “ulusal GDO hezeyanı” sayesinde, bundan böyle halkımızı bu “çok fena GDO’lara karşı” bir zırh gibi koruyacağı varsayılan bir BİYOGÜVENLİK KANUNU çıkarıldı. Kanunun bir saat önce çıkarılması için, iktidar ve muhalefet milletvekilleri, hiç de alışık olmadığımız bir dayanışma örneği verdiler.
 
Oysa, söz konusu kanuna yüzlerce akademisyen karşı çıktı. Kanun tasarısı hakkındaki çekincelerini ve değişiklik önerilerini, medeni bir yaklaşım içinde, devletin ve kamuoyunun yetkili kişi ve kurumlarına yaptıkları bir ORTAK ÇAĞRI’yla bildirdiler. Çağrıya imza atanlar arasında, Türkiye’nin övünç kaynağı olan ve hükümet yetkililerinin zaman zaman danıştıkları birçok bilim insanımız da yer almıştı.
 
Ancak, sayıları bir elin parmak sayısını aşmayan sorumlu birkaç kişi dışında, basın ve medya mensupları, bürokratlar, hükümet yetkilileri ve milletvekilleri bilim insanlarımızın çağrısına, ağız birliği etmişçesine, kulaklarını tıkadılar. Sonunda, ünlü Nature dergisinin “saçma” olarak tanımladığı kanun tasarısı, yüce Meclisimizce onaylanıp yasalaştı.
 
Yasa sayesinde Türkiye GDO’lar konusunda yeni bir döneme girdi. Artık, GDO’larla ilgili her türlü faaliyeti zapturapt altına alan “yasaklı” bir dönemdeyiz. Cumhuriyetimizin bu talihsiz dönemini, Osmanlı’nın matbaayı yasakladığı dönemle karşılaştırmak herhalde abartı olmayacaktır. Yasa sayesinde bundan böyle ülkemizde GDO üretemeyeceğiz. Ancak, paradoksal bir biçimde, başka ülkelerin ürettiği GDO ve ürünlerini Tarım Bakanlığı’nın izniyle ithal edebilecek, tüketebileceğiz.
 
Peki ne oldu da bilim dünyası yasaya karşı çıktı? Çünkü, yasa ile sadece tarımsal GDO’lar değil, her türlü GDO ve ürününü, özellikle bilimsel araştırmalarda kullanılanlar da aynı ölçüt ve yöntemlerle değerlendiriyor. Ülkede GDO’lar hakkında oluşan yanıltıcı görüş açısıdan bakanlar bunda bir yanlışlık olduğunu ilk bakışta fark etmeyeceklerdir. Oysa, kazın ayağı öyle değil.
 
DÜNYA ARAŞTIRIYOR
Bugün ülkemizde 10.000 kadar, dünyada ise iki milyonun üstünde olduğu tahmin edilen GDO, tarımla hiçbir ilgisi olmayan biyoteknoloji ve biyotıp araştırmalarında kullanılmaktadır. Kısaca “araştırma GDO’ları” olarak tanımlayacağımız bu organizmalar arasında fareler, zebra balıkları, sirke sinekleri, yer kurtçukları ve mikroorganizmalar başı çek- mekedir.
 
Araştırma GDO’ları çevreye kapalı ve sıkı güvenlikli koşullarda kullanıldıkları için, bunların yiyecek ve yemlere karışma, ya da çevreye yayılma riskleri çok düşüktür. Diğer bir deyişle, tüketicilerin ya da çevrecilerin araştırma GDOlarından çekinmelerini gerektiren bir durum söz konusu değildir. Araştırma GDO’ları, insana ve çevreye zarar vermek bir yana, son elli yıldır insanlığa çok büyük hizmetler sağlamış organizmalardır. Bazı örneklerle anlatmaya çalışalım. Ülkemizde “biyotek ilaçlar” olarak bilinen ilaçlar sayesinde milyonlarca hasta tedavi edilmekte, bebekler, gençler ve yaşlılar ölümün eşiğinden döndürülmektedir.
 
Kanser, hepatit, böbrek yetmezliği gibi ölümcül hastalıkların tedavisinde, ya da bazı virüslere karşı aşı olarak kullanılan bu ilaçların tamamı ithalat yolu ile temin edildiğinden, sosyal güvenlik kurumları her yıl yüzmilyonlarca doları sırf bu iş için harcamaktadır. Üstelik bu tür GDO ürünü ilaçların sayısı her geçen gün artmaktadır.
 
Araştırma GDO’ları işte bu tür ilaçların geliştirilmesinde ve üretiminde kullanılmaktadır. Bu tür ilaçlar insanlarda kullanılmadan önce hayvanlarda denenmekte, bunun için de GDO fareler sıkça kullanılmaktadır. Biyogüvenlik Kanunu ülkemizde bu tür ilaçların geliştirilmesi ve üretiminin önünü öyle kesmektedir ki, bu ilaçları üreten değil, sadece tüketen bir ülkekonumunda kalmaya mahkûm olmuş durumdayız. Araştırma GDO’larının en sık kullanıldığı alanlardan birisi de, insan hastalıklarının genetik temellerinin hayvan modelleri üzerinde açıklanması, bu modellerin kullanımı ile yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesidir. Bugün için radikal tedavisi mümkün olmayan felç, körlük, sağırlık, Alzheimer, otizm, diyabet, kanser gibi hastalıkların tedavisi, yaşlanmanın önlenmesi, saç dökülmesinden derin yanıklara uzanan ciddi sorunların giderilmesi, organların yenilenmesi gibi geniş bir yelpaze oluşturan bir alanda insanlığın geleceği araştırma GDO’larının kullanımına bağlıdır.
 
Araştırma GDO ve ürünleri, ayrıca hiç akla gelmeyecek yerlerde, örneğin nano boyutlarda çalışan bilgisayarların, nanomakinelerin ve nanorobotların geliştirilmesinde, savaş ajanlarına karşı erken tanıma, korunma ve tedavilerin sağlanmasında, mayın taramalarında kullanılmaktadır.
 
Araştırma GDO’larını ülkemizde yasaklamak, bütün bu gelişmelerden ülke insanını mahrum etmek anlamına gelmektedir. Yasayı hazırlayan ve onaylayan yetkililer farkında olmadan kendilerinin de onaylamayacakları bir sonuç yaratmışlardır. Yasa, başka ülkelerin bilimine katkı sağlamakla kalmayıp, Türk bilimine de büyük bir darbe vurmaktadır.
 
Ülkemiz, GDO savaşçılarının sorumsuzca yarattığı bu silahsız terör ortamı sayesinde onarılması güç bir hatanın içine sürüklenmiştir. Çünkü, sokaktaki insandan milletvekiline, çevrecisinden tüketici temsilcisine, küreselleşme karşıtından sanayicisine, tüccarından akademisyenine, aklı başında hiçbir vatandaşın, ülkemizin geleceğini bu kadar ucuz bir şekilde ipotek altına alan bu yasayı onaylayabileceğini tahmin etmiyoruz. Zaman geçirilmeden yapılan hatadan geri dönülmesi, araştırma GDO’larının yasa kapsamından çıkarılması ve bu GDO’ların üretimine konan yasağın kaldırılması gerekmektedir.
 
Bir kesim tarafından modernleşmenin bir göstergesi olarak sunulan, başka bir kesiminse Cumhuriyet rejimine bir tehdit olarak algıladığı anayasa değişikliklerinin tartışıldığı yoğun bir siyası gündem içindeyiz. Bu kritik günlerin eşiğinde kimileri “bilim beklesin” diyebilir.
 
Ancak, unutulmamalıdır ki; araştırmacılarının ellerinin-kollarının bağlandığı, ekonomisinin bilimden nasibini alamadığı, insanlarının hastalıklarla baş edemediği bir toplum, sadece anayasasını değiştirmekle daha demokratik, ya da daha modern bir toplum olmayacaktır.
 

İLGİLİ YAZILARIMIZDAN BAZILARI:

GDO karşıtları, gericiliklerinin farkında mı?

GDO'ya Hayır Platformu'na göre sadece insan yemeliyiz!

Küba, GDO teknolojisinde de iddialı

Bozulmayan sütler mi tehlikeli, 'bilimsel' uydurmalar mı?

 

 

 

AdaptiveThemes